ABD - MİAMİ - KEY WEST

Haziran 2001        
      
Venice'den ABD'deki son durağımız olan Miami'ye doğru yola çıkıyoruz.


Yolumuzun üzerinde Gator Park var. Burada vahşi yaşama tanıklık ediyorsunuz. Timsahlar, yılanlar, balıklar ve bir çok kuş türünü burada görmek mümkün. Burada rüzgar tekneleriyle seyahat yapılıyor.



Bugün yolumuz oldukça uzun, çünkü Key West'e de gitme planımız var. Burası ABD'nin en güney noktası. Adalar zincirinden oluşuyor ve adalar biribirilerine köprülerle bağlanmış. Akşam saat 19.00 a kadar otelimizde olmamız gerekiyor ve Key West'in en ucuna gidecek vaktimiz yok. Bu nedenle Marathon'dan geriye dönüyoruz.


Doyumsuz güzellikte görüntüler eşliğinde yolumuza devam ediyoruz. Yolda ara sıra fotoğraf molası veriyoruz.


Miami'ye geldiğimizde yolda durup, otelin adresini bir görevliye soruyorum ama adam İngilizce bilmiyor. Burada çoğunlukla Latinler yaşıyor ve daha çok konuşulan dil İspanyol'ca. Sonunda otelimizi bulup yerleşiyoruz. Otelimizin sahibi tam bir Elvis hayranı galiba lobide onun resimleri ve arabaları var. Bir resim çektirmeyi de ihmal etmiyoruz tabii ki.



Miami özellikle plajları ile ünlü bir yer. Biz de plaja gidip denize girmek istiyoruz doğal olarak. Yukarıdaki resimdeki soldan üçüncü bina kaldığımız otel.  Resimde Latin güzelleri. :)


Tabii bizim hanımları mayoları oraya göre oldukça muhafazakar. :)


Hanımların "ne alırsan bir dolar" dükkanları görmeleri ile birlikte kısıtlı zamanımızın bir bölümünü de burada harcamak zorunda kalıyoruz. :)

ABD doğu yakası hikayemizin sonuna geldik. Güzel, heyecanlı, hareketli ve yoğun geçen 15 gün sonunda artık memlekete dönüş zamanı. Kiralık aracımızı havaalanında teslim edip uçağımıza biniyoruz Zürih ve Münih bağlantısıyla elini memleket.

Not:

Yazılarımı okuyanlar, bu seyahatimizin çok hızlı olduğunu farketmişlerdir. New York'tan başlayıp Amerika Birleşik Devletlerinin en güney ucu olan Key West'e kadar uzanan 15 günlük bu yolculuk burası için gerçekten çok az. Bu seyahatin en az bir ay olması gerekirdi. Çünkü bazı şehirlerde sanki sadece geceleme gelmişiz gibi olduk. Böyle bir seyahati düşünenler olursa bu uyarımı dikkate almalarını umarım.

Aradan geçen 13 yılın ardından hatırladıklarımı sizlerle paylaştım. Yeni yaptığım seyahatleri sıcağı sıcağına yazıyorum ve tabii ki fırından yeni çıkanın lezzeti daha güzel oluyor. :)

Diğer seyahatlerimde görüşmek üzere.


İYİ SEYAHATLER










     

ABD - FLORİDA - VENİCE

Haziran 2001


Kissemmee'den yola çıkıyoruz, şimdiki hedefimiz, Meksiko Körfezi Florida kıyısındaki Venice. Yine yolculuğumuz sırasında hosteslerimiz Seher ve Nurşen bize ikramlar yapıyorlar. :) Zaman zaman aracı ben, zaman zaman dayım kullanıyoruz. Yolumuz çok uzun değil bu defa yaklaşık 250 km.


Venice turistik bir yer. Çok sayıdaki plajlarıyla ünlü bir şehir. Adını İtalya'nın kanallar şehri Venedik'ten alıyor sanırım.


Venice'ye varıp otelimize yerleşiyoruz. Burası çok sıcak ve nemli bir şehir. Bir süre dinlendikten sonra, bir plaja gidip denize girmek istiyoruz. Resimde otelimiz.


