22 Ekim 2014 Çarşamba

ATA TOPRAKLARINDA ( TİRAN - OHRİD - ÜSKÜP - PRİZREN )

          Yine yeni gezgin ve yazarlarımızdan, oğlum Uğur Deniz YAVAŞ ve gelinim Özgen Erdem YAVAŞ'ın Balkan seyahatleri ve bununla ilgili yazıyı paylaşıyorum.(Malik YAVAŞ)


         Eşimle Kurban Bayramı’nı fırsat bilip, 3 Ekim — 7 Ekim 2014 tarihleri arasında 4 günlük bir Arnavutluk, Makedonya, Kosova turu planladık. Dedem Kosova doğumlu, babaannemin ailesi de o doğmadan önce Kosova’dan Türkiye’ye göç etmişler. 8 sene önce annem, babam, abim ve ben arabamızla Manisa-Edirne-(Sofya üzerinden)Üsküp-Prizren-tekrar Üsküp-Ohrid-Selanik-İzmir şeklinde bir “Ata Toprakları” turu daha yapmıştık. Bu geziden bahsetmeyi çok sevdiğim için eşim de benim kadar heyecanlı.

        PLANLAMA:

        Vize gerektirmediğinden mi, “backpack” tur yapmak istediğimizden mi bilinmez önceki gezilerimize nazaran daha az hazırlandığımız bir tur oldu. Biraz da önceki gelişimden aklımda kalan bilgilerime güveniyordum. (Bazı sorularıma internette cevap bulamadım, o yüzden detaylı olarak yazacağım) Genel hatlarıyla nerelere gitmek istediğimiz belli, ama hangi gün nerede olacağımıza bile karar vermemiştik, her akşam yatmadan önce otellerin wi-fi’larını kullanarak booking.com ve airbnb’den ertesi gün için kalacak yer baktık. En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: “Gerçekten çok ucuz bir tatil oldu, ama gittiğim yerlerde öyle aman aman bir şey gördüm diyemem.”




       TIRANA (TİRAN):

       Cuma öğlen Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan Pegasus’la Tiran-Rinas Havaalanı’na geçtik. Tiran Havaalanı ufak, pasaport geçişi yarım saat sürdü. TL çeviremeyiz diye Türkiye’de Euro almıştık ama hiç gerek yokmuş. Havaalanında TL-Leke çeviriyorlar. Bu şekilde tek kur farkı ödüyorsunuz. Yaklaşık olarak: 50 Leke = 1 TL

       Havaalanınından çıkmadan güvenle araba kiralayabileceğiniz Avis, Sixt, Budget şirketleri mevcut. Arnavutluk trafiğinin sorunlu olması ve Kosova sınır geçişi için kiralamacının kesin konuşmaması nedeniyle araba kiralamadık. Sonradan gördük ki ne trafik kötü, ne de Kosova girişinde sorun oluyor. Makedonya sınırından alınacak bir Green Card ile kolayca geçebiliyorsunuz. Arnavutluk trafiğine kötü diyenleri de iş çıkışı Ümraniye’ye beklerim =)



 





      Saat başı Rinas’tan Tiran’a pembe midibüsler var. Havaalanından çıkınca taksicilerden kurtuluyorsunuz hemen önünüzde. Kişi başı 250 Leke’ye 45 dakikada Tiran’a gidiyor. (Resimde koyu mavi ile işaretlediğim yerde iniyorsunuz) Görebildiğim kadarıyla Tiran’da insanlar (özellikle erkekler) sert mizaçlı ama herkes yardımsever. Hatta biraz fazla! Yol sorduklarımızla Cem Yılmaz’ın Faruk Eczanesi repliği benzeri durumlar yaşadık. Bilen bilmeyen sizi bir yöne yolluyor. (Dayıcım çok basit “Bilmiyorum” lan) :)




