26 Ocak 2015 Pazartesi

SHENANDOAH MİLLİ PARKI - VİRGİNİA - ABD


 
     Washington D.C. den sabah kahvaltısından sonra yola çıkıyoruz. Şimdiki hedefimiz Shenandoah Milli Parkı (Shenandoah National Park). Yaklaşık 100 km. olan bu yolda keyifli bir yolculuktan sonra parka ulaşıyoruz.

    Bu ulusal park, girişinden çıkışına kadar mesafesi 169 km. olan bu yola, Skyline Manzaralı Yolu ( Skyline Drive) adı verilmiş. Hemen hemen bu yolun ortasında bulunan Skyland'de konaklayacağız. Harika doğa manzaralarına sahip bu yolda ilerlerken, ben de bize verilen broşürleri okuyorum.

    Bu broşürler, vahşi yaşam içinde bulunacağımız süre içinde dikkat etmemiz gereken konular hakkında bilgi içeriyor. Özellikle siyah ayılar konusunda uyarılar var. Hayvanları tahrik edecek davranışlarda bulunmamamız, karşılaştığımızda korkup kaçmamamız, onlara yiyecek vermememiz, yavruları olan ayılardan daha uzakta durmamız gerektiğine ilişkin v.b. uyarılar var.

  Bunları okurken heyecanlanıyoruz tabii, böyle bir vahşi ortamda yalnız başımıza dolaşacağız ve ne ile karşılaşacağımızı bile bilmiyoruz.







   Bu parkta yaklaşık toplam 800 km.' lik patika yürüyüş yolları bulunuyor. Ayrıca ata binme, bisiklet parkurlarının yanı sıra 10 adet şelale ve kanyonları var. Ama elimizdeki program gereği,bunların hepsini görmemiz mümkün değil.











     Burada, beyaz kuyruklu geyik, siyah ayı, vaşak, rakun, kokarca,  sıçan, kızıl tilki, gri tilki, çakal ve tavşan bulunmaktadır.  Parkın uzak bölgelerde dağ aslanı görüldüğüne ilişkin söylentiler vardır.

  200'den fazla kuş türü yılın belli dönemlerinde  burada yaşamaktadır. Baykuş, kırmızı kuyruklu şahin en dikkati çeken kuşlardır.

      Nehirlerinde farklı cinsten alabalıklar yaşamaktadır.





 






 Skyland'a varıyoruz burada bizim için rezervasyonu yapılmış olan bungalov evlere yerleşiyoruz. Şimdi vahşi doğayı keşfetme zamanı.










 

   Elimizdeki broşürlerden hareketle Stony Man adı verilen bir büyük kayaya doğru bir patika yoldan ilerliyoruz. yaklaşık 1,5 km. olan bu yol üzerinde yabani hayvanlarla karşılaşacak olmaktan hem korkuyor hem de durumu merak ediyoruz. Stony Man'a varıncaya kadar hiçbir hayvanla karşılaşmıyoruz sadece hayvan pisliklerini görüyoruz. Sadece bunları göreceğimizi konuşup gülüşüyoruz.




      Nihayet Stony Man'a varıyoruz. Buradan Shenandoah vadisini (Shenandoah Valley) izliyoruz. Bu kaya aynı zamanda kaya tırmanışçılarının da tırmanış yaptığı bir yer ancak biz oradayken böyle bir etkinlikle karşılaşmadık.. Biz kayanın en üst noktasındayız ve manzara çok harika.




     İşte bu kayanın tepesinde arkamızda muhteşem vadi ve ben göğsümdeki Sheriff yıldızımı gösteriyorum. Böyle bir kırsalda elbette asayişi sağlamak için, bir Sheriff olmalı değil mi? ))))

   O zamanki fotoğraf makinamızla çekebildiğimiz filmli fotoğraf kalitesi de ancak bu kadar..






    Geriye dönüşe geçiyoruz, neredeyse kampa varmak üzereyken, bir dişi siyah ayı ve yavrusunu görüyoruz. Heyecanla fakat sessizce resmini çekmeye çalışırken o şöyle bize bir bakış fırlattıktan sonra umarsız bir şekilde yavrusuyla beraber kayboluyor. Bizim için oldukça heyecanlı bir andı doğrusu, aramızda herhangi bir engel olmaksızın bir ayı ile ilk defa bu kadar yakın olmuştuk.  Yandaki resim bizim çektiğimiz resim değil.

