26 Mart 2014 Çarşamba

HARİKA ŞELALELER ( IGUAZU - IGUAÇU)



                                           ARJANTİN'İN IGUAZU, BREZİLYA'NIN IGUAÇU ŞELALELERİ


        PUERTO IGUAZU

        Güney Amerika seyahatimizin bu etabı, Arjantin, Brezilya ve Uruguay sınırlarının kesiştiği noktadaki, dünyanın en büyük şelalelerinden biri olan, Arjantin dili İspanyolca'da IGUAZU, Brezilya dili Portekizce'de IGUAÇU şellaleleri idi. Bu şelaleler Unesco tarafından dünyanın 7 harikası geçici listesinde yer alıyor.



      Buenos Aires'ten yaklaşık 2 saatlik bir uçuşla şelalelerin Arjantin tarafındaki, Puerto Iguazu hava limanına indik. Puerto Igauzu küçük bir yerleşim ve havalimanı da buna uygun bir görüntüde küçük ve ahşaptan yapılmış bir terminali olan, sevimli bir havalimanı.
   







    Şelalelerin üzerinde bulunduğu Parana nehri, Güney Amerika'nın Amazon'dan sonraki ikinci büyük nehri.
   Uçaktan o bölgeye yaklaştığımızda çok büyük balta girmemiş ormanların harika görüntüsünü havadan izleme olanağı da  bulduk.








       Bu ormanlarda binlerce çeşit bitki ve ağaç var. Bu bitkilerden bazı ilaçlar elde ediliyor. İlaçların Uruguay'da sokak satıcıları tarafından satıldığını anlattı rehberimiz.

       Bu vahşi balta girmemiş ormanlarda binlerce çeşit kuş, sürüngen, kelebek ve birçok hayvan da yaşamını sürdürüyor. Aynı şekilde nehirde de balıkları, kaplumbağaları da söylemek mümkün. Gezimiz sırasında bunların bir kısmını yakınen görme frısatımız oldu.




       Bu bölge hem Arjantin hem de Brezilya'nın milli parkları. Dolayısıyla hem parklara giriş, hem de park içindeki tren ulaşımı da ücrete tabii. Ama kendinize güveniyorsanız,yürüyerek te ulaşılabilirsiniz.  Mesafeler oldukça uzak, yollar eğimli, hava oldukça sıcak ve nem oranı da yüksek. Biz tur ile gittiğimiz için herşey planlıydı ve bize sadece rehbere tabii olmak kalmıştı. Bu milli parkların iki tarafındaki girişlerinde de  bölgenin haritaları var ve burada, şelalelere ulaşım yolları, tren güzergahı,  kafeler ve ihtiyaç yerleri gösterilmiş. Ayrıca broşür olarak ta temin edebiliyorsunuz bunu.






    Parkın Puerto Iguazu tarafından giriş yaptık. Mini bir trenle yaklaşık 3,5 km. yol aldıktan sonra yürüyerek şelalelere doğru yol aldık.









     Nehir üzerindeki köprülerde ilerlerken karşıdan gelenler sırılsıklamdı. Şelalelere vardığımızda bu gerçekten görülesi harika bir manzaraydı. Hani derler ya anlatılmaz sadece yaşanır böylesine bir durum.










       O koskoca nehrin yukarıdan aşağıya doğru düşüşü ne müthiş bir manzara. Hem de neredeyse elinizi uzatsanız değebileceğiniz gibi bir mesafede. Bir de  bu düşüş sırasında havaya karışan damlacıkların yarattığı ortamda kalmak. Sırılsıklam oluyorsunuz ama yaşadığınız heyecana gerçekten değer bir durum.







       Bu bölgeye gittiğinizde mutlaka yanınızda yedek kıyafetler bulundurun. Yağmurluk bir ölçüde korunmanınız sağlayacaktır. Yerel halkın birçoğu buraya mayolarıyla geliyorlar, bu da bir seçenek. Hatta botlarla şelalelerin dibine kadar gitmek istiyorsanız mutlaka yedek iç çamaşırı bile bulundurmalısınız.







      Oradan ayrılıp diğer şelaleleri görmek için yolumuza devam ediyoruz   Onlara çok fazla  yaklaşamamakla birlikte, uzaktan da olsa o müthiş görüntüleri keyifle izliyor ve fotoğraf makinalarımızla kaydediyoruz.








