22 Kasım 2013 Cuma

ASYA'NIN ORTASI...KAZAKİSTAN - ASTANA

                                          KAZAKİSTAN'IN BAŞKENTİ ASTANA




          Bu şehrin adı daha önce Tselinograd iken, başkent olunca, Astana  olmuş. Kazakça'da başkent anlamına geliyor Astana. Sovyetler döneminin sonunda ayrılma sürecine kadar, başkent Almaata iken, söylenti o ki, Turgut Özal'ın  Kazakistan'a yaptığı bir gezi sırasında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e, başkentin daha orta bir yere taşınma önerisinin ardından, başkent Astana olmuş. Benim ilk gittiğim dönemde nüfus 350.000 civarında iken, başkent oluşundan sonra 700.000 i geçmiş durumdadır. Demek ki ben sonradan gelen 350.000 Astana'lıdan daha eski Astana'lıyım. Astana benim bir yabancı bir  ülkede en fazla yaşadığım kent.

         Burada sözü Kazak kızı  tercümanım Saule Bupegaliyeva'ya bırakayım öncelikle ;

          " Kazakistan, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan oldukça genç bir ülke sayılır.  16 Aralık 1991 tarihinde Kazakistan’ın Yüksek Konseyi “Kazakistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve devlet egemenliği hakkında” yasası’nı onaylamıştır. Kazakistan’ın bağımsızlığı ilan edildiği tarihten itibaren Kazaklar milli bir bayram olan Bağımsızlık Gününü kutlamaya başladılar.   Bu sene de Kazakistan'lılar, Kazakistan'ın bağımsızlığının 22. yılını kutlayacaklardır. Bağımsız devlet olarak bu 22 sene içinde Kazakistan ekonomik ve siyasi alanlarda büyük başarılar gösterdi. Kazakistan'lıların yaşam şartları Sovyetik dönemine göre daha iyi oldu. Sık sık 40-60 yaşında olan insanların şu  sözleri duyulabilir: “Biz böyle şeyleri rüyada bile görmedik”, “Bizim için bunlar lüks sayılır, biz bir ekmek ve çay ile idare ediyorduk”, vs. Ben de 10 sene önceki ve şu anki yaşamımızın şartları arasındaki büyük farkları görüyorum. Bunların birisi mesela, Kazakistan'lılar eskiden ülke dışına tatile fazla çıkmadılar, maddi durumundan dolayı imkansızdı. Yaklaşık on sene önce çok az sayıda Türkiye ve Mısır gibi ülkelere tatile gitmeye başladılar (bu ülkelere turlar en ucuz bizde). Ama bugünlerde Avrupa ve egzotik ülkelerde tatil yapan Kazakistan'lıların sayısı gittikçe artıyor. Bu fark insanların maddi koşullarının iyileşmesinin, aynı zamanda da ülkenin gelişmesinin göstergesi olarak kabul edilebilir.  Ve bu kısa süre içinde baya büyük bir artış. Böyle giderse, torunlarımızın ne parlak bir geleceği olacak  ))) Tabii ki, Kazakistan’da eksikler çok, bunlara da zaman lazım, ama en önemlisi olan Cumhurbaşkanımızın doğru bir kalkınma politikasını sürdürmesidir."



  Sovyetler'den ayrılış sürecinden beri ülkeyi yöneten, Nursultan Nazarbayev. Her girdiği seçimi büyük farkla kazanan kişi o. Ülkede 50 sarayı olduğu söyleniyor.

Yine Saule'yi dinleyelim;

" Kazakistan’da 100’den fazla millet oturmaktadır. Bütün etnik grupların üyeleri barış ve uyum içinde yaşamaktadırlar. Ayrıca 1 Mayıs tarihinde resmi ulusal bayram olarak kabul edilen Kazakistan Halklar Birliği Bayramı kutlanır. Doğal olarak, burda karışık nikâhlar yaygındır. "

" Devlet dili olarak kazak dili ilan olunmuştur, Rus dili ise resmi dil statüsüne sahip olup uluslararası dil olarak kullanılmaktadır. Şu anda Rus dilinin sahip olduğu statüsünün kaldırılması ile ilgili konu görüşülmektedir. Artık kreşlerde, okullarda, yüksek okullarda eğitim kısmen olarak Kazak'ça verilmektedir. Devlet makamlarında belgeleme işlemleri devlet dilinde yapılmaya başlamış, belgeler Kazak'çaya çevirilmektedir. Kazakistan halkı böyle bir reformun gerekli olduğunu anlamaktadır. Elbette her köşede Kazak'ça konuşulması için zamana ihtiyaç var. Çok uluslu halk Kazak'çayı öğrenmeye başladı. Zorluk çekenler ise başka ülkelere göç ediyorlar. "