Plaj oldukça sakin. Bir gurup insan yoga yapıyor ve ben de uzaktan onların yaptığı hareketleri yapıyorum. Beni yanlarına çağırıyorlar, gidip onlarla devam ediyorum yogaya. Bizimkiler denize giriyorlar bu arada bizim hareketler bitince ben de denize giriyorum.


Birden insanlar denizden dışarıya kaçıyorlar ve hep birlikte denize doğru bakıyorlar. Bir olağanüstülük var ama bize kimse bir şey demiyor. Dönüp denize doğru bakıyoruz, denizde bir köpek balığı. Acele denizden çıkıyoruz tabii ki. Neredeyse köpek balığına yem olacakmışız. Oradaki insanlar bizi yem olarak bırakmış meğerse. :) Burası aynı zamanda köpek balıklarıyla da ünlü bir körfez.


Venice'nin güzel bir hayvanat bahçesi var, buraya gidiyoruz. Tropikal iklim hayvanlarının yaşadığı bir yer. Aynı zamanda göçmen kuşlarının takip edildiği bir enstitü var burada.


Ertesi gün Aslı'nın ısrarıyla tekrar plaja gidiyoruz ama hava çok sıcak ve ben gölgede serinlemeyi tercih ediyorum. Plajlarının dışında da çok ayrıcalıklı bir yer değil burası. Ama tur programımız böyle olduğu için buradayız.

Venice'de iki gün kaldıktan sonra ABD doğu yakası turumuzu Miami - Key West'te tamamlayacağız. 


Miami - Key West yazımı okumak için tıklayınız....


 İYİ SEYAHATLER






KARADAĞ - BUDVA

Ağustos 2013
                                                               

Hırvatistan'dan çıkıp Karadağ sınırına geldik, burada da işlemlerimiz hızla yapıldı. Karadağ'da da deniz kıyısında tatil yapılacak çok yerleşimler var. Kotor ve Budva, Sv. Stefan, Ulcinj,  bunlardan en önemlileri, Budva'yı seçtik kalınacak yer olarak.


Yolumuza devam ederek, Herzeg Novi'ye geldik, burada iki yol seçeneği var, birisi karayolunu takip ederek körfezin etrafından dolaşmak, diğeri ise 15 dakikalık feribot ile karşıya geçmek. Karayolu 1 saat 30 dakika alıyor ama güzel koyları ve manzarayı görmek için değer, eğer vaktiniz uygunsa. Biz feribotu tercih ettik karşıya geçip Budva'ya ulaştık.

Budva'da birkaç otele baktık yer yoktu, bu arada bir apart pansiyon bulduk fiyatı günlük 50 Euro . Burada İngilizce konuşanların sayısı az, ev sahibi Rusça biliyormuş onunla Rusça konuşarak anlaşabildik. Ev oldukça rahat geldi bize hem merkezde olması hem de mutfağını da kullanma şansımız olduğu için.



Buraya daha çok Rus turistler geliyor bu yüzden burada yabancı dil olarak Rusça daha çok konuşuluyor. Hırvatistan'a da Almanlar geliyor, dolayısıyla orada da Almanca daha hakim yabancı dil olarak. 




Budva'da limanda bir kale var tarihi yapı olarak. Uzunca bir plajı ve plaj boyunca restaurantlar, kafeler ve eğlence mekanları var. 






Tabii ki Budva'ya gelmişken denize girmemek olmazdı. Ama oldukça kötü bir denizi var, bizdekilere kıyasla. Yazı, güzel  bir denizi ve sahili olan, Dikili'de geçirdikten sonra, buranın denizi hiç keyif vermedi doğrusu.

Burada da deniz ürünleri, Domuz ve Tavuk döneri, köfte gibi yiyecekler var . Ama özel bir yemekleri var mı ona şahit olmadım. Börekler burada da harika . Yiyecek fiyatları Hırvatistan gibi pahalı değil.






İYİ SEYAHATLER



      

HIRVATİSTAN - DUBROVNİK

Ağustos 2013
                                                       
     
Sabah kahvaltıyı takiben yola çıkıyoruz. Yol oldukça güzel Adriyatik manzaraları ile süslü. Zaman zaman aracımızı durdurarak bu doyumsuz manzaraları izliyoruz. 

