26 Aralık 2013 Perşembe

MISIR (LUXOR-ASWAN)

                        EN BÜYÜK MEDENİYETLERDEN BİRİNDEN GERİYE KALANLAR



          Mısır'a 1993 yılında eşimle, İstanbul - Kahire - Luxor - Aswan - Kahire -İstanbul  güzergahını takiben gittik. Kahire havaalanına indiğimizde transit yolcu salonunda beklerken, Cam bölmenin dışında Mısır'lı erkeklerin bizlere sanki uzaydan gelen yaratıklarmışız gibi bakışları beni çok şaşırtmıştı. Neredeyse izdiham yaşanıyordu cam bölmenin arkasında.

          Aslında koskoca bir medeniyeti anlatmak bu küçük yazı sınırlarının çok ötesinde, ancak biz özetlemeye çalışacağız genel ve önemli gördüklerimizi.





         İç hat seferiyle Kahire'den, Luxor'a uçtuk. Havaalanından transferle Nil üzerinde 4 gün boyunca Luxor'dan, Aswan'a seyahat edeceğimiz otel gemimize ulaştık. Yanyana dizilmiş gemilerden geçerken ağır baharat kokuları rahatsız ediciydi. Hele birinde o kadar çoktu ki ,inşallah bu gemide kalmayız diye dua ettik. Neyse ki gemimizde o denli rahatsız edici bir durum yoktu.








          Önce biraz gemiden söz edeyim; Gemi bir otel gemi olarak inşa edilmiş. Banyolu odaları, geniş yemek salonları, çevreyi izlemeye uygun güvertesi ve güvertede spor aletleri olan bir gemi. Gece boyunca yolculuk ediliyor genelde gündüzleri ise  o büyük medeniyetin yaşandığı yerlere gezi yapılıyor. Genelde yemekler gemide yeniyor. Garsonlar erkeklere içki servisi yaparken, bir şey demiyorlar ama kadınlara servis yaparlen "haram,haram" diyorlar. Yemekler güzel sayılır ama bazılarında baharatı fazla bu nedenle  rahatsızlık verici olabilir. Akşamları gemide düzenlenen eğlenceler de hoş oluyor. Bu eğlencelerin olmazsa olmazı dansöz.


 
      Gemideki 4 günlük seyahatımız boyunca odamızın penceresinden zaman zaman, nehride yüzen "NİL GÜLLERİ" ni seyretmek oldukça hoş bir görüntüydü. Nil nehri oldukça uzun ve bir kaç ülke kateden ve bu ülkelerinin atıklarını da taşıdığı için, oldukça pis bir nehir. Ama buna rağmen nehirde yüzenleri görmeniz mümkün. Nil nehrinin yanındaki vaha oldukça canlı, burada tarım yapılıyor. Ancak düzlüklerin bittiği yerden itibaren çöl başlıyor. Bu genişlik bazı yerlerde Nil'den kilometrelerce bir mesafe iken bazı yerlerde sadece metrelere kadar düşebiliyor. Düzlüğün bittiği yerden itibaren hemen çöl başlıyor.Bu büyük medeniyet işte bu Nil havzasında kurulmuş, gelişmiş ve bitmiş. Geriye o medeniyetten sadece antik eserler kalmış. Sosyal yaşamda o medeniyetten eser göremiyorsunuz.



          FİRAVUNLAR (KRALLAR) VADİSİ




        Burası M.Ö. 1500 - 1000 yılları arasında ölen firavun ve önemli devlet adamlarının defnedildiği bir bölge. Dağlar oyularak bir dehliz haline getirilmiş, dehliz içinde az sayılamayacak bir mesafe yürünerek varlıyor firavun mezarına. Dehlizlede o dönemde yapılan resimler hala canlılığını koruyor. Firavunların buraya definleriniz sebebi, piramitlerin talan edilmesi  ve mumyalı olan cesetlerin sıcaktan çürümemesi olarak gösteriliyor. Orada bulunduğumuz sırada arkeoloğlar yeni buldukları bir mezar girişini açıyorlardı. Bu çalışmalar hala devam ediyor ve tam olarak ne kadar mezar bulunduğu henüz bilinmiyor.



       
         Mısır tarihinde tek kadın firavun Hatşepsut , tarihe oldukça derin izler bırakmış. Adına yapılan tapınağa uzunca bir yoldan ilerlenerek varılıyor. Bizim gezimizden sonraki günlerde, buraya gelen bir Alman turist gurubuna "Müslüman Kardeşler " örgütünce yapılan silahlı saldırı sonucunda , çok sayıda turist can vermişti.
       








          Krallar Vadisinde yapılan arkeolojik kazılar sırasında buluan bir mumyanın, Kraliçe Hatşepsut'a ait olduğu ortaya çıkarılmış. Resimdeki mumya da ona ait.