Kazak'lar 3 cüze ayrılmaktadır. Cüz (=Yüz) Kazak'çada “birlik” anlamına gelir. Cüz, aile reisine yani babasına göre belirtilir.  Hanlık döneminde Kazak halkı “ulu (büyük) cüz”, “orta cüz” ve “küçük cüz” olarak üçe bölünmüştür. Her cüz bir çok boy ve soya ayrılmaktadır. "   

" Her cüzün kendi tarihsel alanı, toprağı var. Böylece, Ulu (Büyük) cüzün toprakları Yedisu (Yedinehir) bölgesi ve Güney Kazakistan bölgesi, Orta cüzün – Orta, Doğu ve Kuzey Kazakistan bölgeleri, Küçük cüzün  — Batı Kazakistan bölgesidir. Eskiden bir cüze dahil olan Kazak kabileleri birbirlerine akraba ve hatta ortak bir atanın torunları olarak sayılmıştı. Şimdi de aynı görünüş var, ama çoğunlukla soy için geçerlidir. Bugünlerde de bazen Kazak'larla ilk tanıştığımda boy ve soyum sorulur. Aynı soydan gelirsek, “akrabayız”, “ablam” ya da “kardeşim” denmeye başlıyordu.  Her Kazak erkek, kendi boy ve soyunu, ayrıca yedi atasının isimlerini  bilmelidir. Kızların ise boy ve soyunu bilmek yeterlidir."

" Tabii ki bu zamanlarda Kazak halkının böyle açık bir ayırması yoktur, hanlık dönemindeki gibi. Ama yine de her aile “cüz” geleneğini yaşatıyor, özellikle yaşlı aile üyeleri."

" Bizim ailemiz Orta cüze dahildir. Orta cüz Argın, Nayman, Kıpçak, Kerey, Kongrat gibi büyük boylardan türemiştir. Boyum Kerey (Керей), onun içinde de soyum Siban (Сибан). Rahmetli dedemin yazılarının ve babamla amcalarımın araştırmalarının sayesinde daha geniş aile soyağacımı oluşturabildik. 


                                                                                          Saule Bupegaliyeva'nın soy ağacı

" İsimleri kalın çerçeve içine alan erkeklerimiz öldüler, diğer kalanlar sağ. En üstte boş bir çerçeve görebilirsiniz, bu da bizim en küçük erkek akrabamızın yeridir. Kesin ismini henüz öğrenemedik, ancak oğlanın doğduğunu biliyoruz. Öz ailemden söz etsek, babamın adı Boranbay (Боранбай), 2 oğlu var, yani abim Kadırjan (Кадыржан) ve kardeşim Daniyar (Данияр).  Gördüğünüz gibi aile soyağacında kızların isimleri yazılmıyor. Yani ismimi bulamazsınız ))
Kazakların mezar taşı üzerinde soyadı ve isim altında boy ve soy adı yazılması gereklidir.   "        





          Artık söz bana geçsin burada;

          Kazakistan'a 2003 yılında iş yapmak amacıyla gitmiştim. Orada firma kurarak 2007 yılı dünya ekonomik krizinin, Kazakistan'ı çok etkilemesine kadar faaliyetimi sürdürdüm. Daha sonra çeşitli zamanlarda gidip gelmeye devam ettim. Bulunduğum süreler içinde tanıdığım Astana'yı sizlere anlatmak istiyorum.






          Astana, koskocaman bir bozkırın ortasında kurulmuş olan bir şehir. Eskiden bu şehre " BÜYÜK KÖY" derlermiş. Çoğunluk  tek katlı köy evleri ve az sayıda Rus mimarisindeki binalardan oluşan bir şehir. Eski bakımsız apartmanların merdivenlerinden çıkarken hep burnunuza gelen o ağır kokusu.








