31 Aralık 2014 Çarşamba

2000 YILI UEFA KUPASI FİNALİ EV SAHİBİ; KOPENHAG




           Kopenhag'a ilk gidişim, Galatasaray ile Arsenal futbol takımlarının Parken Stadı'nda oynayacakları, 2000 yılındaki UEFA kupa finali içindi. Bir Galatasaray taraftarı olarak UEFA şampiyonluğunu canlı olarak görmek ve o ortamı yaşamak şansına sahip olan az sayıdaki Türk'lerden biri olarak kendimle her zaman gurur duydum. Maç için direkt uçak bileti bulamadığım için, önce Hamburg'a gitmiştim. Orada yaşayan kuzenim Meriç ile birlikte karayoluyla ulaşmıştık Kopenhag'a.



       Bu maça Türkiye'den gelen Türk'lerin arasında ünlü kişiler de vardı. Resimde arkamda görülen Beyaz'da ( Beyazıt Öztürk) bu maçtaydı. Biz kupayı alınca ona dönüp çak yaptım, ya adamın elleri maşallah kürek gibi neredeyse bileğimi kıracaktı. O gün üzerinde Galatasaray forması vardı ama daha sonra onun Fenerbahçe'li olduğunu öğrendim. Sanırım kıskançlığından o kadar sert çak yapmış bana...)))






      İkinci gidişim ise, 2014 yılındaki Baltık gezimizin son durağı olarak gerçekleşti. Malmö'den karayoluyla daha önceki yazımda bahsettiğim, İsveç (Malmö) ile Danimarka (Kopenhag) arasındaki 16 km. uzunluğundaki Oresund köprüsü ve tünel bağlantısıyla ulaşıyoruz.






     

     Kopenhag, "Tüccar Limanı" anlamına geliyor Danimarka dilinde. Zealand adası üzerinde bulunan Kopenhag, Danimarka'nın en kalabalık şehri ve başkenti aynı zamanda.


   

   Kopenhag'daki ilk durağımız, Cristiansborg Sarayı ve Kalesi oluyor. Burası yürütme, yasama ve yargı güçlerini bir arada bulunduran bir saray ve dünyadaki tek örneği. 1167 yılında başlayan inşaa süresi, giderek artan ekleriyle birlikte 1746 yılına kadar sürmüş .






 

   Sırada Amalienborg var. Burası kraliyet ailesinin kışlık sarayı. Meydanın ortasında Amalienborg kurucusu, Kral V. Frederick'in  atlı heykeli bulunuyor.






   


    Sarayın bulunduğu  meydana bakan Kral Frederick kilisesi de çok muazzam bir görünüşe sahip. Aynı zamanda Mermer Kilise ( Mamorkirken ) olarak ta adlandırılıyor burası. 1749 yılında yapımına başlanan ve Frederick'in ölümüyle uzun zaman harabe durumunda kalan bu kilise, nihayet 1894 yılında halka açılmış.








   Kilisenin içi de oldukça gösterişli. Burada bir süre oturup dinlendik.











   

    Nyhavn liman bölgesi de oldukça güzel ve renkli yapılarla bezenmiş. Burada gezinti yapabilir, kafelerde dinlenip eğlenebilirsiniz.











      Kopenhag'ın yine güzel kiliselerinden biri Vor Fresler Kilisesi. Vakit darlığımız nedeniyle bu kiliseyi de ancak uzaktan resimleyebiliyoruz.








        Gefion Fountain (Gefion Çeşmesi) ; Burası limana yakın bir yerde ve İskandinavya Tanrıçası Gefjun'un yönettiği hayvan figürleriyle oluşmuş güzel bir heykel ve etrafındaki havuzdan oluşuyor. Çeşme bira imalathanesinin 50.yıl dönümü vesilesiyle Carlsberg Vakfı tarafından Kopenhag kentinde bağışlanmış.