         LUXOR

         Nil vadisi çevresinde çok sayıda antik eser barındıran yerler var. Seyahatımız süresince bunlarda birkaçına uğradık. Bunlardan en çok ilgimi çekenlerden birisi "VERGİ METRE" nin bulunduğu tapınak. Bu tapınakta bir kuyu oluşturulmuş, nehrinin o yılki su seviyesini ölçen ölçü cihazı yaratılmış ve üzerine de skalalar yapılmış. Nehrin yüksek olması durumunda, verimin arttığına karar veriliyor ve dolayısıyla vergi de ona göre artırılıyormuş.





        Bir tapınağın girişinde keçi başlı aslan gövdeli heykeller sıralıydı. Anıtkabir'deki aslanlı yol gibi. Turdaki muzip bir arkadaşımız yüksek sesle " Şimdi bir hanımefendi ile konuştum, hanımefendi " Nasıl  böyle birşey olabilir gövdeleri aslan, başları boynuzlu keçi" dedi. Ben de ona " Hanıefendi siz kimsenin özel hayatına karışamazsınız "dedim ,demesiyle kahkahalara boğulmuştuk.





       Gezdiğimiz tapınaklarda en görkemli olanlardan birisi Luxor Tapınağıyıdı. Bu tapınakta gezerken rehberimiz duvardaki hiyoroglif yazılarından birisini okudu bize. Luxor'un erkekleri bir savaşa gidince tanrı RA tek başına kalmış Luxor'da. Savaş bitince erkeklerden geri dönmüş bir de bakmışlar ki kadınların hepsi hamile....





 
      Mısır halkı çok fakir, sokakta rahat yürüyemiyorsunuz etrafınızı hemen çeviriyorlar " bahşiş bahşiş " diye ellerini uzatıyorlar. Hatta bunu yapan polis ve asker üniformalılar da var.
          Mısır'da müslüman kadınlar evlenmeden önce renkli giysiler giyiyorlar ancak evlendikten sonra kara çarşaf giymek zorundalar.
       Ülke çok pis, insanlar da öyle. Dışarıdan deyim yerindeyse kabuklu yumurta bile yememelisiniz.




      Mısır'da heykel sanatı çok gelişmiş, sokak satıcıları veya hediyelik eşya satan dükkanlardan satın alabilirsiniz. Hatta ilk hiyeroglif yazılarının yazıldığı papirüs üzerine de hiyerogli yazılar veya tanrı resimleri yapılmış olarak ta satılıyor.  Ama bunların bazıları gerçek papirüs olmayıp sahteleri de olabiliyormuş, muz gövdesinden yapılan. Ama anlaşılması kolay değil şansiniza










     Sokak satıcılar her yerde çevrenizi sarıyorlar,ellerinde genellikle granitten yapılmış heykelcikler ve papirüs e yapılmış resimler oluyor. İnsana resmen yapışıyorlar. Özellikle bu sırada kadınları taciz de ediyorlar bayanları, korumaya alımalısınız. Pazarlığın sınırı yok, eğer satıcıya fiyat sorarsanız kurtuluşunuz yok. Ben birine fiyat sordum, sonra 1/100 fiyat teklif ettim üzerimde kaldı. İşte böylesine pazarlık edebiliyorsunuz.






     Gelelim antik dönem tanrılarına; biz genelde Ra'yı biliriz Mısır tanrısı olarak,bulmacalarda da çıkan. Ama burada en önemli tanrını Horus olduğunu öğrendik. Horus şahin başlı bir tanrı resimde görülen. Ayrıca , Anubis, Hator, İsis, Osiris gibi önemli tanrıların yanında isimlerini sayamayacağımız kadar çok tanrı da var.
     Ayrıca bizim "bok böceği" dediğimiz böcek te burada kutsal .













                                                                              Tanrı Anubis ve Tanrı Hator


          ASWAN



       Bu kentte Nil nehri üzerinde inşaa edilmiş olan büyük bir hidroelektrik baraj ve santralı var. Mısır'ın büyük ölçüde elektrik ihtiyacı buradan karşılanıyor. Nehirde Nil  Timsahları yaşarmış eskiden, fakat bu baraj yapımından sonra sadece güney bölgesinde kalmış timsahlar. Barajdan sonraki kuzey bölümündeki bölgede hiç timsah bırakmamışlar. Aswan'da hediyelik eşya satıcılarından timsah kafası satın alabilirsiniz, ben almıştım. Ayrıca güzel yelkenliler ile Nil'de dolaşmak ta oldukça keyifli.




     Burada nehir üzerinde bulunan bir adada botanik bahçesi yapmışlar ve yüzlerce çeşit bitkiyi burada görebilirsiniz (yukarıdaki resim). Yine bir ada üzerinde bulunan antik Philae tapınağa gittik gece gösterisine (yandaki resimde). Hem gösteriden hem de kendimiz güvende hissetmediğimizden baya ürpermişitik.