          Ancak, Kazakistan ve özellikle Astana hızla çağdaş bir kent olarak kuruluyor. Önlerine hedef olarak 2030 yılını koymuşlar. Eminim bu yıla gelindiğinde dünyanın en modern şehirlerinden biri olacak Astana. Zaten bu yolda hızla yol alıyorlar. Arkadaşım Hakkı Paşolar buraya geldiğinde " Ne burası böyle, aynı uzay şehri " demişti







            SOSYAL YAŞAM

   
          Bu konuda farklı değerlendirilmeler yapılsa da, nüfus yapısı çoğunluğu kadınlardan oluşan bir demografik bir yapı. Biz de "Kazak erkek" tanımı vardır ya kıymetli manasında, tabii ki az sayıda erkek orada kıymetli oluyor.






          Hayatın her alanında çalışanların çoğunluğu kadın. Yolda giderken asfalt çalışmasında , inşaatta çalışan sıvacı, duvarcı, tesisatçı kadınları görüsünüz. Hele marketlerde, dükkanlarda çalışan erkek görmek nerdeyse imkansız ölçüde. Gece yarısı yolda buz kıran ( daha ilerde hava durumu konusunda buna değineceğim), çöp toplayan, parklarda çalışan çoğunlukla kadınlardır. Yani hayatın yükünü büyük çoğunlukla kadınlar taşıyor burada. Kazakistan'da erkek olmak büyük ayrıcalık.
















   

       Buraya ilk gittiğim dönemlerde çalışanların ücretleri çok düşüktü, şimdi giderek ücretler iyi bir duruma geldiğini söyleyebilirim. O az ücret alınan dönemde bile kadınlar aldıkları o az ücreti tamamen giyimlerine harcamakta hiç bir sakınca görmez, nasılsa yiyecek birşeyler buluruz diye bakarlardı.     Geçen zaman sürecinde artan ücretlerle birlikte, gerek giyim kuşam, gerek yaşam tarzları oldukça yükseldi Kazakistan vatandaşlarının.









         Doğum günleri Kazaklar için belki de en önemli olay. En azından yakın arkadaş çevresiyle de olsa mutlaka iyi bir yerde kutlama yapmaları gerekir. Belki 1-2 aylık maaaşını o gece için harcayabilirler. Ayrıca dikkatimi çeken bir olay da , ölen insanları öldüğü günde değil, doğduğu günde anıyorlar  yemekli ve içkili bir toplantıyla.



          Kazakistan'da nüfusun % 62 sini Kazak'lar, %25 ini Rus'lar, diğer kalan bölümünü ise Ukrayna'lılar, Alman'lar, Özbek'ler, Tatar'lar, Uygur'lar ve diğer  unsurlar oluşturuyor.











         Astana'ya ilk gittiğim dönemde merkez pazar( ortalık pazar) a yakın küçük bir camii vardı. Astana'da  her dinden vatandaşlar için birer ibadethane yapmışlar ama sembolik ölçülerde. Orada bulunduğum dönemde Bahreyn'in finansmanıyla büyük ölçülerde bir cami inşaa edildi. Bir diğeri de son dönemlerde inşaasını tamamlanan cami.



         Bu nüfus yapısına uygun olarak,  Ortadoks, Katolik kiliseleri ve Musevi havraları gibi ibadethaneler var ancak sayısı oldukça az

         Burada önemli bir şeyi de paylaşmak istiyorum, özellikle Türkiye'deki Turancı'larla. Bulunduğum süre içerisinde, Turan fikrine ilgi duyan sadece bir  Kazak avukat ile tanıştım. Anadolu Türk'leriyle bir olup kurtarılmayı beklemiyorlar. Üstelik Türk'leri de sevdikleri pek söylenemez.



        Astana tam bir karasal iklimin yaşandığı, yazları +17 -+ 20 kışları ise - 40  veya daha fazla soğukların yaşandığı bir şehir. Kışın orada bulunduğum dönemlerde soğuktan oldukça sıkıntı çektiğimi söylemem lazım. Yağan kar soğuktan buza dönüşüyor daha doğrusu buz yağıyor demek daha doğru olur.Tüm gece sabaha kadar ellerindeki  demirlerle buz kıran insanları görürsünüz sokakta. Gece gündüz demeden kar temizleyen araçlar faaliyettedir. Böyle yapılmasa metrelerce yükselecek buz kütlesi, kenti yaşanamaz duruma getirir.