Daha önceki yıllarda Hırvatistan'ın, Sibenik ve Split şehirlerinde bulunmuştum. İkisi de Adriyatik denizine kıyısı olan güzel şehirlerdi ama bu sefer planımda oralara gitmek yoktu. Hırvatistan'ın Adriyatik kıyıları müthiş güzel , o kıyıları ve adalarını gezme planım da gelecek yıllara, umarım.
  


Uzun sürmeyen bir yolculuk sonunda Dubrovnik'e vardık. Arabamızı bir otoparka bırakıp, limanda bulunan kaleye doğru indik. Kale gerçekten muazzam ve güzel korunmuş,  kiliseler, müzeler, turistik eşya satan dükkanlar, restaurantlar, kafeler ve konutlardan oluşuyordu.



Kale içinde çok sayıda turist vardı. Bu durum Hırvatların, Yugoslavya'nın bölünmesi sürecinde burasını Boşnaklara neden bırakmadıklarını gösteriyor, turizmden iyi bir geliri var burasının.




Şehrin arkasında , denize hakim bir tepe bulunuyor, oraya da teleferik yapmışlar, kenti ve Adriyatik denizini yüksekten seyretme fırsatı bulunuyor. Ancak bizim böyle bir tercihimiz olmadı. 



Dobrovnik'e gelirken yol üzerinde ellerinde kiralık odalar yazısıyla yol kenarında bekleyenleri gördük, sanırım ev pansiyonculuğu yapanlardı bunlar ve otellere göre daha ucuza kalma imkanı da var. Belki buraları daha ucuzdur ve denenebilir.
      


Dubrovnik kalesi oldukça iyi korunmuş, içi adete turist kaynıyor. Her eski yerleşimde ve kalede gördüğümüz dar sokakları burada da gördük.          


Dubrovnik'de fiyatlar oldukça yüksek, zaten gecelemeyi orada yapmak istemeyişimizin sebebi bu. Restaurantlardaki fiyatlar adeta uçuyor, o yüzden öğle yemeğimizi Dubrovnik dışında yemeğe karar veriyoruz.



Yolda kahverengi bir tabela , tarihi bir restaurant'ı gösteriyor. Hemen yolumuzu değiştirip o istikamete yöneliyoruz. Yaklaşık 5 km ileride çok nefis, bir dere kenarında, şırıl şırıl suların aktığı koyu bir gölge altında yemek yiyen insanlar. Tertemiz yerel kıyafetlerle servis yapan garsonlar. Orada lezzetli deniz ürünlerinden oluşan öğle yemeğimizi yiyiyoruz.   

Dubrovik'te geçirdiğimiz bir günden sonra tekrar yola çıkıyoruz Karadağ'a doğru. 



İYİ SEYAHATLER


NOTLAR;

Hırvatistan AB'ye girmesiyle birlikte vize uygulamaya başladı. Karadağ ise Türk'lerden vize istemiyor. Eğer yeşil pasaportunuz varsa vize talebi yok bu gezeceğimiz iki ülkede . Ülke geçişlerinde zorluklarla karşılaşmıyorsunuz.










      
    











      



BOSNA - MOSTAR

Ağustos 2013   


Sarajevo'daki iki günün ardından, kiralık aracımızla Mostar'a doğru yola çıktık. Aklıma gelmişken; yaptığımız bütün bu turda bir depo yakıt kullandık. Oradaki yakıt fiyatları da bizim burası gibi olmadığı için oldukça ekonomik oldu bu turumuz.          




Yol üzerinde, hani birçoğumuz hatırlar "Neretva Köprüsü" filmini , baş rolünü Yul Brynner'in oynadığı. O köprü hala Partizanlar tarafından dinamitle yıkılan ve faşist Mussolini güçlerinin geçmesine engel oldukları köprü o zamanki haliyle duruyor. İnsan çok heyecanlanıyor bu manzaraya. 




Yakınında da faşist saldırının anısına bir müze yapılmış . Burada Mareşal Tito önderliğindeki gerillaların ve halkın mücadelesini görsel olarak anlatılıyor. 





Burayı da gezip yolumuza devam edecekken , çok yakında kuzu çevirme yapan bir restaurant ta mola verip, nefis kuzu çevirmenin tadına baktık, gerçekten çok nefisti. 




