10 Kasım 2014 Pazartesi

İPEK YOLU'NUN ÖNEMLİ BİR DURAĞI - BUHARA

       


       Semerkand turumuzu tamamladıktan sonra ver elini Buhara. Buhara'ya yine eksperes tren ile gittim. Bu trenin adı da, SHARQ EKSPRES.. Bu tren yolculuğum da yine bir Özbek aile sohbet ve notlarımı yazmakla geçti. Bu yolculuğum da yine 3,5 saat sürdü.


      

      Tren istasyonu şehirden 12 km. uzakta. Bunun nedeni ise o dönemdeki Buhara Emir'i 1889 yılında kurulan hattı medeniyetle arasındaki bağlar en aza indirgensin diye şehre bu kadar uzakta kurdurmuş. Bu nedenle Yasak şehir diye anılmakta . Yüzyıllar boyunca hiçbir yabancının giremediği tek şehir belki de Buhara.





      
    İstasyona inince ,burada da taksiciler üzerime üşüştü. Sonuçta bir taksi ile daha önce rezervasyon yaptığım, Salom Otele geldim. Bu otel de küçük bir otel ve doğu tarzı bir mimariye sahip. Mevsim itibariyle turist sayısı çok yoğun değildi, Rezervasyon yapmadan gidip orada daha ucuza da kalmak mümkün olabilirdi.







      Buhara Özbekistan’ın şehri olmakla birlikte, Tacik nüfus daha fazla. Özbek’lerin dediğine göre Tacik'çe bilmeyenin burada yaşama şansı az. Dolayısıyla Özbek'ler de Tacik'çe biliyorlar.


      Biraz Buhara tarihinden söz edelim;  Buhara, Orta Asya'nın en eski yerleşim bölgelerinden biridir. Arkeolojik bulgular şehrin tarihinin en az 2500 yıl civarında olduğunu göstermiştir. Şehirde yapılan Arkeolojik kesit çalışmalarında yaklaşık 20 m kadar derinlikteki alt katmanda; kamusal binalar, askeri tahkim yapıları ve çanak-çömlek ve madeni paralar gibi çeşitli arkeolojik buluntulara rastlanılmıştır.
  





       Buhara tarih boyunca bölgenin önemli kültür ve ticaret merkezlerinden bir olmuştur. Zerefşan Irmağı'nın aşağı havzasındaki büyük vahada yer alan Buhara şehrinin denizden yüksekliği 220 metredir. Belli başlı ilim merkezlerinden biri olan Buhara'da binlerce bilim adamı  yetişmiştir. Şehre hayran kalan ünlü gezgin “Marco Polo” nun yazıtları, burayı İpek Yolu’nun entelektüel ve kültürel bir merkezi haline getirmiştir. Tasavvuf anlayışı, Anadolu’ya kadar etkili olan Ahmet Yesevi burada yetişen ünlü kişilerin başında gelir. Buharalı mutasavvıflar arasında Bahaeddin Nakşibendi de bulunmaktadır







    İpek yolu üzerinde olan bu kentte ticari faaliyetler çok gelişmiş. Bu nedenle kentte çok sayıda kervansaray bulunmaktadır. Müslümanlar Buhara’yı  fethettikten sonra,  pekçok cami, medrese ve kütüphane gibi mimari eserler yapmışlar. Burada birçok kervansaray bulunmasına karşın çoğu kapalı ve devlet koruması altına alınmış durumda.



    

       Buhara’da tarihi yapılar şehrin merkezinde ve yürüme mesefesinde. Kaldığım otel de bu merkezde Lyabi Havuz ( Lyabi khauz )yakınında. Bu havuzun kuzeyinde Kukeldaş Medresesi ,batısında Khanaka Medresesi ve doğusunda Nadir Bey Medresesi bulunuyor.  Havuzun etrafında kafeler var, daha sonra bahsedeceğim tanıştığım Türkçe bilen  bir genç kutsal yerlerde içki içilmesine tepki gösteriyor. 








        Kahverengilerin ve mavilerin şehri olan Buhara, göz alıcı pazarları, muhteşem çini mozaikleriyle insanın bambaşka bir ortamı yaşamasını sağlıyor.






     Kukeldash Medresesi, Orta Asya'nın en büyük (80x60 metre) ve en anıtsal bir yapılarından biridir.






     Nadir Divanbeyi Medresesi, (1622-1623) kervansaray olarak inşa edilmiş. Imankuli Han bu kervansarayın medrese olması için emir vermiş ve burası medreseye dönüştürülmüş.