 

 

    Akşam yemeğimizi restaurant'ta yedikten sonra evimize çekiliyoruz. Evimizin balkonunda şarkılar söyleyip eğleniyoruz.








   

    Sabah yola çıkma zamanı. Eşyalarımız toplayıp aracımıza yerleştiriyoruz o arada ne görelim, bir geyik bize oldukça yakın. Önce uzaktan resimlemeye çalışıyoruz kaçar endişesiyle sonra yavaş yavaş yaklaşıyoruz hayvan hiç kaçmıyor. Burada vahşi hayvanlar insanlara çok alışık, insanlar onlara zarar vermediğinden olsa gerek. Kendi memleketimizi konuşuyoruz aramızda, bir vahşi havyan görünce insanlarımızın onu nasıl vahşice öldürdüklerini.


    Yola çıkıyoruz ama Raonake'ye kadar bu milli parkta yol almaya devam edeceğiz. Yolda bir aracın durduğunu görüyoruz, araçtan inen birisi resim çekmeye çalışıyor . Biz de arabayı durdurup iniyoruz yine bir siyah ayı ama biz resmini çekinceye kadar uzaklaşıyor. Yandaki ( başkasının çektiği) resimde de görüleceği gibi ayılar karayolundan geçiyorlar.



 



          Şimdi ver elini Raonake......



                                                                               İYİ SEYAHATLER.














12 Ocak 2015 Pazartesi

ABD BAŞKENTİ WASHİNGTON D.C.


   
     New York'u daha önceki yazılarımızda yazdığımızı, ABD Doğu yakası yazımızda kısaca söz etmiştik. Şimdi yolumuz Washington D.C.'ye doğru ve artık yola çıkma zamanı. Elimizdeki yol haritaları, cebimizde otel rezervasyonları ve  minivanımızla New York'u terkediyoruz. Direksiyonda dayım, benim elimde yol haritaları ve muavin olarak yol tarifi yapıyorum şöförümüze..)). Hanımlar arkada bu iki görevliye takviye ikramlar yaparken km.leri tüketerek Washington'a giriyoruz. Bu yol 227 mil yaklaşık 365 km.


 


     Washington'a vardığımızda haritanın gazabına uğruyoruz tam orada iki harita birleşiyor ve bir bölümü yok. Yolda durup haritayı gösterip otelimizin adresini sorduğumuz hiç bir Amerikalı, hatta polisleri bile, haritaya bakmayı bilmiyorlar. Polisler " Sen nereye gitmek istediğini söyle" diyorlar. Ben adresi söylüyorum ama yine de bilemiyorlar.









        Bir benzin istasyonunda duruyoruz, etrafa bakıyorum herkes siyahi. Bir beyaz görebilirmiyim diye bakınırken, bir Cadillac araba içinde oturan şişman ve dilinde kocaman piercing olan bir siyahi kadın beni parmağıyla işaretle çağırıyor. Yanına gidiyor ve ona adresi soruyorum, o da bir güzel tarif ediyor otelimizi. Bana OK işareti yapıyor tabii ki ben de ona.))).  (resim temsilidir, tam benzerini bulamadım...)))...)





     Washington'da aracımızla ilerlerken siyahilerin yaşadığı ghettoları dikkatimizi  çekti.  Burada yoksul siyahiler yaşıyor.

    Washington ile ilgili istatistiği bilmiyorum ama sanırım siyahiler beyazlardan çok daha fazla.










    Otelimize nihayet kavuşuyor ve odalarımıza yerleşiyoruz. Otelimiz siyahlarla beyazlar arasında tam da sınırda bulunuyor. Akşam yemek saati ve çok acıkmış vaziyetteyiz. Otelimizin arkasında isimleri bilinen fast food dükkanları var. Öncelikle tavuk menülü olan bir fast food dükkanını tercih ediyoruz. İçeri girer girmez ağır bir koku burun direklerimizi resmen kırıyor. İçeride sadece siyahlar var ve biz onlara şaşkınlıkla bakarken onlar da hep birlikte dönüp bize bakıyorlar. Galiba yanlış yere geldik.. Hemen oradan çıkıyor ve karşıdaki ünlü bir hamburger firması dükkanına gidiyoruz. Burası da siyahlar tarafından işletiyor ve orada da koku diğer yerdeki gibi olmasa da rahatsız edecek düzeyde ama buna rağmen bir şeyler yememiz gerekiyor. Eşim çok aç olmasına karşın hiçbir şey yiyemiyor bu yüzden.