 
        Astana'nın ortasından bir nehir geçer adı İşim nehridir, bu nehir kışları donar ve üzerinde gençler otomobil yarışı yaparlar. Bu nehir kenti ikiye böler. Çok kısa bir sürede nehrin karşı kıyısında yeni güzel idari binalar, kafe ve restoranlar, mağazalar, eğlence ve alışveriş merkezleri, iş merkezleri ve konutlar inşa edilmiştir. Böylece, nehrin sol kıyısına “Yeni şehir” ve sağ kıyısına “Eski şehir” ad verilmiştir.








                     YİYECEK -İÇECEK


         Yine Saule'yi dinleyelim.

           "Kazaklar misafirperver insanlardır. Akrabaları ve arkadaşları eve ya da kafe ve restoranlara yemeğe davet ederek herhangi bir iyi vesileyle topluyorlar. Üstelik, ila resmi devlet bir bayramı olması şart değil, kutlama sebebi farklı olabilir: doğum günü, oğlun askerden dönüşü, çocuğun birinci sınıfa, yani okula başlaması, evlilik yıldönümü, vs. Böyle özel günlerde misafirlere Kazak ana milli yemeği “Beş parmak” ikram edilir. “Beş parmak” el ile yendiği için böyle bir ad almıştır. En lezzetli “Beş parmak” at etinden yapılır, ama bugünlerde at eti çok pahalı olduğu için dana, sığır ve koyun eti de kullanılır. “Beş parmak” için et özenle seçilmektedir. Çünkü kime hangi etli kemik verilecek çok önemli bir adettir. Ev yapımı “Şujık” (sucuk) da böyle ziyafetlerde yenmesi mümkündür. Genelde Kazak mutfağı etli ve hamurlu yemeklerden oluşuyor. Hazırlanması çok zaman gerektirir ve gerçekten çok uğraştırıcı bir iştir. Örneğin, “Beş parmak” hazırlanması için en az üç saat gerek. Sanırım, bu nedenle toplu yemek yerlerinde kazak mutfağı yemeklerini tatmak zordur. Ama bazı yerlerde birkaç saat önce  masa rezervasyonunu yaptığınızda kazak mutfağı yemekleri için de sipariş verebilirsiniz. "         




       Söz yine bende ;


       Kazak mutfağı geniş bir mutfak değil. En önemli yiyecekleri "BEŞ PARMAK" ve  "ŞAŞLIK" . Coğrafi yapı nedeniyle birçok sebzeyi orada görmek mümkün değil. Görebileceğiniz sebzeler de ülkenin güneyinden veya Özbekistan'dan geliyor. Zaten sebze ile araları pek yok olmazsa olmazları et.



 


     Beş Parmak adındaki yiyecek, etin kaynatılması daha sonra içine bildiğimiz yufkanın atılması ile yapılıyor, Pişince de yufka alta etler onun üstüne, onun üzerine de soğan konularak servis ediliyor. Şaşlık ise bizim bildiğimiz şiş kebap. Lagman, Mantı, pilav (özellikle Özbek pilavı ) denenmesi gereken lezzetli yiyeceklerden.











        Rus restaurantında daha farklı onlara özgü yemekler bulmak mümkün. Rus mutfağı, Kazak mutfağına göre daha zengin. Kentte ayrıca, Azeri, Özbek, Çin, İtalyan, Gürcü restaurantları da var. Buralarda da lezzetli yiyecekleri tatmanız mümkün ama fiyatlar oldukça yüksek.



       Kazakistan denince içki olarak akla "KIMIZ" geliyor tabii ki ancak çok yoğun kullanıldığını söylemek mümkün değil. Ama giderseniz bir denemekte fayda var. Kımız bildiğiniz gibi kısrak sütünden elde ediliyor.









       Sovyet döneminde Rus kültüründen oldukça fazla etkilenmiş Kazak'lar. Rus'ların ünlü içkisi Vodka, Kazakların da en çok tükettikleri içki denebilir. Yalnız genç nesilde bu tercih biraya yönelmiş durumda. Kadınlar daha çok kanyak içmeyi seviyorlar.


   


       Kazak vatandaşlarının çoğunluğu eğlenceden uzak kalmıyorlar. Özellikle bayramların sayısının çok fazla olması nedeniyle tatillleri çok fazla. Bu nedenle eğlenmek için oldukça bol zaman da buluyorlar. Kafelerde kızlı erkekli, kız kıza otıranların çokluğu dikkati çekiyor. Her yaştan insan aynı ortamda eğleniyor, görüntü bize göre daha modern. Kazaklar, Müslüman olmalarına karşın, muhafazakar yapıda insanlar değiller. Din baskısı diye birşey hissetmiyorsunuz. Son dönemlerde bazı müslüman misyonerlerin faaliyeti nedeniyle bazı Kazak kadınların başlarını örtmesi dikkati çekiyor.