        Tiran’da görecek fazla bir şey yok. Şehrin merkezi resimde kırmızı ile çizdiğim yerin içi (İskender Bey meydanı ve çevresi). Adriyatik balığı yemek istediğimiz için “Rozafa” adındaki meydana yakın bir deniz ürünleri restoranına gittik. Fiyatlar gerçekten şaka gibi. Yarım kilo barbun, ahtapot, karides vs. olan koca tabak 7–8 lira! İçecekler de bir o kadar ucuz! Yemeğin ardından trileçe mi dondurma mı yiyelim diye düşünürken bir sonraki durağımız -Struga(Şıtruga) üzerinden- Ohrid’e nasıl gideceğimizi ayarlamaya karar veriyoruz. Tiran International Hotel’in hemen arkasında 3 otobüsün park edebileceği bir otopark var. Şaşırmayın, orası otobüs terminali(resimde pembe ile işaretledim). Sabah 6 otobüsü olduğuna ve oradan kalkacağına emin olduktan sonra barların olduğu sokağa (Rruga Ismail Qemali) doğru ilerliyoruz, üniversitenin hemen arkasında yeşille işaretlediğim yer. Güzel ve (gerçekten çok) ucuz bar ve clubları var. Burada eğlenebilirsiniz.




        OHRID (OHRİ): 

        Tiran’dan bir sonraki durağımız Ohrid’e sabah 6 otobüsüyle geçtik (Kişi başı 15 Euro). Bizim şirket servisleri gibi ufak dolmuşlar bunlar. Bayık bir müzikle 5 saat yol yapacağımızı düşünürken Armin Van Buuren’le güne başladık :) Biraz otoyol, biraz tek gidiş tek geliş, çoğunlukla virajlı dağ yollarından oluşan arabayla giderseniz çok daha kısa sürecek bir yolda, sınır geçişi sebebiyle iyice gecikiyoruz. Sınırda Arnavutlar’ı tek tek çağırıyorlar, bize ise selam verip pasaportumuzu iade ettiler. Sınır beklemesi nedeniyle 5 saat süren yol sonunda dolmuş bizi Struga’da yol kenarında bıraktı. Şehre doğru 5 dakikalık bir yürüyüşle Ohrid dolmuşuna vardık ve yarım saatlik (ve kişi başı 0,5 Euroluk) yolculuk sonunda Ohrid’e ulaştık. Bu arada hemen belirteyim Makedonya Arnavutluk’a göre bir tık daha pahalı ama Türkiye’ye göre yine de ucuz. Para birimi denari. 60 denari= 1 Euro = 3 TL kaba hesabını yapabilirsiniz. Restoran ve otellerde Euro kabul ediyorlar.





        Ohrid’nin hep gölden fotoğrafları vardır. Benimki de kaleden olsun!












        Ohrid’de House Jovan’da kaldık. Günlüğü 40 Euro’ya rahat ve güzel bir oda bulduk. Ohrid gerçekten çok güzel bir yer. Tsar Samuel, Ohrid Gölü’nün etrafında yılın günleri kadar kilise olmasını istemiş. Bu yüzden şehirde irili ufaklı çok sayıda kilise var. Daha önceden gittiğimde de yaz değildi. Bu yüzden yine göle giremedik ve sokaklar tenhaydı. Ohrid’de yapabilecekleriniz; inişli çıkışlı yollardan kiliseleri ve camileri gezmek, bir de kaleye çıkmak. Bunların dışında gölde gezmek için sandallar ve gezi vapuru var. 10 Euroluk tarifeyle gölde gezinti yaptırıyorlar. Akşam yemeği saati geldiği için son tura katılamadık ama uzaklaşan gemide Türkçe konuşan rehberin mikrofonla etrafı anlattığını duyunca açıkcası pişman olduk. Vapura binmeyi düşünüyorsanız Türkçe konuşan rehber hep var mı diye bir sorun derim, teknelere binecekseniz de kesinlikle pazarlık yapın. Bu arada Ohrid incileriyle ünlü kendinize ya da yakınlarınıza kaliteli Ohrid incileri alabilirsiniz. Şehirde Türk nüfusu oldukça fazla, onlara giderseniz fiyat konusunda yardımcı da olurlar. Bu arada Makedonlar’a da yanlış bir şey söylemiş olmayayım. Yurtdışında Türkler’e en iyi davranılan ülke burası olsa gerek.