     Sabah artık Washington'u keşfetme zamanı. Otelimiz Washington'un Capitol ve müzelerine de oldukça yakın. Öncelikle Capitol'e gidiyoruz. Burası hem hükümet, hem temsilciler meclisi, hem de senato binası olarak kullanılıyor. Oldukça görkemli bir bina. Genelde herkesin Beyaz Saray zannettiği yer. Burası rehberle gezilebilen bir yer olmasına karşın içine girip gezmedik.




      Burada müzeler, geniş ve uzun bir meydanın üzerinde,Capitol ile Washington Monument (Dikilitaş) arasında sağlı sollu yerleştirilmişler. Burada sadece bir günümüz var ve en fazla gezebileceğimiz sayıda müze gezmemiz gerekiyor. Ama müzeler o kadar zamanımızı alıyor ki sadece iki müze gezebiliyoruz. Başka bir müzeye de girsek, Beyaz Sarayı göremeyeceğiz.


   
      Washingtondaki müzeler Smithsonian Enstitüsü tarafından yapılmış ve yönetilen müzelerdir. Burada 13 tane müze bulunmaktadır.
Smithsonian Enstitüsü, Amerika hükümeti tarafından yönetilen dünyanın en önemli müze ve araştırma merkezi kabul edilebilecek bir enstitüdür.  Smithsonian Enstitü bu alanın merkez noktasındadır. (yandaki resim). Burası hem enstitü yönetim merkezi hem de turist bilgi noktası olarak faaliyet gösteriyor.





    Buradaki bütün müzeler ücretsizdir.

       İlk olarak, Doğa Tarihi Müzesi'ne giriyoruz. Burada karşımıza kocaman bir fil heykeli çıkıyor. Burası oldukça görkemli bir müze.
      İnsanların kökeni, antik ve modern memeliler, kuşlar, sürüngenler, deniz yaratıkları, böcekler burada sergileniyor.







   

    Müzede tarih öncesi Amerika'da yaşamış olan dinazorların fosilleri bana çok ilginç geldi, ilk defa dinazor fosili görmüş oldum.
 
    Elbette sadece bu değil, diğer canlı türleri de çok ilginç. Gezip görülmesi gereken bir müze.










      Buradan çıkıp, Ulusal Hava ve Uzay Müzesi'ne gidiyoruz. Müzede her türlü savaş veya sivil uçaklar sergileniyor. Uzay çalışmaları da sergileniyor.  Çok muhteşem görüntüler.







    Burada çok güzel bir gösteri var. Tavanı uzay biçiminde tasarlanmış geniş bir bölüme giriyorsunuz. Buranın adı Albert Einstein Planeterium.

    Koltuklara yatay vaziyette oturuyorsunuz ve uzayın derinliklerine doğru yol alıyorsunuz. harika bir gösteri eğer şimdi de varsa mutlaka görmenizi öneririm.



Ekteki linkten izleyebilirsiniz:       http://www.si.edu/imax/movie/131





   Washington Monument (Dikilitaş) Amerika’nin simgesi gibi bir şey olmuş, zaten şehirde en yüksek yapı bo ve ondan yüksek bina yapılması yasaklanmış. Resim Dikilitaş'ın etrafındaki meydanda ve arka planda görülen yer ise, Lincoln Memorial ve önünde çok büyük bir Abraham Lincoln heykeli bulunuyor. Daha ileride askeri şehitlik var ama oraya yürüyecek mecalimiz yok.





     Beyaz Saray'a gelince, koskoca Amerika Federal Devletleri Başkanı'nın konutu. Sen böyle büyük bir ülkenin başkanı ol, üstelik dünyanın jandarması ve küçücük bir saray.!!!! Hiç yakışıyor mu yani? Üstelik tekerlekleri de yok götürecek te değilsin, milletin malı. Niye yakışan bir saray yapmazsın da bizi hayal kırıklığına uğratırsın? Doğrusu hiç yakıştıramadım Mr. Prisedent.)))

     Ama artık önlerinde bir örnek var, Türkiye'deki Ak Saray. Bundan bir ders çıkarırlar artık diye düşünüyorum.  Yoksa Türkiye kadar bile bir hükümleri olmayacak...)))  