Sarajevo'dan kötü olmayan bir yolla Mostar'a vardık. Resimdeki Mostar Köprüsü buranın simgesi olarak biliniyor. Neretva Nehri oldukça soğuk insanlar sadece ayaklarını sokabiliyorlar. Ama bu köprüden atlama yarışmaları da yapıyorlar.



  Köprü üzerini dolduran turistler resim çekme telaşında.




Biliyorsunuz, Yugoslavya iç savaşında , Sırplar tarafında bombalanıp yıkılan Mostar Köprüsü, Türkiye'nin desteğiyle yeniden yapıldı. Türkiye Konsolosluğu da köprüye oldukça yakın mesafede bulunuyor.





Yine "Türk çayı bulunur" yazısını burada da görüyoruz. Bir kafede "Türk çayı içiyor, baklavanın tadına bakıyoruz"  ama ne çay ne de baklava bizim tadımızda değil. Çarşı yine resturant ve turistik eşya dükkanlarıyla dolu. Köprünün üzerine kurulduğu Neretva Nehrine doğru inip ayaklarımızı sokuyoruz sadece, çünkü su oldukça soğuk fakat berrak.   


Mostar'dan yola çıkıp Capljaina ya doğru yol alıyoruz.




Sarajevo'da bir kitap sergisinde tanıştığımız, Türkiye'de eğitim almış olan bir Boşnak genç Emir'in tavsiyesiyle, Capljina'ya geldik.( Emir Ankara DTCF mezunu bir genç, şimdi turistik haritalar hazırlıyor. Ona ait site http://superemir.blogspot.com/ )




Burası da tarihi bir kalenin, turistik eşya satanların ve kafelerin olduğu bir yerdi.  Kalede Osmanlı izlerini görmek mümkün. Orada da bir kafede " Türk çayı" yazısını okuduk ve sipariş verdik , hem çay kötüydü hem de kazık markaydı.


Orada geceleyip gecelememek konusunda kararsız kaldık önce ama Dubrovnik'e yaklaşmamızda yarar vardı . Çünkü Dubrovnik'in  hem otelleri hem de resturantları çok pahalı. O yüzden orada sadece günübirlik olmayı planlamıştım ve öyle yaptık. 


Yolda  önce Hırvatistan'a giriyoruz, pasaport kotrolü , sonra tekrar Bosna Hersek'e girmek için tekrar pasaport kontrolü. Bunun nedeni , Bosna'ya Adriyatik'e ulaşmak için dar bir alan bırakılmış Yugoslavya'nın bölünmesi sırasında. Bu nedenle Hırvatistan'a giriyorsunuz kısa bir süre sonra tekrar Bosna'ya, sonra tekrar Bosna'dan Hırvatistan'a. Baya uğraştırıcı bir iş ama geçiş kontrolleri hızla yapılıyor ve insanları üzmemeye çalışıyorlar. 





O geceyi yine Bosna'ya ait olan Neum  şehri'nde geçirdik. Otel çok pahalıydı , yemekleri de berbat. Neum'da çok sayıda pansiyon olmasına rağmen boş yer yoktu, sanırım yurtdışında çalışan Boşnaklar tatillerini burada geçiriyorlar çünkü denize irtibatları olan tek nokta burası. Şimdi sırada Hırvatistan'ın önemli turistik kenti Dubrovnik var.

NOTLAR;


Bosna , Türk vatandaşlarına vize uygulamıyor, ancak yolumuzun üzerinde bulunan Hırvatistan AB'ye girmesiyle birlikte vize uygulamaya başladı. Karadağ da Türklerden vize istemiyor. Eğer yeşil pasaportunuz varsa vize talebi yok bu gezeceğimiz üç ülkede . Ülke geçişlerinde zorluklarla karşılaşmıyorsunuz.


Gitmeden önce ( www. booking.com) sitesinden  2 gece kalacağımız Sarajevo - Ilıca oteline rezervasyon yaptırdım. Aslında daha özgürce seçim yapabilmek için, rezervasyon yapmayı sevmem ama ilk gün için bence mutlaka gerekli .




İYİ SEYAHATLER




Aşağıda yazıma yorum ve düzeltme yapan bir okurumun yazısını olduğu gibi paylaşıyorum. Kendisine teşekkür ederim.    