      Nehir üzerinde şelalelere yaklaşmak isteyenler için de botlar var, bazı insanlar bu botlarla şelalelerin döküldüğü noktalara iyice yaklaşıyorlar. Yaşanan heyecanı ve adrenali siz düşünün.







         FOZ DE IGUAÇU

         Arjantin tarafındaki Puerto Iguazu turunu  tamamlıyoruz. Otobüsümüzle Brezilya tarafına geçiyoruz. Arjantin ile Brezilya sınırı Parana nehri üzerinde bulunan bir köprü ile geçiş sağlanıyor. Köprünün yarısı Arjantin yarısı Brezilya tarafına ait. Otelimize gidiyor ve o gece erkenden uykuya dalıyoruz epeyce yorulmuşuz.



       Sabah kahvaltısından sonra bu kez, Foz de İgauçu Şelalelerine doğru yol alıyoruz. Bana göre şelalelerin en güzel bölümü burada . Hem çok daha fazla sayıda şelale var hem de manzara daha da müthiş. Yine girişte büyükçe bir harita ve üzerinde çeşitli rotalar bulunuyor. Bu güzergahlar yollara konulmuş çeşitli uyarı levhalarıyla gösteriliyor.






            Burasını tamamen gezmek saatlerce sürüyor ve biz de zamanımızı iyi değerlendirerek her yeri görmeye ve fotoğraflamaya çalışıyoruz.  Yeri gelmişken, buraya gelmeden önce fotoğrafçılık kursuna gitmiştim. Orada öğrendiğim bilgileri uygulamak ve pratiğimi geliştirme imkanı da bulmuş oldum bu seyahatte.





























     Milli parkta yürürken değişik hayvan türleriyle karşılaşmanız mümkün. Bunlar da sanki evcil hayvanlarmış gibi insanlara alışkın görünüyorlar, insanlardan ürküp kaçmıyorlar. Bu hayvanlara yiyecek vermek te yasak. Ama Rakun'lar insanların çok yakınına kadar gelip elinizdeki yiyecekleri bile kapabiliyorlar. Bazen de saldırgan olup insanlara zarar da verebiliyorlar, bunu da ikaz yazılarında görebiliyorsunuz. Milli parktaki çöpler hızla temizleniyor görevlilerce, yoksa hayvanlar bunları yiyiyor ve bazı hastalıklara yol açıyor bu durum. Ekolojik durumun korunması konusunda burada çok hassasiyet var.




      İki gün böyle harika manzaraların sarhoşluğunu yaşadıktan sonra, Rio De Jenairo' ya uçmak üzere havalimanına yol alıyoruz.



                           İYİ SEYAHATLER.







14 Mart 2014 Cuma

BUENOS AİRES'TE TANGO

                                            ARJANTİN'İN BAŞKENTİ BUENOS AİRES



        Santiago'dan sonra sıradaki etabımız Buenos Aires oldu. Kentin çoğunluğunu İspanyol'lar ve İtalyan'lar oluşturmakla birlikte, birçok farklı ülkeden gelen insanlar birarada yaşıyorlar. Kent Atlantik Okyanusu kıyısında ve iki nehir ağzının oluşturduğu bir yerde kurulmuş. Koloni döneminden kalan eski binaların yanında da modern binaları da görmek mümkün. Tabi birçok ülkede olduğu gibi eski binaların mimarileri bir harika. Bunları gördükçe, mimari yıllar geçtikçe acaba geriliyor mu diye düşünürüm hep.


     Arjantin denilince akla hemen gelenlerden biri elbette Evita (Küçük Eva) Isabel Peron. Evita, kocası Juan Domingo Peron'un diktatörlüğü döneminde aktif siyasette yer almamasına karşın, hep halkla iç içe olmuş, işçi sendikalarının örgütlenmesi, kadınlara oy hakkı, fakirlere yiyecek, para ve ilaç yardımında bulunmuştu. Bu nedenle halkın sevgilisi olmuştu ve bunu Buenos Aires'te hissetmek hala mümkün. Yıllar sonra hayatını anlatan Evita Müzikali ve onun için yazılıp bestelenmiş  ünlü " Don't cry for me Argentina " şarkısını da hemen hemen duymayanımız yok gibidir.