     Sırada Kopenhag ile bütünleşmiş bir eser olan Denizkızı ( The Little Mermaid )heykelinde. Heykel 1909 yılında Carlsberg'in kurucusunun oğlu Carl Jacobsen tarafından yaptırılmış. Kraliyet Tiyarosundan Ellen Price bu heykele modellik etmiş ancak model çıplak poz vermek istemeyince, heykeltraş Edvard Eriksen model alarak karısı Eline Eriksen'i kullanmış. Heykel zaman zaman saldırılara uğramış ve yeniden restorasyonlar geçirmiş.
   
      Aslında bu Denizkızının uzun bir hikayesi de var ama yerimiz buna uygun değil.





   Burada ulaşımda değişik yöntemler kullanılıyor. Klasik yöntemler olan toplu taşıma araçları yanı sıra resimdeki gibi bisikletli taşımacılık ta var.









 


   Ayrıca kanallarda turistik amaçla kullanılan tekneler de var ve bunlarla kolayca gezebiliyorsunuz.






     


   
 
   Gelelim Storget çarşısına, burası uzunca turistik ve popüler bir çarşı. Girişinde bir leylek heykellerinde oluşan bir anıt bulunuyor. Çarşı içinde bulunan mağazalardan alışveriş etmek mümkün. Çeşitli etnik gurupların restoran ve kafeleri de mevcut. Bunlar içinde Türk'lere da ait çok sayıda işletme görebilirsiniz.







     
    Çarşı girişinde çok sayıda bisikletin park ettiği bir meydan var. Burada insanların ne kadar sportmen olduğunun bir göstergesi bu.














    Buraya gelmeden yol üzerinde çarşı girişinde bir gurup PKK'lı gösteri yapıyordu.









 


      Bizim ekip sıcak havada yürümekten perişan bir vaziyette bulduğumuz bir ağaç gölgesinde dinlenmeye çalışıyor.











     Kopenhag'da elbette daha görülecek yerler var ama zamanımız ancak bu kadarına yetti. Burada Baltık turumuzun da sonuna vardık. Şimdi ver elini memleket.......

                                                              İYİ SEYAHATLER







       

   



























28 Aralık 2014 Pazar

İSVEÇ'İN KÜÇÜK LİMAN KENTİ; MALMÖ


            Wismar'dan gemimizle tekrar yola çıkıyoruz bir gece yolculuktan sonra Malmö'deyiz. Gemimizle vedalaşma zamanı. Eşyalarımız toparlayıp gemiyi terkediyoruz. Bundan sonra sırada otobüsle Malmö sonra da sırada Kopenhag gezimiz var.



           Malmö, İsveç'in küçük bir liman kenti. Çok fazla turistik bir şehir de değil. Esas hedefimiz Kopenhag olmasına karşın Malmö'yü de gelmişken görmeden edemiyoruz.



         Malmö'deki birkaç meydandan biri ve en büyüğü olan, Stortorget meydanına geliyoruz. Bu meydanın bir tarafında Kral 5. Karl Gustav'ın heykeli ve karşısında Belediye Binası ve korunmuş tarihi binaları görüyoruz.





     


          Şehrin en ilginç binalarından birisi tabii ki Turning Torso adı verilen burgu biçiminde inşaa edilmiş binası. Bu bina İskandinavya'nın en yüksek binası ve 86 m. yüksekliğinde.













      Buradaki zamanımızın azlığı nedeniyle, Malmö Kalesi'ni göremedik. Zamanınız olursa mutlaka gidiniz.











     Malmö 2013 yılında ev sahipliği yaptığı, 58. Eurovision Şarkı yarışmasıyla da bilinen bir kent. Yanda yarışmanın yapıldığı Malmö Arena.