       Yemeklerde dost (Tost) söylemek çok geleneksel. Her kadeh kaldırılışında törensel bir hava var, bir kişi o günün anlamına ilişkin bir konuşma yapıyor ve herkes birden içiyor kadehte ne varsa.


       Nevruz bayramı kazaklar için çok önemli. Yani yeni yılın başlangıcı olarak kabul ediliyor ve çoşkuyla kutlanıyor. Bir Nevruz bayramında Kazak bir ailenin  evine davet edildim ve o kutlamayı birlikte yaptık, şarkılarla,  danslarla.. Tabii ki bugünün olmazsa olmazı beşparmak ve vodka.





                                                                            Nevruz çadırı Kazak kızı ve ben


           GEZİLECEK YERLER



        Kentin simgesi durumunda olan Baiterek. 105 m. yüksekliğinde olan bu anıt kuleden şehri panoramik olarak izlemeniz mümkün.
















      Han Çadırı (Khan Shadyry), Türk mimar ne müteahhitlerince yapılmış olan bir alışveriş ve eğlence merkezi. Bu çadır aynı zamanda dünyanın en büyük çadırı ünvanını da taşıyor.












 Astana’da “Atameken” Kazakistan Haritası” adlı açık hava müzesi vardır. Burada Kazakistan’ın on dört eyaletinin ve Astana ile Almatı şehirlerinin ana yapılarının minyatür şeklinde yapılmış maketleri sergilenmektedir. Ayrıca diğer ülkelerin ünlü yapılarını da görebileceksiniz. Alanı oldukça büyük, tüm sergilenen malları görmek için en az iki saat gerektir. Gerçekten bütün Kazakistan’ı bir günde gezmişsin gibi bir duygu yaratıyor müze gezisi.  “Kazakistan Haritası” Mayıs ve Ekim ayları arasında açıktır.





Astana’da Akmola filarmonisi, Bölgesel etnografi ve tarih müzesi, Güzel sanatlar müzesi, Milli opera ve bale tiyatrosu, Kazak müzik ve drama tiyatrosu, Rus drama tiyatrosu, Cumhurbaşkanın Kültür Merkezi müzesi de görülmeye değer tesislerdir.   





   Kazakistan Cumhuriyeti Kültür merkezi Müzesi, arkeolojik, etnografik bir müze. Müzede Kazakistan tarihi, savaş giysileri, atçılık ekipmanları, takılar, kitaplar ve resimler sergileniyor.









 . “Duman” adlı eğlence merkezinde dev akvaryum dikkati çekiyor. Burada ilginç bir deniz gösterisi izleyebilirsiniz, bir sürü balık çeşitleri ve deniz canlılarını, köpekbalıklarını görebilirsiniz.











        Bundan 5 yıl öncesine kadar Astana'ya ulaşmak ciddi bir sorundu. Ama artık yeni havalimanıyla birlikte, artan uçak seferleriyle, her yerden ulaşmak çok daha kolay. Birçok hava ulaşım firmasının seferleri var buraya.









       Size bir de kazak müziği örneği paylaşayım , umarım hoşunuza gidecektir. Müzik aletinin adı, Dombra ve iki telli bir saz.
     
                http://www.youtube.com/watch?v=NkznFX2ycRI



                                                                    DİKKAT

1- Astana'ya gitmeyi düşünürseniz, yaz aylarını tercih etmelisiniz.
2- Kalmak için çeşitli seçenekler mevcut, isterseniz bir oteli yada günlük kiralık evleri tercih edebilirsiniz.
3- Astana genelde pahalı bir şehir.
4-Güvenliği özellikle yabancılar için pek iyi olmayan bir şehir. Gece yalnız başınıza sokaklarda dolaşmayınız, gideceğiniz yere bir araç ile gidiniz.
5- Para birimleri tenge, bizim liranın yaklaşık, 1/100 ü kadar. Tenge Kazak'ça para demek.
6- Kazakistan Türk'lere bir ay için vize uygulamıyor. Ancak gıcık bir görevliye denk gelirseniz uğraşabilirsiniz herşeye rağmen. Bir de mutlaka yabancılar polisine gidip registre olmak gerekiyor, yoksa çıkışta sıkıntı yaşarsınız.