      Khanka Medresesi  














     Bu medreseleri gezdikten sonra, Nadir Bey Medresesi önünde bulunan Nasreddin Hoca Heykelinin önünde bir resim çekilmeyi ihmal etmiyorum.

     Özbekler de bizim Nasreddin Hoca'ya sahiplenmişler ve Özbek olduğunu söylüyorlar.










     Buhara'da eski çarşılar renkli görüntüleriyle turistik eşya satan dükkanlar haline dönüştürülmüşler. Burada en dikkati çekenler tabii ki Buhara halıları. 


























       Uluğ Beg Medresesi, şehirde Ulugbek tarafından inşa edilmiş ilk medresedir. Bu nispeten küçük olmasına rağmen dikkat çekiyor. Giriş holü, kubbe salonları, cami ve kare bahçe oldukça görkemli.














      Abdulaziz-Khan Medresesi,1651 yılında, Abdulaziz-han İbn Nadr-Muhammed tarafından yaptırılmış. Ön cephesinden bakıldığında ilk anda Uluğbek Medresesine benziyor ama bu medresenin boyutları (50 x 67 metre) ondan daha büyük. Özellikle iç dekorasyonu muhteşem güzellikte.











      Miri Arap Medresesi, burası 16. yüzyıldan kalma ve Buhara şehrinin mimari anıtlarından birisi. Avlunun üzerinde mozaik bir tambur üzerinde mavi büyük kubbe yükseliyor. Medresenin iç kısmının fotoğraf çekmek isterken medrese öğrencileri ve öğretmenleri engelledi. Halen aktif medrese olarak kullanılıyor.



   







     Miri Arap Medresesi'nin hemen karşısındaki, Amir-Alimkhan Medresesi ise 19.yüzyılda inşa edilmiş.





        Kalyan Camii, Caminin boyutları 80 x 130 metredir yüksek gubbeli ve büyük dikdörtgen avluludur. Günümüzde Buhara şehri manzarasına hakim olan bu yapı, 1514 yılında tamamlanmıştır. Caminin dekorunda öncelikle sırlı çini kullanılmıştır ve bunlar ağırlıklı olarak ana cephe ve mihrap üzerine yoğunlaşmıştır.




       Kalyan-Kollon Minaresi1127 yılında inşa edilen en büyük minare olarak  bilinmektedir. Onun muhteşem ve kusursuz görüntüsü, Buhara şehri manzarasında görenleri hayrete düşürecek düzeydedir.Buhara şehrinin bu en görkemli yapısı, Yukarıya doğru daralan yuvarlak gövde şeklindeki tuğla kule, karakteristik bir minaredir ve alt çapı 9 metre, üst çapı 6 metredir.

        Minare, kuşatma ve savaş zamanlarında aynı zamanda bir gözetleme kulesi olarak da kullanılmıştır. 
















         Ark Kalesi, Buhara'daki en eski anıtların başında geliyor. Ark’ın devasa kapısı ilgi çekiyor. Kale duvarları yanmış tuğla ile yapılmış. Mevcut duvarların genişliği 11 metreye ulaşmaktadır. Yüksekliği ise  30-40 m civarındadır. Ark kalesi, Buhara hanları tarafından konut olarak kullanılmıştır.


    Ark içinde, Emirin konaklama odası, polis bölümü, ahırlar, giysi, halı, mutfak eşyaları, hazine, tophane, hapishane, cami görülebilir. Arkada da galeri ile çevrili bir müzik odası bulunuyor. Yan tarafta ise, mahkumların atıldığı nemli zindan bulunuyor.











   

     Buhara Emir'inin taht odası, güneydeki girişin hemen ardındadır. Burası ahşap sütunlar üzerine tuğla döşeli olarak inşa edilmiştir. Uzun eksen bahçede, Emir tahtı bulunur Bu mermer taht: mermer sütunlar üzerinde, boyalı, ahşap gölgelik altında, 1669 yılı Nuratian ustaları tarafından yapılmıştır.









       Magoki-Attori Camii, şehir merkezindeki bu cami, kentsel caminin bir örneğidir. Cami İslamiyet öncesi Pagan tapınağı yerine inşa edilmiştir. Orta Asya mimarisinin mükemmel örneklerinden birisidir.Cami şimdi halı müzesi olarak kullanılıyor.