       Buradan dönüşümüz tekrar Kahire'ye oldu. Kahire başlı başına bir yazı konusu , onu da daha sonra yazacağım.

                                             İYİ SEYAHATLER

   











5 Aralık 2013 Perşembe

KAZAKİSTAN - ALMAATA

                                                 ESKİ BAŞKENT ALMAATA (ALMATI)




          Almaata (Almatı) şehrinde işlerim nedeniyle çok zaman bulundum. Bu kent, Kazakistan'ın en güzel kentiydi ancak artık yerini Astana'ya kaptırmış durumda. Astana'nın başkent oluşu ve doğal olarak nüfusunun da artışıyla birlikte yatırımların daha ziyade bu kente yönelmesi nedeniyle, Almaata'yı ikinci sıraya düşürmüş durumdadır.  

            Burada yine sözü tercümanım Saule'ye bırakayım ;


"Almati şehri Kazakistan’ın güney doğusunda Alatau dağlarının eteklerinde yer almaktadır. 1997 yılına kadar Kazakistan’ın başkenti idi. Ancak başkent statüsünü kaybetmesine rağmen bugünlerde de Kazakistan’ın güney başkenti olarak tanınmaktadır. Almati cumhuriyetin kuruluşu sırasında  ana merkezi olması nedeniyle hala önemli başkent özelliklerine sahiptir. Şehir, yıllar öncesindeki gibi  Kazakistan’ın halkı ve ülke için aynı derecede değerli kalıp cazibesini ve çekiciliğini kaybetmemiştir.  "



"Eskiden Almatı şehir, Rus imparatorluğunun meyve bahçelerinde yüzen “Vernıy” adlı ileri karakolu idi. 1921 yılında “Alma-Ata” adını almıştır. Kazakça’da “Elma atası” demektir.  "  

      " 1993 yılından beri hem Kazak, hem de Rus dilinde şehir resmi olarak “Almatı” adını (Kazakça’da – “Elmalı”) taşımaktadır. Bugünlerde Eski Sovyetler Birliği devletleri şehrin eski adı daha yaygın olsa da, “Almatı” adı doğrudur."
"Gerçekten, herhangi bir Kazakistan’lıya “Almatı” duyunca aklına ilk gelen ne olduğunu sorulursa, “Oporto elması” diye cevap verir. Elma bahçeleri oldukça geniş bir alanı kaplıyorlardı. Ne yazık, ki şimdi o bahçelerin yerinde sayfiye ve yazlık inşa edilmektedir. Elma bahçelerinin bir kısmı kaldı bugün, ama bana göre geleceği malum. "     


 



"Almatı’nın gezilecek yerlerinden söz etsek, şehir bu konuda “çok zengin” diyebilirim."




"Almatı Kazakistan’ın kültür merkezidir. Şehrin içinde çok sayıda çeşitli tiyatrolar, müzeler, sanat galerileri, konser salonları, tarih ve mimarlık anıtları, toplam olarak 250 cıvarında kültür tesisi vardır."    












" Her büyük şehirde kesinlikle resmi törenlerin, spor etkinliklerinin, toplantıların ve halk eğlencelerinin yapıldığı ana bir meydan vardır. Almatı’da bu rolü “Cumhuriyet Meydanı” (eski adı – “Yeni Meydan”) oynamaktadır. Bu meydan iki futbol sahası büyüklüğündedir. Meydan ortasında “Bağımsızlık anıtı” yer almaktadır. Anıtın tepesinde kanatlı pars üzerinde “Altın adam”ın birebir kopyası bulunmaktadır. Ayrıca anıtın dibinde bronz “Dilek gerçekleştirme kitabı” vardır. Açılmış şekilde olan kitabın bir tarafında eski türk dilinde “Seç ve mutluluğu yaşa” yazısı, diğer tarafında ise Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in el izi yer almaktadır."



          "Almatı’da birçok yerli filmler çekmektedir. Ayrıca Almatı’nın en yüksek tesisi de Televizyon kulesidir. Yüksekliği 372 metredir. Tesis, dağlık çevresi göz önüne alınarak inşa edilmiş olup, 10 şiddetinde depreme kadar dayanabilir. Geceleri güçlü ışıldaklar ile aydınlatılan kule şehrin herhangi bir yerinden görülebilir. "






           " Kültür yerlerinin yanı sıra oldukça çok sayıda farklı eğitim kurumları vardır. Astana’nın gibi, Almatı üniversiteleri oldukça prestijli sayılır bizde. "  








"Almatı’nın ayırıcı bir özelliği de 120 cıvarında çeşme ve fiskiye olmasıdır. Bunların bazıları kamu değil, gerçek kişilerin mülkiyetindedir. Her sene 25 mayıs günü Fiskiye günü kutlanır. O gün akşam üstü şehirdeki tüm fiskiyeler açılır ve  su gösterisi başlıyor. "




          "  Almatı, sıcak iklimine rağmen kış sporları yapmak için en güzel yerdir. Almatı’dan 15 km uzaklıkta dünyaca ünlü “Medeo” spor kompleksi yer almaktadır. Buz pateni pistinin özelliklerinden biri,  buzun  herhangi tuzlar katılmadan sadece tertemiz dağ suyu ile düşük yoğunluktaki havadan yapılmasıdır. Dağda bulunan “Medeo” buz pateni pistinde çok dünya rekor kırılmıştır. Bu nedenle “Rekor fabrikası” olarak adlandırılır. 2011 yılında  orda 32 ülke katıldığı VII. Asya Kış Oyunları düzenlenip geçti."
           