                                                          İYİ SEYAHATLER

9 Kasım 2013 Cumartesi

NEW YORK


                                                 NEW YORK, NEW YORK


        New York'ta 3 kez bulundum. Birincisi,  2001 yılında New York ile Miami arasında iki hafta süren bir ABD doğu yakası yolculuğunun başlangıç noktasıydı ( bunu ilerideki gezi yazılarımda yazacağım). İkincisi, 2003 te İngilizce dil bilgimi geliştirmek üzere gidişim. Üçüncüsü de 2010 yılında, öğrenci olarak evlerinde pansiyoner olarak kaldığımın ailenin daveti üzerine gidişim.

 
         New York'u anlatmak buranın sınırlarını zorlayacak bir durumdur ama yine de bence önemli olan yerleri ve yaşam tarzlarını anlatmak istiyorum. New York tam bir dünya şehri, her ülkeden , her ırktan, her milliyetten insanı burada görmek mümkün. Her ırktan insanın yaşam bölgeleri de ayrı ayrı. Örneğin, Zenciler Harlem ve Bronks, Latinler Bronks ve Yonkers , Çinliler China Town'da, İtalyanlar Little İtaly de gibi. Tabii bazı bölgelerde karışık bir yaşam da var. Buradaki Türk kökenliler de genellikle, New Jersey'de yaşıyorlar ve onlar da kendilerine bir mahalle kurmuşlar. İnsan çeşitliliğinden adeta başınız dönüyor. Ama kimsenin kimseye bir müdahalesi yok, isteyen istediği gibi davranıp yaşıyor, tam bir özgürlükler şehri NY. Örneğin; metroda giderken, basketbol topu sektiren zenci çocuğa neredeyse tepki gösterecektim ama, kafasını kaldırıp ta bakan benden başka insan yok, çaresiz sessiz kaldım. Adamın birisi takım elbise giymiş, çoraplarının birisi kırmızı diğeri yeşil, ama kimse en azından bıyık altından bile gülmüyor bu duruma.


       New York denilince akla tabii ki Manhattan ve dev gökdelenler gelir. Ancak burası New York' un sadece küçük bir bölümü, büyük bir arazi üzerine kurulmuş bir kent  NY. Broadway adını, aramızda duymayanımız yoktur. Çok uzun bir cadde Broadway ve özellikle bu caddenin adı Manhattan bölgesinde 42.ve 45. caddeleri arasında bulunan büyük sahnelerdeki müzikal gösterilerle özdeşleşmiş durumda. Resimdeki cadde Broadway.




 


    Manhattan'ın merkezi, Time Square denebilir. Bir çoğumuz gökdelenlerdeki dev ekranlarıyla tanıdığı yer burası. Adı meydan ama çok ta büyük olmayan bir meydan . Buraya çok yakın mesafedeki müzikallerin uygun fiyatta biletlerini temin etmek için,  uzun bir kuyruk olduğunu görürsünüz burada. Tabii ki New York'a gelmiş olan turistlerin uğradığı ilk merkez de burası. Sokaklarında gösteri yapanlar, turistik hediye satan dükkanlar, sokaka satıcıları ve çok yoğun bir insan kalabalığı vardır burada.
     Buraya yakın bir parkta dinlenmek için mola verdiğimizde, eşim kahve ve sigara içmek istedi ama ne görelim, parkın o bölümünde sigara içme yasağı var. O zamanlarda bizde kahvelerde ve restaurantlarda sigara içiliyordu daha.



    Burada yıllardır sahnelenen ünlü müzikaller var. Ben bu müzikallerden, Operadaki  Hayalet (The Phantom of the Opera) müzikalini  izledim. Çok müthiş bir gösteriydi, yaşamın boyunca böyle bir müthiş gösteri izlememiştim. New York'a gitmeyi düşünenlere tavsiyem bu müzikallerden en azından birine gitmeyi ihmal etmemenizdir.