      1976 yılındaki darbeden sonra onbinlerce insan ortadan kaybolmuş. Darbeden sonra ortadan kaybolanların  anneleri, Plazo de Mayo meydanındaki başkanlık sarayı Casa Rosada önünde toplanıp protestolarını sürdürmüşler. Bu nedenle meydanda yerler  annelerin anısına başörtüleri resmedilmiş .
    Evita da bu sarayın 3. penceresinden halka ateşli konuşmalar yapmış.







Meydanı'ın bir bölümünde ise cuntayı protestoda kullanılan afiş ve pankartlar hala anı olarak sergileniyor. Hala  protesto yapılacağı zaman bu meydan kullanılıyormuş O nedenle meydanın bir tarafında, bizdeki Taksim meydanında olduğu gibi, panzerler ve polis gücleri hazır vaziyette bekliyorlardı .






Buenos Aires'in anlamı " Güzel Havalar " olmasına karşın nemli va yağışlı bir havayla karşılaştık. Aniden bastıran yağış nedeniyle kaçacak yer aradık. Bir günde 3 kez üzerimizdekileri değiştirmek için otele dönmek zorunda kaldık. Resimde arka planda görülen de ünlü obeliski (dikilitaş).







      Arjantin denilince elbette aklımız yine gençlerin idolü Che Guevara geliyor. Bildiğiniz gibi Che Arjantinli olmasına karşın Bolivyada sosyalist devrim yapmak için yola çıkmış fakat hükümet güçlerince bir köyde kıstırılarak katledilmişti. La Boca'da Arjantin'in ünlü simaları duvarlara resmedilmiş. Ben de resim çektirdim onunla . Hediyelik eşya satan dükkanlarda onun anısına çeşitli eşyalar bulmak mümkün.




    Futbol, Güney Amerika'nın en ilgi çeken sporu, Arjantin de futboluyla anılan bir ülke. Maradona, Messi gibi futbol dünyasındaki yıldızlar bu ülkeden çıkmış. Gezimizde renkli binaları ve dünyaca ünlü takımın stadının da bulunduğu La Boca semtine de gittik. Burada Boca Juniors'un stadyumunu ve müzesini gezdik.







      Kentin koloni döneminde kullanılar liman depo ve antrepoları şimdi turizme hizmet eder hale getirilmiş. Burada bulunan restaurantlarda dünyaca ünlü Arjantin bifteğinin tadına, nefis şarapları eşliğinde, bakma fırsatı bulabiliyorsunuz. Biz de bulunduğumuz süre içerisinde bunu değerlendirdik. Dayımın içtiği gazlı su yanlış anlaşılmasın...)))





          Kenti gezerken rehberimiz çiçek açmış ağaçları göstererek " Bu çiçekler daha sonra pamuklaşıyor ve tekstilde kullanılıyor " dedi . İlk defa böyle birşey duydum ağaçtan pamuk elde edildiğini ve gördüm. İşte o ağaçlar.










   Arjantin'e gelip te TANGO izlememek olur mu?  Tur rehberinin önerdiği yüksek fiyatlı yere gitmedik. Kendimiz daha uygun fiyata bir yer bulup, güzel bir gösteri izledik.

     









                        DİKKAT;

      1 - Buenos Aires'te her keseye uygun fiyatta yiyecekler bulmak mümkün, iyi bir yerde yemek yemek bile pahalı değil.

      2 - Arjantin de Türklere vize uygulamıyor.

      3 - Burada da kapkaççılara dikket etmek gerekiyor.



                                        İYİ SEYAHATLER
   



9 Mart 2014 Pazar

ŞİLİ BAŞKENTİ SANTİAGO

       



           Titicaca gölünde ve La Paz'da yaşadığım sıkıntılardan sonra, Santiago'ya gelince dünyaya yeniden gelmiş gibi oldum. Santiago'nun nefis bir havası var, nem oranı oldukça düşük, hava sıcaklığı da 25 derecelerde ve hiç terlemiyorsunuz. Havaalanında uçaktan inip doğruca kalacağımız otele gittik. O gece harika bir uyku çektim, günlerdir yaşadığım sıkıntı ve uykusuzluğum neredeyse bir gecede sona erdi.




            Şili, Pasifik Okyanusu ile And dağları arasında kalan kuzey -güney istikametinde 4300 km. uzunluğunda  bir Latin Amerika ülkesi. Nüfusu 17 milyon olmakla beraber bu nüfusun 7 milyonu Santiago'da yaşamakta. Şili'de dünyanın %40 bakır rezervi bulunmakta ve ekonominin temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden de emperyalist ülkelerin hedef ülkesi konumunda olmuştur hep.