         Gece yemek için Dalga Restoran’ı seçtik. Yemekler öyle çok ahım şahım değil. Meze olayı bildiğiniz sos. Daha önceden okuduğumuz Ajvar ve Garlic(Sarımsak) soslarından söyledik. İkisi de güzel soslar; acı biber sevmiyorsanız sarımsak sosa bulaşmayın derim yanında getirdikleri biberler çok acı. Balık olarak da gölde avlanması yasal olan “Belvica” söyledik. Önceki gidişimde “trout(alabalık)” yemiştim, alabalığı tavsiye ederim. Yanında şarapla 40 Euro ödeyip kalkıyoruz. Biz yorgunluktan odaya döndük ama eğlenmek için gidebilecek yerler var. Ertesi sabah, otel sahiplerinin olan güzel bir şarapevinde çok lezzetli bir kahvaltı yapıyoruz. Ardından İstanbul Çay Ocağı’nda çayımızı içip taksiyle 2–3 Euroluk bir ücret ödeyerek otogara geçiyoruz.






         ÜSKÜP (ŞIKOPYE):




   



      Otogardan kişi başı 15 Euro’ya aldığımız biletle eski otobüsümüze binip Ohrid’den ayrılıyoruz. 4 saat süren yolculukta mola verip, önceki gezide de uğradığımız Kırçova dağlarındaki dinlenme tesisinde pırasalı böreğimizi yiyoruz. Buranın börekleri harika. Arabayla da geçerseniz atlamayın derim. Kırçova’yı geçince sağda bir benzinlikte parketmiş otobüsleri göreceksiniz. Orası bizim börekçi. Makedonya yolları güzel, dağ yollarındaki orman manzarası da gerçekten şahane. Bir karede aynı anda 7–8 renk ağaç var. Gerçekten şaşırdım :)















        Taş Köprü üzerinden Yeni Şehir Meydanı

        Üsküp otogarında inip yürüyerek otelimize geçiyoruz. Kej Hostel! Ben hostel olayına pek sıcak bakmıyorum ama eşim denemek istiyor, dinliyorum mecbur. Hostelde banyolu özel oda tutuyoruz. Meğer oda 2 katlı ve 4 kişilikmiş. Nehir kenarında hostelin balkonlu kral dairesinde(!) geceliği 35 Euro’ya kalıyoruz. 8 yıl önce görülecek yerler hep eski şehir (nehrin ötesi) tarafındaydı. Tüm parayı Üsküp’ü turistik bir “Avrupa” şehri yapmak için harcamışlar resmen. Adam başı 1 heykel düşüyor desem yalan olmaz. 40 metrelik heykeller mi istersiniz, su ve ışık şovları mı? Etkilendim. Ama açıkcası biraz da görgüsüzlük olmuş. Çok bir tarihleri olmadığından, ya da tarihi tekrar yazmak istediklerinden midir nedir, hep başka ülkelerin kahramanlarının heykellerini yapmışlar. (Buraya gelmeden Büyük İskender mevzuusunu okumanızı öneririm, ama heykel konusu sadece İskender’le de kalmamış gibi!) Türkler’i bu kadar sevmelerine rağmen Atatürk heykeli acaba niye yok diye düşündüm ama her yerde TİKA’nın yardımlarını görünce biraz nedenini anlar gibi oldum…! Bu arada yiğidi öldür hakkını yeme: TİKA’nın bu turda gezdiğim tüm yerlerde İslam tarihinin korunması üzerine büyük katkıları olduğunu gördüm.