" Almatı çok yeşil bir şehirdir. Hele benim gibi Kazakistan’ın kuzeyinde yaşayanlar için fazla yeşil geliyor, bozkırlarımızın  karşısında... Fakat yeşil ağaçlar, bugünlerde çok miktarda kara taşıtlarının egzoz gazlarının yol açtığı hava kirliliği ile baş edemiyorlar. Üstelik, oraya gittiğimde insanların çoğu yere tükürüp sokakları kirlettiklerini fark ettim, çöp attıklarından söz etmiyorum bile. Sanırım, ordaki insanların çoğu yakın köylerden, diğer şehirlerden, hatta başka ülkelerden çalışmak üzere geldiği için böyle bir davranış gösterilir."




"Almatı’nın üç tarafı dağlarla çevrili olduğu için, mevsim ne olursa olsun, hava erken kararır. Gece – şehrin özel bir halidir. Şehirde bambaşka, gece hayatı başlıyor... Almatı’ya giderseniz, mutlaka gece şehri gezmeyi tavsiye ederim. Ama sakın tek başına geceleri dışarı çıkmayınız, kendi güvenliğizi de unutmamanız gerekir."






         Saule'nin bu sunumundan sonra bana da çok fazla birşey kalmadı aslında. Kazak kültürüyle ilgili  (Başkent Astana ) yazımda  epeyce konudan söz etmiştim.  O nedenle tekrarlamak istemiyorum burada. 






              Benim gözümle de Almatı güzel bir kent. Çok gezilebilecek yerleri var ve eğlence hayatı da oldukça geniş. 

                 Almatı'ya ulaşmak, Astana'dan daha kolay. 






                Daha fazla bilgi için ; Astana yazımıza bakınız.



                            
                                     İYİ SEYAHATLER










22 Kasım 2013 Cuma

ASYA'NIN ORTASI...KAZAKİSTAN - ASTANA

                                          KAZAKİSTAN'IN BAŞKENTİ ASTANA




          Bu şehrin adı daha önce Tselinograd iken, başkent olunca, Astana  olmuş. Kazakça'da başkent anlamına geliyor Astana. Sovyetler döneminin sonunda ayrılma sürecine kadar, başkent Almaata iken, söylenti o ki, Turgut Özal'ın  Kazakistan'a yaptığı bir gezi sırasında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e, başkentin daha orta bir yere taşınma önerisinin ardından, başkent Astana olmuş. Benim ilk gittiğim dönemde nüfus 350.000 civarında iken, başkent oluşundan sonra 700.000 i geçmiş durumdadır. Demek ki ben sonradan gelen 350.000 Astana'lıdan daha eski Astana'lıyım. Astana benim bir yabancı bir  ülkede en fazla yaşadığım kent.

         Burada sözü Kazak kızı  tercümanım Saule Bupegaliyeva'ya bırakayım öncelikle ;

          " Kazakistan, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan oldukça genç bir ülke sayılır.  16 Aralık 1991 tarihinde Kazakistan’ın Yüksek Konseyi “Kazakistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve devlet egemenliği hakkında” yasası’nı onaylamıştır. Kazakistan’ın bağımsızlığı ilan edildiği tarihten itibaren Kazaklar milli bir bayram olan Bağımsızlık Gününü kutlamaya başladılar.   Bu sene de Kazakistan'lılar, Kazakistan'ın bağımsızlığının 22. yılını kutlayacaklardır. Bağımsız devlet olarak bu 22 sene içinde Kazakistan ekonomik ve siyasi alanlarda büyük başarılar gösterdi. Kazakistan'lıların yaşam şartları Sovyetik dönemine göre daha iyi oldu. Sık sık 40-60 yaşında olan insanların şu  sözleri duyulabilir: “Biz böyle şeyleri rüyada bile görmedik”, “Bizim için bunlar lüks sayılır, biz bir ekmek ve çay ile idare ediyorduk”, vs. Ben de 10 sene önceki ve şu anki yaşamımızın şartları arasındaki büyük farkları görüyorum. Bunların birisi mesela, Kazakistan'lılar eskiden ülke dışına tatile fazla çıkmadılar, maddi durumundan dolayı imkansızdı. Yaklaşık on sene önce çok az sayıda Türkiye ve Mısır gibi ülkelere tatile gitmeye başladılar (bu ülkelere turlar en ucuz bizde). Ama bugünlerde Avrupa ve egzotik ülkelerde tatil yapan Kazakistan'lıların sayısı gittikçe artıyor. Bu fark insanların maddi koşullarının iyileşmesinin, aynı zamanda da ülkenin gelişmesinin göstergesi olarak kabul edilebilir.  Ve bu kısa süre içinde baya büyük bir artış. Böyle giderse, torunlarımızın ne parlak bir geleceği olacak  ))) Tabii ki, Kazakistan’da eksikler çok, bunlara da zaman lazım, ama en önemlisi olan Cumhurbaşkanımızın doğru bir kalkınma politikasını sürdürmesidir."