     

       Chor-Minor Medresesi (Dört Minareler), Tacik dilinde“Chor-Minor” dört minare anlamına geliyor. Buhara mimarisinden farklı, Hint mimarisi tarzındadır. Kare şeklindeki medrese binasının üstü mavi kubbe ile taçlandırılmıştır, köşelerinde ise birbirinden farklı dekorlardaki dört küçük minare bulunur. Bu dört minaresin her biri farklı şekle sahiptir. Türkmen halife Niyazkul zamanında yapılan ve günümüze iyi korunarak gelmiş bir yapıdır. Medresinin yapım tarihi olarak 1807 görülmektedir. 












     
     Bahaeddin Nakşibendi Tekkesi ve mezar kompleksi. Şehir merkezine 12 km uzaklıktaki köyü Kasri Orifon’da bulunmaktadır. Bahaeddin Nakşibendi'nin ölümünün ardından buraya müritleri, takipçileri ve Nakşibendi tarikatı üyeleri gömülmüştür. Şu anda  kompleks Nakşibende tarikatı üyeleri tarafından kutsal kabul edilmektedir ve aktif olarak hala hac yeri olarak kullanılmaktadır.





    
       Buhara'yı gezerken bir gençle tanıştım. Geleneksel müzik CD'si almak için bakarken nereli olduğumu sordu, Türk olduğumu söyleyince çok sevindi .Türkiye'de 2 yıl bulunmuş ve Türkçe'yi iyi konuşan bir gençti İbrahim. Oldukça muhafazakar birisiydi(sağdaki).








       Ona güzel bir Özbek Pilavı yemek istediğimi söyledim. Beni bir yere götürdü orada pilav yedim ama pilav kahverengiydi oysa en güzel Özbek Pilavı beyaz pirinçten olurmuş, kalmadığı için onu verdiler ama işletenler, diğerini yiyemediğim için de üzüldüler.










       Tarih ve mistik bir hava solumak isteyenler için, Buhara gerçekten görülmesi gereken yerlerden biri.

  


                                                                        İYİ SEYAHATLER





3 Kasım 2014 Pazartesi

SEMERKAND


       Taşkent’ten sonra sıra Semerkand’da. Taşkent ile Semerkand arasında hızlı ve normal tren ile rahat bir yolculukla ulaşılabiliniyor. Hızlı olan (Afrasiyab) 2 saatte, normal tren (Nasaf) 3,5 saatte gidiyor. Hızlı trende yer kalmadığı için normal trenle gidiyorum.




    

      Bu trene Nazaf adı verilmiş 













     
    Taşkent'ten Semerkand'a olan tren yolculuğumuz sırasında tanıştığımız Fakriddin adlı demiryollarında çalışan bir Özbek'le sohbet ediyoruz ve beni bir sünnet düğününe davet ediyor ama yeterli vaktim olmadığı için kabul edemiyorum. 



     Yine kompartmanımızda Rus karı koca Denis ve Elena ile birlikte yolculuk yapıyoruz ve sohbet ediyoruz.

    Buranın ünlü şarkıcısı Ozodbek Nazarbekov'u dinleyerek ve Seyahatname'ye Özbekistan'ı yazarak yolculuğa devam ediyorum.








        Semerkand’da internetten rezervasyon yaptığım ROYAL PALACE otelinde kaldım. Otel küçük, sevimli ve çalışanları oldukça samimi ve yardımsever. Türkiye’de bir yıl yaşamış olan Babur iyi Türkçe biliyor ve çok candan ve yardımsever bir genç, bana hep yardımcı oldu, dolayısıyla Semerkand'da rahat günler geçirdim. 






      Yine Babur'ün önerdiği ve otelin yakınında bulunan Samarkand Resturant oldukça temiz. Çok lezzetli geleneksel yiyecekleri var. Klasik yiyecekleri şaşlık bunu çeşitli etlerden yapıyorlar. Burada yediğim tavuk kanatın lezzetini hiçbir yerde tatmamıştım.Tabii ki Özbek pilavı buranın en bilinen ve lezzetli yiyeceği. Kazakistan’da yediğim ve çok beğendiğim Lagman’ı burada da yedim oldukça lezzetliydi.