         Neyse; Türk çarşısı, şehir kalesi, Kurşunlu Han ve Mustafa Paşa Camii’ni gezdikten sonra yeni şehre geçiyoruz. Heykellerin etrafında bir tur attıktan sonra meydandaki İskender Heykeli manzaralı Tivoli isimli güzel bir restoranda güzel de bir yemek yiyoruz. İstanbul’a kıyasla cüzdanı bırakacağınız yerden 30 Euro’ya kalkıyoruz. Ardından Üsküp’te yaşayan bir arkadaşımızla biraz gezerek gece hayatına göz atıyoruz birer içki içiyor ve otele dönüyoruz.









        PRİZREN:

        Sabah kalkıp Prizren’e doğru yola çıkıyoruz. 4 saat boyunca ormanlar, kasabalar, köyler içinden geçiyoruz. Dedemin doğduğu köyü, Nerodime’yi uzaktan gösteriyorum eşime! Bu arada neredeyse her köyde “UÇK” anıt mezarlıkları var. Saygılarımızı sunup yanlarından geçiyoruz. Prizren’de otobüsten inince şehrin ünlü Taş Köprü’süne doğru 10 dakika kadar yürüyoruz. Şansımıza(!) hava tüm gün yağmurlu; ancak bu bizi durduramıyor tabi ☺ Kosova’da yaşayan akrabalarımız bizi almaya geliyor ve onlarla buluştuğumuz gibi Taş Köprü’de fotoğraf çektiriyoruz. Prizren’in doğal güzelliği şahane. Arnavut kaldırımları, hemen yanındaki orman ve dağın güzelliği; her şey çok güzel! Şehir merkezinde, nehrin kıyısında sıralı bar ve kafelerde gün boyu gençleri görmek mümkün. Biz de XL isimli bir kafeye oturuyor ve bu seyahatimizde sudan daha çok tükettiğimiz Macchiato’larımızı içiyoruz. Belirtmeden geçemeyeceğim; Prizren’de hemen hemen herkes Türkçe konuşuyor, her seferinde şaşırıyorum buna! 







Biraz soluklandıktan sonra, şehir merkezinden ayrılıp akrabalarımın yaşadığı “Korija” köyüne geçiyoruz. Orada yemek yiyip bol bol sohbet ediyoruz. Bu arada bizi gezdiren genç çift ve kardeşleri Türkçe/İngilizce-Arnavutça iletişimimizi sağlıyor. Onlar olmasa anne ve babaları ile iletişim kuramazdık çünkü Prizren’in aksine köylerdekiler Türkçe bilmiyor. Gece, şehirde yine macchiatolarımızı içerek gelin verdiğimiz başka bir köye yatmaya gidiyoruz. Kosova hakkındaki izlenimim; 8 yıl öncesine göre Kosova çok gelişmiş. Mermi izlerini artık evlerin duvarlarında görmek pek mümkün değil. Yeni evler, yollar yapılmış, fakat insanlar hala çok fakir. Burada fabrikalar kurulmalı, üretim olmalı ama siyasi istikrar yokken bu gelişmeleri beklemek gerçekten zor. Kosova’yı tanımayan bir çok ülke olması ve 4 aydır bir türlü anlaşmaya varılarak hükümetin kurulamaması da Kosova’nın gelişimini etkileyen faktörlerden ne yazık ki…











         Sabah erkenden 5:30 otobüsüyle iki buçuk saatte Tiran-Rinas Havalimanı’na geçiyoruz (kişi başı 10 Euro). Uçağa binip o tatlı yorgunlukla İstanbul’a geri dönüyoruz ☹

         Doğanın güzelliği, bitki örtüsü ve tabii ki temiz hava gerçekten bu turda en çok etkilendiğimiz şeylerdi. Üsküp’teki gelişim bence görmeye değer. İkinci bir Viyana yaratmaya çalışmışlar resmen. Kosova belki: 1 gün Priştine, 1 gün Ferizaj ve Prizren şeklinde 2 gün gezilebilir. Ucuz ve vizesiz bir gezi isteyenler için önerebilirim!

        DİKKAT !!!
  