Malik bey,elinize saglik...Yaziniz tam bir tur rehberi ozelliginde...Lakin iki noktada dikktinizi cekmek ve bu vesileyle yanlisin duzeltilmesini istiyorum.En onemli ve carpici yanlis;Mostar koprusunu Sirpĺar degil,Hirvatlar yikti.Hirvat General Pirlak komutasindaki Zirhli Birlik (Tank Birligi)24 saate yakin bonbaliyarak yikmistir.Digeri ise okadar onemli de degil.Ha Alman Fasist,ha Musolininin Italyan Fasist gucleri...Fakat dogrusunun bilinmesi adina,YABLANICAdaki Neretva Demiryolu koprusu,Titonun Partizan guclerinin yaralilari Orta Bosnaya ulastirabilmek icin Konyicte Almanlarla cok kanli bir catismaya girmislerdir.Almanlar Orta Bosnaya soz konusu koprunun kullnilarak gidilebilecegini bildikleri icin,Trenle 3000 kadar Alman askeri Partizanlari Prozorda karsilamak uzere hareket etmislerdir.Prozorda bulunan Italyan gucleriyle birlesip,Partiznlari hedefe ulasamadan bertaraf edeceklerdi.Bunu iyi tahmin eden Paartizan komutan,AAlmanlarin onunu kesmek ve tum fasist gucleri yaniltmak icin Ihtiyac duyduklari bu kopruyu,duyduklari ihtiyaca ragmen Alman Askerinin icinde bulundugu Trenin gecis aninda havava ucurmustur.Vagonlar,tasidiklari asker ve muhimmatla Neretva Nehrinin Soguk sularina gomulurken,Lokomotif ve yakakacak tasiyan vagon kalmistir.Bilginize arz eder,verdigim bilgilerin dogrulugunu yeniden arastirip,emin olduktan sonra gereken duzeltmeleri yapmnizi rica ederim.Selamlrimla"

                      


ABD - FLORİDA - KİSSİMMEE

HAZİRAN 2001



St. Agustine'den yola çıkıyoruz şimdiki durağımız Kissemmee. Bu yolculuk sırasında ünlü Daytona Beach'e de uğruyoruz. Çok güzel bembeyaz kumları olan bir plaj, uzunca bir süre geçirebilecek bir yer ama zamanımız o kadar kısıtlı ki o güzelim beyaz kumlar üzerinde sadece biraz yürüyebiliyoruz.


Yine yol üzerinde Orlando'yu da teğet geçmek zorundayız, ne yazık ki böyle güzel bir kenti de göremeden geçip gidiyoruz aynı sebepten. Oysa Universal Studios gibi görülmesi gereken bir çok güzelliğe sahip burası.


Sonunda Kissemme'ye varıyor ve otelimize yerleşiyoruz. Bu kent tam bir eğlence kenti. Disneyland, Epcot, Seaworld burada bulunuyor. Daha önce Paris'te Disneyland'a gittiğimiz ve zaten burada bulunacağımız iki gün, bu üç eğlence merkezine gitmeye yetmeyeceği için, Epcot ve Seaworld'e gitmeye karar veriyoruz.

EPCOT
Resepsiyondan bilet temin işini soruyorum, girişten veya korsan bilet satıcılarından temin edebileceğimiz söylüyorlar. Beni bir korsan bilet satıcısına yönlendiriyorlar. Korsan satıcısı eşimin İngilizce bilip bilmediğini soruyor önce. Ben biraz gevelerken, Epcot biletinin 52 dolar olduğunu eşimin de İngilizce bilmesi halinde 26 dolardan verebileceğini söylüyor. Yani Amerikan vatandaşlarına 26 yabancılara 52 dolar. Dayım ve yengem de İngilizce bilmiyorlar ve biz de mecburen giriş kapısından 52 dolara  bilet almak zorunda kalıyoruz.


Epcot çok büyük bir eğlence merkezi içinde yok yok. Önce girişteki büyük kürenin içindeki raylı sistem ile bir yolculuğa çıkıyoruz. Burada insanlık tarihinin geçirdiği evreleri anlatan bir tarih içerisinde yolculuk yapıyoruz. Çok güzel bir uygulama gerçekleştirmişler.