   


           Şili deprem kuşağında bir ülke, sık sık büyük depremler yaşıyor ve bu nedenle Santiago'da koloni dönemine ait az sayıda bina kalmış. Bunlarda en önemlilerinden birisi de şehir merkezinde bulunan San Fransisco kilisesidir. Meydandaki inşaat çalışmalar nedeniyle iyi bir resim alamadık.


   
     



 



        Şili denilince akla ilk gelenlerden biri elbette faşist darbe de ölen devlet başkanı Salvador Allende geliyor. Allende, 1970 deki seçimle iktidara gelmiş olan bir sosyalist  devlet başkanıydı. Fakir halk için yaptığı reformlar, madenlerin devletleştirilmesi ve toprak reformu  gibi uygulamaları nedeniyle ABD emperyalizminin tepkisini aldı. 11 eylül 1973 yılında CIA desteğindeki General Augusto Pinochet'in darbe girişimi sırasında başkanlık sarayında, darbe güçlerine teslim olmayıp intihar etti.










            İlk ziyaretlerimizi onun heykelinin ve Başkanlık Sarayı, La Moneda'nın bulunduğu meydana yaptık.Burada oldukça geniş bir alan var. Heykeli önünde resim çekilirken  " Unidad Popula" şarkısını mırıldanıyordum. Faşist darbe sırasında üniversite öğrencisiydim ve bu şarkı devrimci öğrencilerin dilinden hiç düşmezdi.


 
      İkinci ziyaret yerimiz ise, cuntanın insanlara işkence ettiği ve katlettiği bir bina oldu. Bu binanın önündeki sokakta yerlerde, işkencede öldürülenlerin isimlerinin olduğu plakalar vardı. Cunta insanları kapatacak yer bulamadığı için, stadyumlara doldurmuştu bildiğiniz gibi. O dönemde 45 bin Şili'li tutuklandı, 35 bin kişi işkence gördü,3200 kişi öldürüldü, 200 bin Şili'li ülkeyi terketti. Yandaki resim o işkencehane ve yerde işkencede öldürülenlerin isimlerinin yazılı olduğu plakalar.



        Santiago'da eniştemin yeğeni Ali Devlen ve yakışıklı oğlu Serkan ile buluştuk. Ali 17 yıldır orada yaşıyor ve başarılı bir iş adamı olmuş. Onu böyle görmek akraba olarak bizi gururlandırdı. Biz de bu kadar zamandır ona ziyarete gelen ilk akraba olduk bu vesile ile. Sağolsun bizi gerçekten çok güzel ağırladı ve Santiago'yu gezdirdi. Onun sayesinde zamanımızı da çok iyi değerlendirme fırsatı da yakalamış olduk.





           Türkiye'de zaman zaman, çöplerde bulunan Atatürk posterleri ve büstlerini sıkça okuyoruz ve TV den izliyoruz. Ama Santiago'da Atatürk için bir park yapmışlar, parkın içinde de bir anıt, üzerinde Atatürk'ün bir rölyefi ve anıtta Atatürk'ten övgüyle söz eden bir yazı var. Parkın önünden geçen bulvara da, Atatürk Bulvarı adını vermişler. Bu kadar uzaktaki bir ülkede Atatürk'e verilen değeri görünce, gerçekten çok duygulandığımı söylemek isterim.





          Şili denince akla gelen diğer bir önemli isim de  1971 Nobel Ödüllü ünlü şair, Pablo Neruda'dır  elbette. Ali bizi Pablo Neruda'nın yaşadığı müze haline getirilmiş evine götürdü. Onun eşyaları ve sevgilisi ile geçirdiği anılarla süslü bu müze evi birlikte gezdik ve yaşamına dair bilgi edindik. Salvador Allende döneminde Fransa büyük elçiliği görevinde de bulunan Neruda, darbe sırasında, faşistlerce katledilmek istenmiş bu evde. Ali'nin anlatımına göre, Neruda'nın 20 km. mesafede bir evi daha var ve bu evde 10 adet ahşap tavan kolonu varmış. Bu ahşap kolonlarda dünyanın en ünlü şairlerinin isimleri yazılıymış. Birisi de Nazım Hikmet....... Ancak kısıtlı zaman nedeniyle buraya gitme ve görme şansımız olmadı.