- Vize yok
- Ülkeler arası otobüsler için iyi bir site var. Varış saatleri maksimum 15 dakika oynadı: http://www.balkanviator.com
- Cafelerde, otellerde Wi-Fi sorunu yok
- Fiyatlar oldukça iyi (Barlarda 50lik bira 3 TL!)
- Yaz sezonu için öneririm
- Araba kiralama opsiyonunu düşünülebilirsiniz (sınır geçişleri sorun olmuyor)

19 Ekim 2014 Pazar

TAŞKENT



          Kazakistan'da iş yaptığım yıllarda hep Özbekistan'a gitmeyi düşünmüş ama gerçekleştirememiştim. 2014  yılının son seyahati olarak burasını gündemime aldım. Türkiye'den THY ile Taşkent'e direkt uçuş olmasına karşın, Almaata üzerinde gelmek daha hesaplı olması nedeniyle bu yolu tercih ettim.

         Öncelikle Özbekistan ile ilgili genel ve oraya seyahat etmeyi düşünenlere faydalı bilgiler vermek istiyorum;



        Özbekistan eski Sovyet Cumhuriyetleri dışındaki tüm ülkelere vize uyguluyor. Özbekistan'a gitmek oldukça uzun süren bir vize süreciden sonra gerçekleşebiliyor ve en az 3-4 haftalık bir süreç bu. Bunu bilmediğim için, Eylül için planladığım bu seyahat Ekim ayına kaldı ve hava durumundan endişeli olarak gittiğim Özbekistan’da ilk 2 gün yağmur ve soğuk ardından güneşli ve sıcak günlerde dolaştım. Özbekistan için en iyi gezme dönemlerinin Nisan- Mayıs – Haziran ortası ile Eylül ve Ekim ayları olduğunu orada öğrendim. Arada kalan dönemler çok sıcak oluyormuş, bu nedenle programınızı yaparken bunlara dikkat etmekte fayda var.



       Havaalanı gümrükte bir deklarasyon doldurmanız gerekiyor, üzerinizde bulunan para ve kıymetli eşyalar için. Bu daha önceki yıllarda zaman zaman bulunduğum Kazakistan’da da vardı ama daha sonra kaldırıldı. Sanırım zaman içinde de burada kaldırılacaktır.



      Özbekistan’da otelden başka bir yerde kalmanıza izin verilmiyor. Kaldığınız otelden orada kaldığınıza ilişkin bir belge (registre) almanız gerekiyor. Bu belgeler çıkışta gerekecek, bunlar olmazsa para ve hapis cezası uygulanıyor deniyor ama bu kağıtlara çıkışta bakan olmadı. Yanda kaldığım Özbekistan oteli şehrin merkezinde ve Amir Temur meydanına bakıyor.







       Burası oldukça güvenli bir ülke, her 50 metrede bir bir polisle karşılaşıyorsunuz yollarda ve metro girişlerinde. Bunun sebebi de 1999 yılında bir binada gerçekleştirilen patlama ile darbe girişiminde bulunulması. Azerbaycan'da gerçekleştirilen darbe girişimi benzeri bir durum Türkiye'den bir cemaat okulu öğretmenlerinden 2 kişinin bu olayın içinde olmaları nedeniyle o cemaatin okulları kapatılmış. Bu şahıslar Türkiye'ye kaçmışlar tüm ısrarlara rağmen iade edilmemişler. Bu nedenle, Türkler'in burada bireysel iletişimleri çok iyi ama gene devlet olarak aramız iyi değil.

       Ayrıca Başkan İslam Kerimov, bu darbenin arkasında olduklarını düşündüğü, Özbekistan'da bulunan bütün Amerikan vatandaşlarını 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerini aksi halde hapse atılacakları uyarısında bulunmuş ve tüm ABD vatandaşları ülkeyi terk etmiş.

       İslam Kerimov, yan etkiler nedeniyle toplumun giderek muhafazakarlaşması önüne geçme amacıyla, Üniversitedeki  okuyan tüm kızların başının açık olması uygulamasını getirmiş, bizim ülkemizin tam tersine.