        Manhattan gökdelenlerinden, ziyaretçi kabul eden Empire State,102 katlı ve 381m. yükseklikteki  bir bina. Üzerinde bulunan dev antenle boyu 443m. ye ulaşıyor. Ziyaretçilerin sadece en üst katına çıkabiliyor ve bu katta korkuluklar olmasına rağmen, insan bu kadar yüksekten bakınca oldukça heyecanlanıyor. Aşağıdaki, bırakın insanlar, araçlar bile küçücük görünüyor. Bu ziyaretçilerden de alınan paralar da oldukça iyi bir gelir oluyor onlara. İnşa edildiğinde dünyanın en yüksek binası olan Empire State, şu anda 5. liğe düşmüş durumdadır.

     

     




        Her yıl Mayıs ayında burada bir "Türk Yürüyüşü" düzenleniyor. 2003 yılında burada düzenlenen yürüyüşe eşimle birlikte katıldık. Çeşitli kurumlar olarak katılınıyor, biz  de Galatasaray'lılar ekibiyle katıldık yürüyüşe.






 


      New York'ta  çok sayıda köprü var, Bunlardan en önemlileri Manhattan ile Brooklyn köprüleri. Manhattan köprüsü taş ayaklar üzerine oturtulmuş bir asma köprü. Manhattan'ın Pier tarafı ile Brooklyn'i birbirine bağlıyor. Brooklyn Köprüsü  ise çelik bir asma köprü, o da China Town ile Brooklyn'i birbirine bağlıyor. Resimde öndeki Manhattan, arkadaki ise Brooklyn Köprüleri, resimde benim bulunduğum yer de Pier.  Pier bir alışveriş merkezi ve balık restaurantlarıyla ünlü bir mekan.


       Ellis adası ve Libetry parkı, Manhattan'ın en alt ucundaki Battery parktan kalkan  teknelerle gidilen adalar. Liberty  parkı, Özgürlük Heykelinin bulunduğu ada. Ellis adası ise, Amerika'ya gelen göçmenlerin, karantina altında tutuldukları ada. 1892 den 1954 yılına kadar bu ada karantina adası olarak kullanılmış. Bu ada şu anda, göçmenlerin o dönemini anlatan ve onların eşyalarından oluşturulmuş bir müze haline getirilmiş.





     11 Eyül 2001 de Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırı sonrasında yıkıntıların temizlenmesinin  ardından, burası uzunca bir süre etrafı çevrilerek, boş durumda kaldı. Oraya daha alçak bir bina inşaa ediliyordu benim en son gördüğümde ve burası da bir anıt gibi değerlendilecek. Sağ taraftaki resimde inşaat alanı görülüyor.






      China Town, SO-HO ve Little Italy de Manhattan'ın güney bölgesinde bulunuyorlar. China Town bizdeki bit pazarları gibi bir bölge. Çin'lilerin yaşadığı bir semt ve adını da bundan alıyor. Daha ziyade Çin'den getirilen ucuz hediyelik eşya satılan dükkanlardan oluşuyor. Çok yoğun insan trafiğinin olduğu bir bölge. Özellikle dışarıdan gelen turistlerin ilgisini çeken bir yer. Bitki çayları ve ilaçlerı da burada oldukça yoğun ilgi görüyor. Burada bir Çin restaurantında "Pekin Ördeği" yiyip tadını öğrenmiş oluyoruz. Eşe dosta küçük birer anı hediyelik almayı da ihmal etmiyoruz buradan.
        Kentin bu bölümü de, çok yüksek olmayan binalardan oluşuyor.





      Little Italy, ismi üzerinde buranın küçük İtalya'sı. Burada da binalar çok yüksek değil ve yaşayanlar da genellikle İtalyanlar. Burada çok miktarda İtalyan restaurantları var ve İtalyan mutfağından ne düşünürseniz burada mevcut.











     Gelelim Harlem'e , Harlem birçoğunuzun da bildiği gibi bir zenci mahallesi. İzlediğimiz filmlerde bu mahallede her tür suçun işlendiğini biliyoruz o yüzden adı bile korkutucu geliyor. Harlem, benim kaldığım Yonkers ile Manhattan arasında bir bölge, Manhattan'dan geçerken bindiğimiz otobüs ışıklarını söndürerek geçerdi oradan geceleri. Ama dil okulundaki bir beyaz hocamız, artık eskisi gibi bir suç mahalli olamadığını söylese de, orada dolaşma cesareti gösteremedim doğrusu. Ama orada yapılan dans ve müzik gösterilerinin bir harika olduğunu söylüyorlar. Yanda klasik bir Harlem binası.