         Gezimiz sırasında bir trafik ışığında dururken bir koşuşturma oldu. Bir kapkaççı bir yabancıyı darp ediyordu. Ama güzel birşeye şahit olduk, arabalarından atlayan birkaç genç, kapkaççının üzerine atlayıp darp edilmek istenen adamı kurtarıp, hırsızı darp ettiler. Ali " Bugüne kadar böyle bir hırsızlık olayıyla karşılaşmadım" dedi şaşkın bir ifadeyle. Ama hırsıza karşı Şili'li gençlerin tepkisi de gerçekten alkışlanmaya değer bir durumdu. Ama şehrin sokaklarını gezerken bir bayan bana " Fotoğraf makinana sahip ol, alıp kaçarlar "diye de uyarıda bulunmuştu.



       Sevgili Ali Devlen ikinci gecemizde bizi akşam yemeğine davet etti. Güzel bir restaurantta o gece şarap eşliğinde (dayım hariç) deniz ürünlerinin tadına baktık . Gerçekten de şarap ta deniz ürünleri de bir harikaydı. Şili şarapları çok harika, genelde Fransız şarapları daha ünlüdür diye biliriz ama Ali'nin iddiası, Şili şaraplarının daha güzel olduğu doğrultusunda.




 

   


    Ertesi gün öğle yemeğinde de bizi kuzu çevirme yemeğe götürdü Ali. Orada da gerçekten çok güzel kuzu çevirme ve fırında dana etinin tadına bakma fırsatı bulduk. Güney Amerika'da etler de bir hayli lezzetli.
     










      Santiago'da elitlerin üye olduğu bir golf kulübü var, burası Şili vatandaşı olan bir Arab'ın. Koca dağı almış ve burasını güzel bir dinlence yerine dönüştürmüş. Ali de buranın üyesi ve bizi buraya davet etti. Orada da  harika bir tropikal meyve suyu içerek keyifli bir zaman geçirdik.








         Santiago'da bulunduğumuz pazar günü kentin en büyük bulvarı trafiğe kapatılmış, sadece spor yapanlar ve bisiklet kullananlara ayrılmıştı. Gerçekten bunu gerektirecek kadar da bisiklet kullanan ve spor yapan insan vardı. Ülkem adına üzüldüm bunu görünce, çünkü bizde ne yazık ne bu kadar sporla ilgili insan ve ne de  önem veren yönetimler var.Yalnızca yaşadığım İzmir-Karşıyaka'da uygulamasını gördüğüm, yerel yönetimlere ait kiralık bisiklet uygulamasını burada da gördüm.


       Kent merkezinde bazı sokaklar da araç trafiğine kapatılmış, sadece yayalara açok durumda. Bu sokaklarda müzik ve dans da var. Sokaklarda ilerlerken biz de onlara katıldık videodaki gibi. Kopyalayıp yapıştırarak danstaki yeteneğimizi görebilirsiniz..))))
       


      http://www.youtube.com/watch?v=AHG_BpJGB5k&feature=youtu.be






       Dönüş yolunda Santiago'ya bir tepeden baktık, Yahya Kemal Beyatlı'nın aziz İstanbul'a baktığı, Münir Nurettin Selçuk'un da bestelediği şarkıdaki gibi.





                         

         Burada yeterli vaktimiz olmaması nedeniyle, Ali Haydar Aksakal ağabeyimizin de ısrarla önerdiği, Ali Devlen yeğenimizin de bize anlattığı güzellikler dolu  Patagonya'ya gidemedik. Gerçekte bu büyük bir eksiklik olarak kaldı. Ama Şilli'ye gitme planınız varsa mutlaka Patagonya'yı programınıza alınız. Kendimin çekemediği, internetten aldığım bir Patagonya resmini paylaşayım en azından.



       DİKKAT;

      1- Kapkaççılara dikkat etmek gerekiyor bu coğrafyada, başımız gelmemiş olsa bile.

      2- Keyifle gezebileceğiniz bir şehir Santiago.

      3- Şili, genelde diğer güney Amerika ülkeleri gibi Türklere vize uygulamıyor.

      4- Çok pahalı bir şehir olmamasına karşın, ucuz da sayılmaz.

      Not: Bir kere daha Ali Devlen'e gösterdiği misafirperverlik nedeniyle teşekkür ederiz.

                         

                                          İYİ SEYAHATLER