       Her yerde İslam Kerimov'un ülkenin bağımsızlığına, özgürlüğüne, gelişimine ve geleceği olan gençlere güvenine dair, sözlerinin yer aldığı yazıları görebiliyorsunuz. Ama diğer Türki Cumhuriyetlerde gördüğüm ülkenin liderinin boy boy resimleri burada yok. İslam Kerimov'un resmini sadece Amir Timur Müzesi'nde bir pano üzerinde gördüm. Buda sanırım onun alçak gönüllüğünün göstergesi.





        Görüldüğü gibi burasının kuralları ve disiplini oldukça katı. Ama İslam Kerimov kendi vatandaşlarının özgürlüğü için bu kuralları ve uygulamaları koymuş. Bizim ülkemiz gibi yolgeçen hanı değil burası. Burada birlikte yaşayan, Özbek, Rus, Kazak, Tatar, Kore, Uygur Türkleri ve Türkler uyum içinde kavgasız, barış ve kardeşlik içinde yaşıyorlar. Ama tabii ki bunların hepsi Özbekistan vatandaşı.




     Özbekistan'da kadınların (ayollar) bir kısmı  belki daha modern ama Taşkent'in dışına çıktıkça genellikle geleneksel kıyafetlerini giyiyorlar  Giysileri parlak taşlarla süslü, hatta normal günlerinde bile bazıları abiye ayakkabı giyiyorlar. Erkeklerin (Erkaklar) bazıları da parlak takım elbise giyiyor.





















      Özbekler Türkleri çok seviyorlar. Sorduklarında Türk olduğumu söyleyince yüzleri gülüyor ve hemen ilgileniyorlar. Semerkand’da bir taksiye binmiştim konuşurken Türkiye’den geldiğimi söyleyince şöför Türkçe bilip bilmediğimi sordu )))). Türkçe konuşmaya başladık, kendisi de oralı Türk olduğunu söyledi ve gideceğimiz yere varınca benden para almak istemedi, ısrarla parayı bıraktım.



     Öğrenciler de yabancılarla İngilizce konuşmak istiyorlar ama az bildikleri için sadece birkaç cümle kuruyorlar. Türk olduğumu söyleyince seviniyorlar ve onlarla fotoğraf çektiriyorum.












     Yine şehri gezerken bir gelin - damat ve arkadaşlarıyla karşılaşıyorum, oldukça sempatikler onlarla da resim çektirmeyi ihmal etmiyorum









      Türkçe'den başka dil bilmiyorsanız bile, Özbekistan’da rahat gezebilirsiniz. Çok sayıda insanla Türkçe, Özbekçe karışık konuşarak derdinizi anlatabilirsiniz.

      Çocukluk dönemimden hatırlarım bizde de bazı insanlar altın diş yaptırırlardı. Burada da çok sayıda insan altın diş yaptırmış oldukça itici görünüyor

      Bu genel bilgilerden sonra gelelim Taşkente;





      Özbekistan’da ilk durağım Taşkent oldu. Taşkent, tertemiz geniş caddeleri ve kaldırımları olan bir kent. Ağaçlık ve yeşillikler içerisinde. Sovyet döneminde yapılan geniş cadde ve kaldırımları her gittiğim eski sovyet ülkelerinde de gördüm. Belkide Sovyetlerin en büyük icraatı bu olmuştur.

























     Şehirde ulaşımı çok kolaylaştırmış olan bir metrosu var. Şehri gezerken hep bu metroyu kullandım, fiyatı 1 TL.










         Otelime yerleştikten sonra Özbek parası (sum) almak için, para değiştirme ofisine giderken bellboy yanıma yaklaşıp doları 2700 sum’dan bozabileceğini söyledi ofiste 2430 kurdan bozuyorlar ama ben ne olur ne olmaz diye ofise gittim. (Semerkand’da kur 3050). 100 dolar bozdurmak istedim, görevli emin olup olmadığımı sordu ben de eminim dedim ve geriye alamayacaklarını söyledi ben de tamam dedim. Sonra parayı bozdular en büyük para 1000 sum ( yaklaşık bizdeki 1 lira) dolayısıyla bir çuval para oldu. Bu kadar parayı taşımakta zor bir durum o nedenle 50 dolar olsun dedim. Ne yapayım bittikçe bozdurum diye düşündüm.))) . Daha sonra yine aynı bellboy dan bozdurdum ama bu sefer  5000 sumluk banknotlar verdi bana. 5000 likler yeni çıkmış, yılbaşından sonra paralar değişecekmiş.