  Sovyetler'den ayrılış sürecinden beri ülkeyi yöneten, Nursultan Nazarbayev. Her girdiği seçimi büyük farkla kazanan kişi o. Ülkede 50 sarayı olduğu söyleniyor.

Yine Saule'yi dinleyelim;

" Kazakistan’da 100’den fazla millet oturmaktadır. Bütün etnik grupların üyeleri barış ve uyum içinde yaşamaktadırlar. Ayrıca 1 Mayıs tarihinde resmi ulusal bayram olarak kabul edilen Kazakistan Halklar Birliği Bayramı kutlanır. Doğal olarak, burda karışık nikâhlar yaygındır. "

" Devlet dili olarak kazak dili ilan olunmuştur, Rus dili ise resmi dil statüsüne sahip olup uluslararası dil olarak kullanılmaktadır. Şu anda Rus dilinin sahip olduğu statüsünün kaldırılması ile ilgili konu görüşülmektedir. Artık kreşlerde, okullarda, yüksek okullarda eğitim kısmen olarak Kazak'ça verilmektedir. Devlet makamlarında belgeleme işlemleri devlet dilinde yapılmaya başlamış, belgeler Kazak'çaya çevirilmektedir. Kazakistan halkı böyle bir reformun gerekli olduğunu anlamaktadır. Elbette her köşede Kazak'ça konuşulması için zamana ihtiyaç var. Çok uluslu halk Kazak'çayı öğrenmeye başladı. Zorluk çekenler ise başka ülkelere göç ediyorlar. "

Kazak'lar 3 cüze ayrılmaktadır. Cüz (=Yüz) Kazak'çada “birlik” anlamına gelir. Cüz, aile reisine yani babasına göre belirtilir.  Hanlık döneminde Kazak halkı “ulu (büyük) cüz”, “orta cüz” ve “küçük cüz” olarak üçe bölünmüştür. Her cüz bir çok boy ve soya ayrılmaktadır. "   

" Her cüzün kendi tarihsel alanı, toprağı var. Böylece, Ulu (Büyük) cüzün toprakları Yedisu (Yedinehir) bölgesi ve Güney Kazakistan bölgesi, Orta cüzün – Orta, Doğu ve Kuzey Kazakistan bölgeleri, Küçük cüzün  — Batı Kazakistan bölgesidir. Eskiden bir cüze dahil olan Kazak kabileleri birbirlerine akraba ve hatta ortak bir atanın torunları olarak sayılmıştı. Şimdi de aynı görünüş var, ama çoğunlukla soy için geçerlidir. Bugünlerde de bazen Kazak'larla ilk tanıştığımda boy ve soyum sorulur. Aynı soydan gelirsek, “akrabayız”, “ablam” ya da “kardeşim” denmeye başlıyordu.  Her Kazak erkek, kendi boy ve soyunu, ayrıca yedi atasının isimlerini  bilmelidir. Kızların ise boy ve soyunu bilmek yeterlidir."

" Tabii ki bu zamanlarda Kazak halkının böyle açık bir ayırması yoktur, hanlık dönemindeki gibi. Ama yine de her aile “cüz” geleneğini yaşatıyor, özellikle yaşlı aile üyeleri."

" Bizim ailemiz Orta cüze dahildir. Orta cüz Argın, Nayman, Kıpçak, Kerey, Kongrat gibi büyük boylardan türemiştir. Boyum Kerey (Керей), onun içinde de soyum Siban (Сибан). Rahmetli dedemin yazılarının ve babamla amcalarımın araştırmalarının sayesinde daha geniş aile soyağacımı oluşturabildik. 