      Bizim orada bulunduğumuz sırada ellerinde pankartlara göstericiler sarayın önünde dönüp duruyorlar ama polisin ne biber gazı, ne toması hiçbir müdahalesi yok. Böyle demokrasi de olur mu allah aşkına. Basacaksın biber gazını, basacaksın suyu, basacaksın copu da anlasınlar protesto etmenin ne demek olduğunu....




     Beyaz sarayın arka kısmında iken, ortalıkta dolaşan sincapları gördüğümüzde çok yadırgadık, Çünkü insanlardan kaçmıyorlar, tıpkı bizim kediler gibi dolaşıyorlardı. Hatta birisine elimdeki su şişesinin kapağından su içirdim. Bizim memleketin sincapları insan gördüğü zaman 100 m ileride olsalar bile nasıl kaçarlar  değil mi? Demek ki insanların kalitesini, hayvanlar bile daha iyi anlıyor.







     Ara sıra dinlene dinlene gezmemize karşın, yürümekten ayaklarımıza kara sular indi. Washington öyle bir günde gezilebilecek bir yer asla değil. Buraya en az birkaç gün ayırmak gerek.



 

 
     En yakın metro istasyonu gidip, otelimiz istikametine giden metroya binip geri döndük. Bu metroda da yine siyahiler vardı. İndiğimiz metro durağı yine bir Siyahi ghettosuydu, aslında biraz tırstık ama herhangi olumsuz bir şeyle karşılaşmadık.












     Şimdi dinlenip iyi bir uyku çekmenin zamanı. Çünkü yarın tekrar yola çıkıyoruz, ver elini Shenandoah Milli parkı. Orada görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın....

                                                                     İYİ SEYAHATLER











10 Ocak 2015 Cumartesi

BİR DOĞU YAKASI HİKAYESİ - ABD

      2001 Yılında, dayım Adem İktir'in Almanya'dan başlayan organizasyonuyla, ABD doğu yakasını kapsayan 15 günlük bir tura çıktık. Tura, dayım, eşi, kızı, eşim ve ben olmak üzere 5 kişi gittik. İlk durağımız New York oldu.  Turumuz haritada New York'tan sonrası olarak bakılmalı ve yaklaşık bu güzergahı kullandık.




 

     New York'ta  organizasyonu sağlayan firma görevlisi, yol haritalarını, otel rezervasyonlarını bize verdi. Yine tur kapsamında kiralık bir Minivan araçla yola koyulduk. Araçımız tur süremizce bize seyyar ev görevi yaptı.




   

   




     Sırasıyla, New York, Washington D.C. ( Maryland), Shenandoah Milli Parkı ( West Virginia) , Roanoke (West Virginia) , Charleston (South Carolina) , Savannah (Georgia), St. Agustine (Florida), Kissimee (Florida) , Venice (Florida) , Miami ( Florida) buralarda kaldık ve  Key West (Florida) 'e de gezmeye gittik. İşte bu New York'tan başladığımız turumuz yaklaşık 3000 km oldu.









 



    Bu büyük turumuzu sırasıyla yazmaya başlayacağım. Ama aradan geçen 14 yıl gibi bir zaman diliminden sonra hafızamızı baya zorlamamız gerekecek. Peki o zaman niye yazmadım bunları? Gün gelecek internet çok gelişecek ve bir seyahat  blogu açıp bunları yazacağımı düşünemedim doğrusu..))

 
     Digital fotoğrafçılık  o dönemde yeni başlıyordu. Hatta Kissimee' de dayım digital bir makine alırken ben filmli bir makine almıştım. Dolayısıyla, çektiğimiz fotoğraflardan tab ettiklerimizin arasından seçtiklerimi tekrar taratarak sayfada paylaşacağım. Ama görüntülerin iyi olmadığını farkedeceksiniz, tabii bu arada o zaman ne kadar genç olduğumuzu da ...)))


     Burada bizim çekmediğimiz ama güzel yerlere ait başkalarının da fotoğraflarını paylaşacağım mecburen. Çünkü o fotoğraflar olmazsa size bu güzellikleri gösteremem.

    Bu yazı seyahatimizin bir önsözü niteliğindeydi......

                                                           İzlemeye devam edin...