       Burda eski medreseler, camiler oldukça ilgi çekici. Bulunduğum süre içerisinde iki müzeyi gezme fırsatım oldu bunlar Edebiyat ve Amir Timur müzeleriydi ayrıca Tarih ve Sanat müzeleri de olmasına karşın bunları gezme fırsatım olmadı.  Bir müzeyi doğru dürüst gezmek saatleri alıyor. Müze giriş ücretleri de düşük. Zaten genel olarak pahalı bir ülke değil Özbekistan.



       Amir Temur buranın en önemli figürü. Gittiğim her yerde ona ilişkin bir şeyler hep gördüm. Bu Özbek hükümdar aşağıdaki haritada da görüleceği üzere, sınırları oldukça büyük bir alana yaymış. Hepiniz de hatırlarsınız Ankara savaşında Yıldırım Beyazıt’ı yenerek tahttan da indirilmesine sebep olmuştu. Bize onu tarih derslerinde hep ondan “Aksak Timur” diye bahsedilmiştir ama buradaki adı Amir Temur. Osmanlıyı bozguna uğratması nedeniyle sözde aşağılamak için söylendiğini düşünüyorum şimdi bu tanımlamanın doğrusu. Buranın en büyük milli kahramanı. Taşkent'te onun adına büyük bir meydan, meydanda at üzerinde bir heykeli ve adına büyük bir müze bulunmakta.
Adına yapılmış olan müzeyi gezdim gerçekten büyük bir hükümdara yakışır, ihtişamlı bir müze yapmışlar. Bu müzede ona ilişkin bilgi, belge, resim, giysileri ile soyuna ilişkin belge ve resimler sergileniyor.




























































      Özbekistan’da gördüğüm, Amir Temur birinci figürse, Ali Şir Nevai ikinci figür. Burada ona çok önem de değer veriyorlar. Hem Amir Temur müzesinde hem de Edebiyat müzesinde onun için özel bölümler var. Taşkent'te ve Semerkand'da da adına bir park ve bir heykeli  bulunmakta.














      Resimdeki Ali Şir Nevai'nin heykelinin önünde bulunduğu Edebiyat Müzesini  gezdim.  Burada da, Türk-Arap-İslam edebiyatından hatırlayacağımız ünlü edebiyatçılara ilişkin resim, onlara ait el yazması eserler ve bilgiler sergileniyor. Aslında sadece bu müze bile bir yazı konusu olabilir. Ama çok sıkıcı olmaması için özetle yazıyorum.




      Yine de kısaca Ali Şir Nevai ile ilgili bir alıntı yapalım;

       "Sadece Çağatay Türkçesi’nin değil, bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerinden olan Nevai, Herat’ta dünyaya geldi. Babası Kikçine Bahşı adlı zengin bir beydi. Kikçine Bahşı, Timuroğulları’ndan Ebul Kasım Babür’ün hizmetinde bulunmuştur. Fakat ülkesinde çıkan karışıklıklar yüzünden, oğlu Ali Şir ile beraber yurdundan uzaklaşmış, Irak’a gitmiş ve Nevai’nin ilk gençlik yılları, bu yüzden, vatanından uzakta geçmiştir. Nevai, babasının ölümünden sonra, yine Ebul Kasım Babür tarafından himaye edilmiş ve iyi bir tahsil görerek yetişmiştir. Hayatının en önemli kısmı çocukluk ve mektep arkadaşı Horasan Hükümdarı Hüseyin Baykara’nın yanında geçmiştir. Herat Sarayı’nda mühürdarlık görevinde bulunmuş, vezirlik ve emirlik ünvanları taşımıştır. Onun görevde bulunduğu dönemde devlet, hem idari hem de ilmi bakımdan yükselmiştir. Onun sayesinde Herat şehri, bir bilim ve kültür merkezi olmuştur."