                                                                                          Saule Bupegaliyeva'nın soy ağacı

" İsimleri kalın çerçeve içine alan erkeklerimiz öldüler, diğer kalanlar sağ. En üstte boş bir çerçeve görebilirsiniz, bu da bizim en küçük erkek akrabamızın yeridir. Kesin ismini henüz öğrenemedik, ancak oğlanın doğduğunu biliyoruz. Öz ailemden söz etsek, babamın adı Boranbay (Боранбай), 2 oğlu var, yani abim Kadırjan (Кадыржан) ve kardeşim Daniyar (Данияр).  Gördüğünüz gibi aile soyağacında kızların isimleri yazılmıyor. Yani ismimi bulamazsınız ))
Kazakların mezar taşı üzerinde soyadı ve isim altında boy ve soy adı yazılması gereklidir.   "        





          Artık söz bana geçsin burada;

          Kazakistan'a 2003 yılında iş yapmak amacıyla gitmiştim. Orada firma kurarak 2007 yılı dünya ekonomik krizinin, Kazakistan'ı çok etkilemesine kadar faaliyetimi sürdürdüm. Daha sonra çeşitli zamanlarda gidip gelmeye devam ettim. Bulunduğum süreler içinde tanıdığım Astana'yı sizlere anlatmak istiyorum.






          Astana, koskocaman bir bozkırın ortasında kurulmuş olan bir şehir. Eskiden bu şehre " BÜYÜK KÖY" derlermiş. Çoğunluk  tek katlı köy evleri ve az sayıda Rus mimarisindeki binalardan oluşan bir şehir. Eski bakımsız apartmanların merdivenlerinden çıkarken hep burnunuza gelen o ağır kokusu.








          Ancak, Kazakistan ve özellikle Astana hızla çağdaş bir kent olarak kuruluyor. Önlerine hedef olarak 2030 yılını koymuşlar. Eminim bu yıla gelindiğinde dünyanın en modern şehirlerinden biri olacak Astana. Zaten bu yolda hızla yol alıyorlar. Arkadaşım Hakkı Paşolar buraya geldiğinde " Ne burası böyle, aynı uzay şehri " demişti







            SOSYAL YAŞAM

   
          Bu konuda farklı değerlendirilmeler yapılsa da, nüfus yapısı çoğunluğu kadınlardan oluşan bir demografik bir yapı. Biz de "Kazak erkek" tanımı vardır ya kıymetli manasında, tabii ki az sayıda erkek orada kıymetli oluyor.






          Hayatın her alanında çalışanların çoğunluğu kadın. Yolda giderken asfalt çalışmasında , inşaatta çalışan sıvacı, duvarcı, tesisatçı kadınları görüsünüz. Hele marketlerde, dükkanlarda çalışan erkek görmek nerdeyse imkansız ölçüde. Gece yarısı yolda buz kıran ( daha ilerde hava durumu konusunda buna değineceğim), çöp toplayan, parklarda çalışan çoğunlukla kadınlardır. Yani hayatın yükünü büyük çoğunlukla kadınlar taşıyor burada. Kazakistan'da erkek olmak büyük ayrıcalık.
















   

       Buraya ilk gittiğim dönemlerde çalışanların ücretleri çok düşüktü, şimdi giderek ücretler iyi bir duruma geldiğini söyleyebilirim. O az ücret alınan dönemde bile kadınlar aldıkları o az ücreti tamamen giyimlerine harcamakta hiç bir sakınca görmez, nasılsa yiyecek birşeyler buluruz diye bakarlardı.     Geçen zaman sürecinde artan ücretlerle birlikte, gerek giyim kuşam, gerek yaşam tarzları oldukça yükseldi Kazakistan vatandaşlarının.









         Doğum günleri Kazaklar için belki de en önemli olay. En azından yakın arkadaş çevresiyle de olsa mutlaka iyi bir yerde kutlama yapmaları gerekir. Belki 1-2 aylık maaaşını o gece için harcayabilirler. Ayrıca dikkatimi çeken bir olay da , ölen insanları öldüğü günde değil, doğduğu günde anıyorlar  yemekli ve içkili bir toplantıyla.



          Kazakistan'da nüfusun % 62 sini Kazak'lar, %25 ini Rus'lar, diğer kalan bölümünü ise Ukrayna'lılar, Alman'lar, Özbek'ler, Tatar'lar, Uygur'lar ve diğer  unsurlar oluşturuyor.











         Astana'ya ilk gittiğim dönemde merkez pazar( ortalık pazar) a yakın küçük bir camii vardı. Astana'da  her dinden vatandaşlar için birer ibadethane yapmışlar ama sembolik ölçülerde. Orada bulunduğum dönemde Bahreyn'in finansmanıyla büyük ölçülerde bir cami inşaa edildi. Bir diğeri de son dönemlerde inşaasını tamamlanan cami.



         Bu nüfus yapısına uygun olarak,  Ortadoks, Katolik kiliseleri ve Musevi havraları gibi ibadethaneler var ancak sayısı oldukça az

         Burada önemli bir şeyi de paylaşmak istiyorum, özellikle Türkiye'deki Turancı'larla. Bulunduğum süre içerisinde, Turan fikrine ilgi duyan sadece bir  Kazak avukat ile tanıştım. Anadolu Türk'leriyle bir olup kurtarılmayı beklemiyorlar. Üstelik Türk'leri de sevdikleri pek söylenemez.