Her gösteri merkezinin önünde uzun kuyruklar var ve zamanımız darlığına rağmen uzun kuyruklarda da vakit harcamak zorunda kalıyoruz çaresiz.

Bunlardan bir tanesi Uzay. Burada daha az kuyruk sırası olan helikopteri tercih ediyoruz.  Tam bir helikopter içi olarak tasarlanmış olan bu simülatöre biniyoruz. Koltuklarımıza oturup emniyet kemerlerimizi bağlıyoruz. Karşımızda bir ekran ve helikopterimiz uçuşa başlıyor. Örneğin helikopterimiz tam bir dağa çarpacakken son anda kurtuluyor veya bir şelalenin içinden geçiyoruz. Buna benzer birçok harika ve adrenali yüksek bir seyahat yapıyoruz helikopterimizle.




Burada Çin, Kanada, Fransa ve Meksika gibi ülkelerin kültürlerinin tanıtıldığı onlar özgün bölümler de bulunuyor.


Captain EO salonunda, olağanüstü bir güç ve denge gösterisi yapan iki erkek sporcunun gösterisini izliyoruz, gerçekten sıra dışı bir gösteri.

Burada deniz canlılarına ait akvaryumlar da olmasına rağmen, ertesi gün Seaworld'de bunlara zamanımız olacak.

Amerikan yaşamını ve kültürünü anlatan bir çok etkinlikte yer alıyor Epcot'ta. Kısıtlı zamanımız içinde bunları da görmeye yetişmeye çalışıyoruz. Aslında aldığımız giriş bileti Epcot için 3 günlük ama sadece bir günümüz var burası için.


Akşam üzeri yol üzerinde yapılan gösteriler de oldukça ilginç.

Akşam otelimizden alışveriş yapmak için çıkıyoruz. Ben filmli bir kamera, dayım digital bir kamera almak istiyor. O dönem daha digital kameralar henüz piyasaya yeni çıkıyordu. Zaten çektiğimiz resimlerdeki kalitesizliği görüyorsunuz. Sahibi Honduras kökenli olan bir mağazaya giriyoruz, Amerika'da pazarlık olmaz derler adamla çatır çatır pazarlık yapıyorum ve istediklerimizi alıyoruz. Firma sahibi biz giderken bile hala şaşkın şaşkın bakıyor bana. :) Aslında pazarlığı bilmem ve sevmem ama orada nedense Türk damarım tutmuş demek. :)

SEAWORLD

Bugün günlerden Seaworld günü. Burası gerçekten de deniz dünyasını bir araya getirmiş.



İlk olarak yunusların gösterisine gidiyoruz. Burada yunuslar ile eğitimcilerinin arasındaki uyum gerçekten bizleri şaşırtıyor.



Sırada katil balina ORCA gösterisi var. Onların da gösterisi olağanüstü. Hele bir balinanın dipten gelerek eğiticisini burnunda havaya kaldırışı gerçekten müthiş. (Balinanın burnunun ucuna dikkatli bakınız)



Deniz ayılarının gösterisi de gerçekten çok güzel. Belgesellerde izlediğimiz o tembel deniz ayıları da eğitilince güzel gösteri yapabiliyorlarmış.


Seaworld sahası içinde çok sayıda deniz canlısının yaşam ortamları sağlanmış, onlar da insanlara alışmışlar.


Burada o kadar çok eğlence yeri var ki bakalım hangisine vaktimiz yetecek. Bunlardan bir tanesi su üzerinde kayıkla yaptığımız yolculuk. Kayık bizi yüksekçe bir yere çıkarıp oradan serbest düşüşle bırakıyor. Yandaki resimde yüzümüzdeki ifadelere bakınız. :)

Bu eğlencelerde en cesurumuz Aslı, hiç  korkmadan bizim binemediğimiz her türlü eğlence aracına ısrarla biniyor. Tebrikler..

Herşeyin bir sonu olduğu gibi, eğlenmenin ve Kissemmee'nin de bir sonu var. Yarın sabah Mexico Körfezi'ndeki Venice' ye yolculuğumuz var.


Venice yazımı okumak için tıklayınız...


İYİ SEYAHATLER