 


    Bu kısa Malmö gezimizden sonra, otobüsümüzle yola çıkıyoruz. Danimarka ile İsveç'in arasındaki boğazın mesafesi 20 km. Önceleri sadece deniz araçlarıyla ulaşım sağlanırken, 2001 yılında açılan Oresund Köprüsü'yle alttan tren, üstten de karayolu olarak biribirine bağlanmış Malmö ile Kopenhag. Bu köprünün uzunluğu 16 km.




     Kopenhag'da görüşmek üzere......


                                                              İYİ SEYAHATLER




















26 Aralık 2014 Cuma

ALMANYA'NIN BALTIK KIYISINDA KÜÇÜK BİR ŞEHRİ - WİSMAR

   
       Baltık turumuza devam ediyoruz. Stockholm'den hareket eden gemimiz iki gece ve bir gündüz yol alarak, Almanya'nın Wismar limanına demir atıyor.



     


      Burası sevimli küçük bir şehir. Eski yapıları korunmuş, taştan yolları ve kaldırımlarıyla çok sevecen görünüyor. Şehrin büyükçe bir meydanı bulunuyor.









          Wismar'da kısa bir tur attıktan sonra, tren ile Roctock'a doğru gidiyoruz. Yaklaşık 1 saat 30 dakika süren yolculuğun sonunda, Rostock'a varıyoruz. Trende tanıştığımız Türkçe konuşan Almanya'da yaşayan bir Ermeni genç ile sohbet ediyoruz. Bize Bad Doberan'a gitmemizi öneriyor, orasının Rostock'tan daha güzel olduğunu söylüyor. Hatta Doberan istasyonunda beni indirerek oraya giden minyatür trenleri gösteriyor.








      Rostock'ta eski yapıların korunmuş olduğu güzel bir şehir. Burada da kısa bir tur atıyoruz.








 

     Bir yorgunluk kahvesi iyi gider diye düşünüp, bir kafede oturup dinleniyoruz.











         Rostock'un merkezindeki bu heykeli bir siyasi büyüğümüz görseydi " Böyle sanatın içine " tükürürdü.....





     Tekrar dönüş trenime binerek Bad Doberan istasyonunuda iniyoruz. Buradan bindiğimiz küçük kara  tren ile yaklaşık 45 dakikada sahile varıyoruz . Trende yolculuğumuz sırasında  bizim bulunduğumuz vagonda sadece biz dördümüz vardık. Benim söylediğim, "Tren Gelir Hoş Gelir" türküsü eşliğinde, hanımları oynatıyoruz. ))))))
Bakınız;

http://www.youtube.com/watch?v=R0YSTlabFboız...



    Sahilde büyük bir plaj bulunuyor, plajda küçük çadırlar dikkatimizi çekiyor. Çok fazla sıcak ve güneşin olmadığı burada sanırım rüzgar kesici olarak kullanıyorlar bunlar.
     Buradan tekrar gemimize dönüyoruz ve gemimiz Malmö' ye doğru yol almaya başlıyor.

                                                   İYİ SEYAHATLER

12 Aralık 2014 Cuma

BİR BALTIK İNCİSİ - STOCKHOLM

   


 
      St. Petersburg'dan gemimizle yaptığımız bir gece yolculuğundan sonra, Stockholm'un, Nynashamn (telafuz etmesi de oldukça zordu bu ismi, kime sorduysam bana gülümsedi sanırım telafuzum yüzünden..))))), limanına  geldik. Gemimiz açıkta durduğu için, teknelerle kıya ulaştık . Buradan trenle yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonunda Stockholm'e vardık.





 
     Stockholm'de eski şehrin tarihi dokusu güzel korunmuş. İlk olarak Kraliyet Sarayını (Kungliga Slottet) ziyaret ediyoruz.     Kraliyet Sarayı, Gamla Stan (eski şehir) yarım adacığında yer alıyor. Bu saray içinde müze, kilise ve hazine odası gezilebiliyor.