    
                      
       Kısa bir tarihçe; Semerkand, Orta Asya'nın en eski şehirlerinden biridir. Zerafshan nehri vadisinde bulunmaktadır. Şehrin kuruluşu M.Ö. 2000 yılına dayanmaktadır. Şehrin adı ilk olarak M.Ö. VI. yy'da Yunan metinlerinde Sogdiane'nin başkenti Marakanda diye geçer. M.Ö. 329'da Büyük İskender'in eline geçerek tahrip edilmeden önce Semerkand, Çin ile Batı arasındaki ipek yolu üstünde gelişmiş büyük bir şehirdi. Moğol istilâsına karşı verilen mücadelelerin ardından 1365'te Timur Hanın Kurduğu imparatorluğun başşehri oldu.




         Burada ilk durağım Registan meydanı oluyor. Burada üç medrese var, bunlar Uluğbey Medresesi ve camii, Şirdar Medresesi, Tilla Kari Medresesi ve camii.



        Uluğ Bey (1393-1449), Timur Han'ın torunu, Şahruh'un oğludur. Çağının öğretim geleneklerine uyarak önce din bilgilerini, sonra mantık ve astronomi konularını öğrendi. 1409'da babasının yardımıyla Semerkand hükümdarı oldu. Çağının ünlü bilginlerini saraya toplayan Uluğ Bey, astronomi ve matematik alanındaki çalışmalarıyla ün kazandı. Yıldızların ve ayın hareketlerini gösteren tablolar düzenledi. Ali Kuşçu’da Uluğ Bey’in öğrencisi olmuş, astronomi alanında birlikte çalışmışlardır.







     Uluğ Bey Medresesi (1417-1420)  içinde bir de cami bulunmaktadır. Burada gördüğüm camilerin içleri bizimkiler gibi ihtişamlı değiller daha sade ve gösterişsiz. Sadece aşağıda bahsedeceğim medresede böyle bir ihtişam gördüm.
















 





















           Uluğ Bey medresesi ve diğer medreseler Rusya’daki  1917 devrimden sonra kapatılmış, içindeki küçük dersaneler şimdi hediyelik eşya dükkanı olarak kullanılıyor. Bu küçük dersanelerde iki öğrenci ve bir öğretmen ders yapıyorlarmış.




      Bu medreseler eski bir nehir yatağı üzerine kurulmuş. Meydanda ve o döneme ait yerlerde yağmur sularının toplandığı yandaki resimdeki görüleceği gibi havuzlar var ve bunların deliklerinden su sızarak toprağa karışıyor.





      Diğer iki medrese de Uluğ bey medresesi gibi restorasyon görmüş. Eski halleri oldukça kötü durumdaymış. Çini ve mozaiklerin çoğu sonradan yapılmış,gerçek olanları ise medreseler içerisinde sergileniyor.

     Bunları burada bana yardımcı olan rehber Sahnoza anlattı.






 



    Bu medreselerden, Tillya Kori Medresesi (1646-1660) ve camii oldukça görkemli.




























  
       Uluğ Beyden bahsederken rasathanesinden de söz edelim. 1428-1429 yıllarında Ulubey tarafından bir tepenin üstüne yapılmış. 46 metre çapında, 30 metre yüksekliğinde bir yapı. Ana salonun kubbesinde ay, güneş, diğer yıldızları incelemek için yapılmış. Zamanının tek örneğidir.















     Ulubey bir yılı 365 gün 6 saat 10 dakika 8 saniye olarak hesaplamış. Günümüzde yıl 365 gün 6 saat 9 dakika 9,6 saniye olarak hesaplanmaktadır. O çağda bile doğruya en yakını o bulmuştur.


 


     Yandaki resimde diğer astronomlar ile Uluğ Bey'in bir yıl ile ilgili karşılaştırma tablosu görülmekte.












     Bu rasathanede aynı zamanda bir Uluğ Bey Müzesi de yer almaktadır. Burada Uluğ Bey'in astronomi çalışmaları ve aletleri sergilenmekte.














     Müzede ünlü Türk matematikçi ve astronom Ali Kuşçu ile Uluğ Beyin birlikte çalışmalarını gösteren bir minyatür.















       Bibi Hanım Camii ve külliyesi gibi pek çok kıymetli eser yaptıran Amir Timur, şehri Orta Asya'nın en önemli ekonomik ve kültürel merkezi hâline getirmiş. Semerkant'ta bir devasa cami yaptırmaya karar vermiş ve bu cami ve külliyeyi yaptırmıştır. Ana salondaki küçük kubbe 40 metre çapındadır. Dışardaki duvarların uzunluğu 167 mt ve 109 mt genişliğindedir.