          Bronx a gelince burası da Zenci ve Latin karışımı bir bölge. Misafiri olduğumuz ailenin burada bir dairesi vardı ve bize tahsis ettiler. Ama her seferinde bizi eve getirdiklerinde, sokakların bizim için tehlikeli olacağını düşündükleri için, biz  içeriye girinceye kadar beklediler. Oysa biz onların olmadığı zamanda çıkıp dolaştık. Hatta bir keresinde yanlış metro durağında inince gece yarısı , sıcak nedeniyle sokaklarda oturan Zenci ve Latinlerin arasından epeyce yürüyerek varabilmiştik eve. Onların da bize şaşkın şaşkın bakışlarını da bir görmek lazımdı.  Çünkü ortalıktaki 2 beyaz sadece bizlerdik. Ancak hiç bir tacize de uğramadık.

   



    New York'ta çok sayıda homeless (evsiz) insanla karşılaşabilirsiniz. Bazılarımız düşündüğü gibi, Amerika'lıların hepsi zengin değil, fırsatlar var ama değerlendirmesini bilene.



       Bronx'ta ünlü New York Yankee's beyzbol takımının bir stadyumu var, adı Yankee Stadyumu. Bu stadyumda Yankee -Boston  beyzbol maçını izledim. Canım o kadar sıkıldı ki uyukladım bile. Ama o sırada Amerika'lılar maçı bağırış çağırışlarla iziliyorlardı.


 

       New York denilince akla hemen gelenlerden birisi de Central Park. Manhattan'ın merkezi denilebilecek bir pozisyonda ve çok büyük bir park. Bizde nerede bir park görseniz, bu parklar, AVM yapmak için bazılarının iştahını kabartıyor. Ama burada çok büyük bir alanda hem de arazinin en
kıymetli olduğu yerde park yapmışlar ve çok güzel de koruyorlar. Burada insanlar piknik ve spor yapıyorlar, ama bizdeki gibi mangal partileri yok.





      Burada dikkatimi çeken birşey oldu, sadece insanların girebildiği hayvanlara yasaklanmış, çitle ayrılmış bölümler var. İnsanlar burada güneşlenmek için sere serpe uzanmışlar ama hayvan pisliklerinden uzak bir biçimde.

     Yine bu parkın içerisinde bir de hayvanat bahçesi var.



           New York'ta müzeler oldukça fazla sayıda ve en önemlilerinden biri, belki de en önemlisi, Metropolitan Müzesi, yine bu Central park içinde yer alıyor. Müzeyi bir günde gezip bitirmek mümkün değil.. İçerisinde belki onbinlerce eser var.




      New York'ta toplu ulaşım genellikler metro vasıtasıyla sağlanıyor. New York metrosu dünyanın en uzun metrosu özelliğini taşıyor. Her istasyonu müze niteliğinde olan Moskova Metrosun'daki güzelliği burada görmeniz mümkün değil hatta çok kötü ve pis metro istasyonları.





       Manhattan bölgesinde genellikle yer altından devam eden metro, bu bölge dışında yer üstünden ve çelik konstrüksiyonlar üzerinde devam ediyor. Görüntüsü hiç güzel değil ama ulaşım sorununu ancak böyle aşmışlar. Alt tarafında da araç ve yaya trafiği var.








 
             New York'ta her türlü mutfağı bulabilirsiniz. Her ülkeden restaurantlar ve Fast Food'çular var burada.  Türk restaurantları da var, bunlardan biri 47. caddedeki Dervish restaurant. Burada Türkiye'den getirilen yiyecekler, balıklar var. Ben zaman zaman bu restauranta gittim ve rakı - balık özlemimi giderdim.





                              New York, Yonkers'taki dil okulum,College of Mounth Saint Vincent.







                             Dil eğitimim boyunca kaldığım konut.















                                                                         
                      

                                    Amerika'daki sevgili dostlarımız Carmen ve Jorge ile



         Aslında New York ancak kitaplarla anlatılabilecek bir şehir ama ben önemli gördüklerimi kısaca paylaşabildim.


                                                                         DİKKAT

       1- ABD, Türk vatandaşlarına vize uyguluyor, vize almak zor değil hem 10 yıllık vize veriyorlar.

       2- Vizeniz olsa bile havaalanında polis tarafından uzun süreli sorguya çekilebilirsiniz.

       3- New York çok pahalı bir şehir, ancak ucuz beslenme imkanı bulabilirsiniz.





                                                                İYİ SEYAHATLER