        Astana tam bir karasal iklimin yaşandığı, yazları +17 -+ 20 kışları ise - 40  veya daha fazla soğukların yaşandığı bir şehir. Kışın orada bulunduğum dönemlerde soğuktan oldukça sıkıntı çektiğimi söylemem lazım. Yağan kar soğuktan buza dönüşüyor daha doğrusu buz yağıyor demek daha doğru olur.Tüm gece sabaha kadar ellerindeki  demirlerle buz kıran insanları görürsünüz sokakta. Gece gündüz demeden kar temizleyen araçlar faaliyettedir. Böyle yapılmasa metrelerce yükselecek buz kütlesi, kenti yaşanamaz duruma getirir.


 
        Astana'nın ortasından bir nehir geçer adı İşim nehridir, bu nehir kışları donar ve üzerinde gençler otomobil yarışı yaparlar. Bu nehir kenti ikiye böler. Çok kısa bir sürede nehrin karşı kıyısında yeni güzel idari binalar, kafe ve restoranlar, mağazalar, eğlence ve alışveriş merkezleri, iş merkezleri ve konutlar inşa edilmiştir. Böylece, nehrin sol kıyısına “Yeni şehir” ve sağ kıyısına “Eski şehir” ad verilmiştir.








                     YİYECEK -İÇECEK


         Yine Saule'yi dinleyelim.

           "Kazaklar misafirperver insanlardır. Akrabaları ve arkadaşları eve ya da kafe ve restoranlara yemeğe davet ederek herhangi bir iyi vesileyle topluyorlar. Üstelik, ila resmi devlet bir bayramı olması şart değil, kutlama sebebi farklı olabilir: doğum günü, oğlun askerden dönüşü, çocuğun birinci sınıfa, yani okula başlaması, evlilik yıldönümü, vs. Böyle özel günlerde misafirlere Kazak ana milli yemeği “Beş parmak” ikram edilir. “Beş parmak” el ile yendiği için böyle bir ad almıştır. En lezzetli “Beş parmak” at etinden yapılır, ama bugünlerde at eti çok pahalı olduğu için dana, sığır ve koyun eti de kullanılır. “Beş parmak” için et özenle seçilmektedir. Çünkü kime hangi etli kemik verilecek çok önemli bir adettir. Ev yapımı “Şujık” (sucuk) da böyle ziyafetlerde yenmesi mümkündür. Genelde Kazak mutfağı etli ve hamurlu yemeklerden oluşuyor. Hazırlanması çok zaman gerektirir ve gerçekten çok uğraştırıcı bir iştir. Örneğin, “Beş parmak” hazırlanması için en az üç saat gerek. Sanırım, bu nedenle toplu yemek yerlerinde kazak mutfağı yemeklerini tatmak zordur. Ama bazı yerlerde birkaç saat önce  masa rezervasyonunu yaptığınızda kazak mutfağı yemekleri için de sipariş verebilirsiniz. "         




       Söz yine bende ;


       Kazak mutfağı geniş bir mutfak değil. En önemli yiyecekleri "BEŞ PARMAK" ve  "ŞAŞLIK" . Coğrafi yapı nedeniyle birçok sebzeyi orada görmek mümkün değil. Görebileceğiniz sebzeler de ülkenin güneyinden veya Özbekistan'dan geliyor. Zaten sebze ile araları pek yok olmazsa olmazları et.



 


     Beş Parmak adındaki yiyecek, etin kaynatılması daha sonra içine bildiğimiz yufkanın atılması ile yapılıyor, Pişince de yufka alta etler onun üstüne, onun üzerine de soğan konularak servis ediliyor. Şaşlık ise bizim bildiğimiz şiş kebap. Lagman, Mantı, pilav (özellikle Özbek pilavı ) denenmesi gereken lezzetli yiyeceklerden.











        Rus restaurantında daha farklı onlara özgü yemekler bulmak mümkün. Rus mutfağı, Kazak mutfağına göre daha zengin. Kentte ayrıca, Azeri, Özbek, Çin, İtalyan, Gürcü restaurantları da var. Buralarda da lezzetli yiyecekleri tatmanız mümkün ama fiyatlar oldukça yüksek.



       Kazakistan denince içki olarak akla "KIMIZ" geliyor tabii ki ancak çok yoğun kullanıldığını söylemek mümkün değil. Ama giderseniz bir denemekte fayda var. Kımız bildiğiniz gibi kısrak sütünden elde ediliyor.









       Sovyet döneminde Rus kültüründen oldukça fazla etkilenmiş Kazak'lar. Rus'ların ünlü içkisi Vodka, Kazakların da en çok tükettikleri içki denebilir. Yalnız genç nesilde bu tercih biraya yönelmiş durumda. Kadınlar daha çok kanyak içmeyi seviyorlar.