     Bu müzede hem edebiyatçı, hem de savaşçı yönü olan hükümdar Babur'e de bir bölüm ayrılmış .Ona ait resim ve belgelerden örnekler.













































         Aşağıda sadece bir kısmının resimlerini paylaşabileceğim edebiyatçılara ait el yazması eserler,
resimler va onları anlatan bilgiler de yer alıyor bu müzede.








HAFIZ ŞİRAZİ














                                                                           HAFIZ HARZOMİ


                                                                              FUZULİ                              

               
                                                                                       TURDİ





MAŞRAB









                                                                                          UBAİSİİ



















                                               
                                                                                                Gezgin ve yazar ; FURKAT

         Şimdi de biraz şehri gezelim;



     Taşkent’in ünlü Chorsu’sı ( Çarşı) var. Tarihte İpek yolu üzerinde yer alan Taşkent’in , hala ticarette taşıdığı önemi ve canlılığını burada gözlemleyebilirsiniz.














     Çarşıya çok yakın bir mesafede Kukeldaş medresesi var. XVI. yy.da yapılmış olan Kukeldaş Medresesi en eski binalarından biri olup, restore edilerek şimdi Islam koleji olarak kullanılmaya başlanılmış.








        Müstakillik (Bağımsızlık) meydanı ; Burası resimde de görüleceği gibi güzel bir meydan. Burada bir anne kucağında bir çocuk ( Sanki Meryem Ana ve kucağında İsa izlenimi veriyor) ve üzerinde dünya olan bir heykel var burada.










      Parkın girişinde de leylek heykellerinden oluşan bir tak da var.














          Yine bu meydana yakın Sovyet devrimi sonrasında,1918 yılında Taşkent'e sürgün edilmiş olan, Grand  Dük Nikolai Romanof'un Sarayı da oldukça görkemli.





    Karasaray yolu üzerinde bulunan Hast İmam Meydanı ve Hazreti İmam Camii de görülmesi gereken yerlerden Taşkent'te











     Camii gezmek için içeri girerken bir görevli el işaretiyle yasak dedi ve dışarıya çıktım. Baktım içeriden çıkanlar var, niye onlar içeride diye sordum adam içeri giremezsin demedim fotoğraf yasak dedim dedi. İçeriye girdim ve dışarıdan o muhteşem görüntülü olan caminin içi çok sadeydi. Bizdeki camilerin aksine.








   Yine bu meydanda Barakhon medresesi var.















      Medresenin odaları turistik eşya dükkanları olarak kullanılıyor. Güzel el yapımı hediyelik eşyalar var burada.













     Bu meydanda ayrıca Tilla Şeyh camii












Namazgah camiileri de bulunmakta
















Meydanını arka bölümünde ise İslam Enstitüsü bulunuyor.













        Bir gece şöyle hem bir geleneksel Özbek mutfağını deneyeyim hem de geleneksel Özbek müziği dinleyeyim istedim. Otelin resepsiyonundan bilgi istedim ve beni bir restorana yönlendirdiler. O gece at etinden (kazı) yapılmış çok güzel bir Özbek pilavı yedim harikaydı. Canlı müziğe sıra geldi heyecanla bekledim geleneksel Özbek müziğini ama " Yesterday" ile başladılar..)))) Ama kemanı kemençe gibi çalan bir genç vardı kelimenin tam anlamıyla döktürdü..

        Aslında yazacak çok şeyler almasına karşın yazıyı uzun tutarak (zaten uzun oldu) kimseyi de sıkmak istemiyorum.

        Bazı konulara da Semerkant ve Buhara yazılarımızda yer vermek üzere...


                                        İYİ SEYAHATLER