5 Ocak 2015 Pazartesi

ABD - PENSİLVANYA - AMİSH'LER


      Amerika Birleşik Devletleri'ne İngilizce'mi geliştirmek amacıyla 2003 yılında gitmiştim. New York'ta bu nedenle kaldığım dönemde, okulun bir etkinliği olarak, Pensilvanya'ya gittim. Burada yaşayan Amish'lerle ilgili bir yazıyı okumuş ve onları yerinde görmek istemiştim.  



     Amish'ler, İsviçre'nin Almanca konuşulan bölgesinden yaklaşık 300 yıl önce Pensilvanya'ya göç etmişler. Göç ettiklerinden bu yana, gelişen teknolojiyi hiç kullanmamışlar ve o dönemdeki yaşamlarına da burada devam etmektedirler.










    Amish'ler çok muhafazakar bir topluluk. Kilisenin yaşam biçimleri üzerinde büyük etkisi var. Geleneklerini korumak için yasaklarla yaşıyorlar.




    Erkekler genellikle sakallı ve bıyıksız, üzerlerinde siyah pantalon ve yelek ile beyaz gömlek giyiyorlar. Resimde görüldüğü gibi şapkaları da olmazsa olmazlarından.








    Kadınlar ise uzun elbiseler içinde ve başları örtülüdür. Saçlarını arkadan topuz yapıyorlar ve takı takmıyorlar. Kesinlikle desenli kumaştan elbise giymiyorlar. Gerek erkek, gerekse kadın giysileri yaşamları gibi çok sadedir.







    Amish'ler sadece çiftçilikle uğraşıyorlar ve başka bir mesleği seçemiyorlar. İnançları gereği, insan öldürmenin günah olduğunu düşünüyorlar ve asla askere gitmiyorlar.

   Teknolojiyi kullanmayan bu insanlar toprakları da resimde görüldüğü gibi, atlarla sürüyorlar.




     

     Taşıma aracı olarak at arabalarını kullanıyorlar. Otomobillerin arasında hareket eden bu araçlar ilginç görüntü oluşturuyor.
 
    Kilise sadece tren ve otobüs yolculuklarına izin veriyor, bunun dışında kalan araçların kullanılmasına izin vermiyor. Bu nedenle Amish'ler uzun mesafeli yolculuklara da çıkamıyorlar.







     Dil olarak Almanca ve Hollandaca dillerinin karışımı olan bir lehçeyi kullanıyorlar ve buna Pensilvanyaca deniyor. Çocuklar okulda İngilizce de öğreniyorlar ama kendi aralarında ve ibadetlerinde yine Pensilvanyaca konuşuyorlar.


     Amish'ler evlerinde elektrik ve elektrikli cihazlar da kullanmıyorlar. Çamaşır ve kurutma makinesi kullanmadıkları için giysileri elleriyle yıkayıp, dışarıda kuruması için asıyorlar.

    Elektrik kullanmadıkları için evlerde televizyon, radyo ve elektrikli ev aletleri de bulunmamaktadır.

    Aydınlatmada gazlı fenerler kullanmaktadırlar.
 
    Bütün evlerin cam çerçeveleri yeşil renkte ve camlarda aynı perdeler kullanılıyor.



    Kendi yetiştirdikleri ürünlerini pazarlayarak geçiniyorlar, böyle derken fakir oldukları düşünülmesin. Hepsinin büyük çiftlikleri var.











    Küçük marketlerde ürünlerini satıyorlar. Buraya gelen turistler de bu ürünlerden alıyorlar.













    Yemekleri gerçekten çok lezzetli. Önce öğle yemeğimizi bir restoranda yemek yedik. Burada bir yuvarlak somun içinde gulaş diyebileceğimiz bir yemek yemiştim. Bu doğrusu çok lezzetli değildi. Ama akşam yemeği için bir eve gittik oradaki yemekler harikaydı. Türk mutfağı lezzeti hissetim yemeklerde.











    New York'a geri dönerken böyle ilginç bir toplum yapısını görme şansına ulaşmış bir kişi olarak kendimi mutlu hissettim.

     Az daha unutuyordum. Ben Pensilvanya'yı gezerken orada önemli bir Türk büyüğünün ( Fetullah Gülen) varlığını bilmiyordum. Gidip bir el etek öpsek, Allah yürü ya kulum demezmiydi?...)))))   Fırsatı kaçırmışım ne yapalım..))


                                                                              İYİ SEYAHATLER