   


       Kazak vatandaşlarının çoğunluğu eğlenceden uzak kalmıyorlar. Özellikle bayramların sayısının çok fazla olması nedeniyle tatillleri çok fazla. Bu nedenle eğlenmek için oldukça bol zaman da buluyorlar. Kafelerde kızlı erkekli, kız kıza otıranların çokluğu dikkati çekiyor. Her yaştan insan aynı ortamda eğleniyor, görüntü bize göre daha modern. Kazaklar, Müslüman olmalarına karşın, muhafazakar yapıda insanlar değiller. Din baskısı diye birşey hissetmiyorsunuz. Son dönemlerde bazı müslüman misyonerlerin faaliyeti nedeniyle bazı Kazak kadınların başlarını örtmesi dikkati çekiyor.



       Yemeklerde dost (Tost) söylemek çok geleneksel. Her kadeh kaldırılışında törensel bir hava var, bir kişi o günün anlamına ilişkin bir konuşma yapıyor ve herkes birden içiyor kadehte ne varsa.


       Nevruz bayramı kazaklar için çok önemli. Yani yeni yılın başlangıcı olarak kabul ediliyor ve çoşkuyla kutlanıyor. Bir Nevruz bayramında Kazak bir ailenin  evine davet edildim ve o kutlamayı birlikte yaptık, şarkılarla,  danslarla.. Tabii ki bugünün olmazsa olmazı beşparmak ve vodka.





                                                                            Nevruz çadırı Kazak kızı ve ben


           GEZİLECEK YERLER



        Kentin simgesi durumunda olan Baiterek. 105 m. yüksekliğinde olan bu anıt kuleden şehri panoramik olarak izlemeniz mümkün.
















      Han Çadırı (Khan Shadyry), Türk mimar ne müteahhitlerince yapılmış olan bir alışveriş ve eğlence merkezi. Bu çadır aynı zamanda dünyanın en büyük çadırı ünvanını da taşıyor.












 Astana’da “Atameken” Kazakistan Haritası” adlı açık hava müzesi vardır. Burada Kazakistan’ın on dört eyaletinin ve Astana ile Almatı şehirlerinin ana yapılarının minyatür şeklinde yapılmış maketleri sergilenmektedir. Ayrıca diğer ülkelerin ünlü yapılarını da görebileceksiniz. Alanı oldukça büyük, tüm sergilenen malları görmek için en az iki saat gerektir. Gerçekten bütün Kazakistan’ı bir günde gezmişsin gibi bir duygu yaratıyor müze gezisi.  “Kazakistan Haritası” Mayıs ve Ekim ayları arasında açıktır.





Astana’da Akmola filarmonisi, Bölgesel etnografi ve tarih müzesi, Güzel sanatlar müzesi, Milli opera ve bale tiyatrosu, Kazak müzik ve drama tiyatrosu, Rus drama tiyatrosu, Cumhurbaşkanın Kültür Merkezi müzesi de görülmeye değer tesislerdir.   





   Kazakistan Cumhuriyeti Kültür merkezi Müzesi, arkeolojik, etnografik bir müze. Müzede Kazakistan tarihi, savaş giysileri, atçılık ekipmanları, takılar, kitaplar ve resimler sergileniyor.









 . “Duman” adlı eğlence merkezinde dev akvaryum dikkati çekiyor. Burada ilginç bir deniz gösterisi izleyebilirsiniz, bir sürü balık çeşitleri ve deniz canlılarını, köpekbalıklarını görebilirsiniz.











        Bundan 5 yıl öncesine kadar Astana'ya ulaşmak ciddi bir sorundu. Ama artık yeni havalimanıyla birlikte, artan uçak seferleriyle, her yerden ulaşmak çok daha kolay. Birçok hava ulaşım firmasının seferleri var buraya.









       Size bir de kazak müziği örneği paylaşayım , umarım hoşunuza gidecektir. Müzik aletinin adı, Dombra ve iki telli bir saz.
     
                http://www.youtube.com/watch?v=NkznFX2ycRI



                                                                    DİKKAT

1- Astana'ya gitmeyi düşünürseniz, yaz aylarını tercih etmelisiniz.
2- Kalmak için çeşitli seçenekler mevcut, isterseniz bir oteli yada günlük kiralık evleri tercih edebilirsiniz.
3- Astana genelde pahalı bir şehir.
4-Güvenliği özellikle yabancılar için pek iyi olmayan bir şehir. Gece yalnız başınıza sokaklarda dolaşmayınız, gideceğiniz yere bir araç ile gidiniz.
5- Para birimleri tenge, bizim liranın yaklaşık, 1/100 ü kadar. Tenge Kazak'ça para demek.
6- Kazakistan Türk'lere bir ay için vize uygulamıyor. Ancak gıcık bir görevliye denk gelirseniz uğraşabilirsiniz herşeye rağmen. Bir de mutlaka yabancılar polisine gidip registre olmak gerekiyor, yoksa çıkışta sıkıntı yaşarsınız.


                                                          İYİ SEYAHATLER