     Bibi Hatun caminin yanında eski Pazar bulunmaktadır, Bu pazar 600 sene içinde çok az değişikliğe uğramıştır.











     Ben de bu pazarı gezdim. Bir çok farklı cinste badem ilgimi çekti, genellikle ince kabuklu bademlerdi bunlar. Bir miktar alıp yedim lezzetliydi.



       Shohi Zinda Türbesi,çeşitli yüzyıllarda yapılmış yirmi kadar cami, türbe ve medreseden oluşuyor.



      Buradaki dini yapılar ve türbeler XI. yy'da yapımına başlanmış ve XIX. yy'a kadar yapımı sürmüştür. XI-XII. yy'da yapılanların şu anda sadece mezar taşları kalmıştır. Çoğunluğu XIV ve XV. yy'da yapılmıştır. XVI ila XIX. yy'da yapılmış olan tadilat, ana görünümünde değişiklik yapmamıştır.








      Burada, Peygamberin kuzeni Kusam Ibn Abbas'ın Türbesi ve kompleksi (Sahabe Qusam bin Hüseyin) de bulunmaktadır.










 



      Amir Timur’un karısı Kutluğ Oko Türbesi, Timur’un oğlu Amirzade Türbesi, Timur’un kumandanlarından Amir Hüseyin’in Türbesi (Tuğlu Tekin), Timur’un kızkardeşi Shirin Beka Oko Türbesi, yine kızkardeşi Turkon Oko ve kızı Shodi Mulk Oko‘nun Türbesi, Türbelerin mimarı Usto Ali Nasafi Türbesi, Timur’un generallerinden Amir Burunduk Türbesi, Hoca Ahmet Türbesi, Tuman Oko Kompleksi ve bunların üzerinde de şehrin mezarlığı bulunmaktadır.











     Burada mezar taşları üzerinde ölenlerin resimleri dikkatimi çekti, Ruslarda esinlenmiş olsalar gerek . Müslümanlarda böyle bir adet bilmiyorum.












 

     Türbeleri ziyarete gelen yaşlı Özbekler, merdiveni yandaki duvara tutuna tutuna zorla çıkıyorlardı.













   


     Mezarlığın az ilerisinde de Hazrat Khizir (Hızır Hazretleri)  camii bulunmaktadır.










         Özbekler, Timur Han'ın türbesine "Gur-ı Emir" diyorlar. Semerkand'ın her tarafından görülebilen türbe karakteristik mimari yapısıyla bir şaheser.





   Timur'un torunu Uluğ Bey ve ustaları Sait Baraka ile Sayyid Umar, Muhammed Sultan, Şahruh Mirza, Miranşah, Abdulla Mırza ve Abdurakman Mırza'nın  da yattığı türbe mavi çinileriyle göz alıcı bir ihtişama sahip.







       Binanın en eski inşası XIV. yy'nın sonunda Muhammet Sultan'ın emriyle yapılmıştır. Şimdi, medresenin ve Han'ın temelleri, giriş kapısı ve 4 minarenin bir tanesinin parçaları kalmıştır. Türbenin yapılışı Muhammet Sultan'ın ansızın ölümünden sonra 1403 yılında başlamış. Fakat asıl binayı Uluğbey tamamlamış.



 

     Türbenin arka bölümünde ise Ak Saray bulunmaktadır. ( Birileri Ak Saray ismini buradan mı almış acaba? )










      Beni buraya getiren taksici Türkiye'den geldiğimi öğrenince, Türkçe bilip bilmediğimi sordu.))) Sonra da Türkçe konuştuk yol boyunca. Kendisi de oranın Türk'lerindenmiş. Türbeye varınca, Türk olduğum için para almak istemedi. Israrlarım karşısında kabul etti. Burada insanlar Türk'lere karşı sevgiyle yaklaşıyorlar.





      Semerkand da ayrıca bir tarihi şarap müzesine gittim. Orada Fransızlardan oluşan bir gurup ve rehberleri vardı. Rehbere, müslümanlıkta şarabın haram olduğunu söyledim. O da benim şarap içip içmediğimi sordu...)))







 


       Daha önceki Taşkent yazımda Ali Şer Nevai'ye verilen önemden söz etmiştim. Semerkand'da da onun ismini verdikleri büyük bir park ve heykeli de bulunmaktadır.












       Semerkand'a yapmış olduğum geziden memnun kaldım. Tavsiye ederim .

                                         İYİ SEYAHATLER