     Saat 12.00 ye yaklaşıyor ve meydandaki askeri töreni izlemek için adımlarımızı sıklaştırıyoruz. Ama kapılar kapatılmış dar bir yerden izlemeye çalışıyoruz önce, daha sonra başka bir yol bulup daha iyi bir yerden izleme fırsatı buluyoruz. Güzel bir gösteri oluyor ve turistlerin oldukça ilgisini çekiyor ve yaklaşık 45 dakika sürüyor.





     

      Sarayın hemen yanında, Stockholm ( Storkyrkan) Katedrali bulunuyor. 1279 yılında inşaa edilmiş olan bu katedral, uzunca bir zaman Stockholm'ün tek katedrali olmuş.








           Buradaki binalar oldukça rengarenk ve meydanda bulunan fıskiye de ilgi çekici



        Yine Kraliyet Sarayı'nın yanındaki adacıkta muhteşem mimarisiyle parlemento binası bulunuyor



         Gamla Stan'da Nobel Müzesi de var ancak zamanımızın darlığı nedeniyle müzeyi gezme şansımız olmuyor.














     Şimdi hedefimiz Djurgarden Adası , burada ziyaret edilmesi gereken yerler var. Yürüyerek Blaise Holmen koyuna geliyoruz. Buradan 7 no'lu tramvaya binerek bu adadaki ilk durağımız Skansen'e hareket ediyoruz.









     Burada kime bir yer veya adres sorduysam güzel bir İngiliz'ce ile cevap verdiler. Hatta, Skansen'in yerini öğrenmek için bir bahçe çalışanına sordum, gayet düzgün bir İngilizce ile cevap verdi. Kültüre bakınız....


   
   
     Skansen büyük bir açık hava müzesi. Burada 150 tane geleneksel İsveç evleri, çiftlikleri ve evleri, dükkanları var. Burada gezerken bir ocağın başında geleneksel kıyafetleri içinde bir bayan yün örüyordu, önündeki ocakta renkli bir şey vardı. Bu çorba mı diye sordum, meğer kök boyaymış yünleri boyamak için.


















      Skansen'i gezerken küçük çocukların fazlalığı dikkatimizi çekiyor. İsveç yönetimi, çocuklara için iyi bir ödeme yapıyor ailelere. Nüfus artışı sağlanmaya çalışılıyor çünkü İsveç'in nüfusu, ülke genişliğine göre çok az.


       

     Skansen'den çıkıp, Wasa Müzesine doğru yol alıyoruz. Yolumuzun üzerinde yine harika bir mimarisi olan katedralin önünden geçiyoruz. Zamanımız o kadar dar ki zorunlu olarak bunu da pas geçme durumundayız.







      Nihayet Wasa Müzesindeyiz, Wasa 65 m. uzunluğundaki bir savaş gemisi. Denize indirilmesinin ardından 1628 yılında ilk seferinde batmış. Bu gemi bütün olarak çıkarılan dünyadaki tek gemi. Onun için bir müze yapılmış, orijinaline uygun restorasyon geçirmiş. Gerçekten kelimenin tam manasıyla, harika bir yapıt.




















       1961 yılında tam 333 yıl sonra denizden çıkarılmış. geminin direkleri müzenin dışına taşmakta olup bunu dışarıdan görmek mümkün. Geminin %95 i orijinaldir.



        Stockholm'deki gezimizi burada noktalayıp, tekrar Nynashamn' a gitmek için yola çıkıyoruz. Stockholm'ün ana terminal binası var, Trenler, metro vs. burada buluşuyor. O nedenle biraz karışık. Biz de binmemiz gereken trene kalkmasına 2 dakika kala yetişebildik. Yetişemeseydik gemiyi kaçırıp rehine kalacaktık.))))

        Şaka bir yana, Stockholm sadece bir günde gezilebilecek bir şehir değil . Gitmeyi düşünenlere tavsiyem, 3 günlerini ayırmalarıdır.


                                                                                  İYİ SEYAHATLER