17 Mart 2015 Salı

İSVİÇRE - CENEVRE





       Cenevre'de iki kez bulundum. Birincisi 1997 yılında ailecek katıldığımız bir Avrupa turunda, İkincisi 2008 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonasında Milli Futbol Takımımızın ilk gurup maçlarını izlemek üzere gittiğimde.




     Cenevre (Geneva) İsviçre'nin Fransızca konuşulan bölümünde, Le Man (Cenevre) gölünün, Rhone Nehri'nin çıkış noktasına kurulmuş bir kent.  Cenevre her İsviçre kenti gibi sakin bir yer. İlk gittiğimde bunu gözlemlemiştim ama şampiyona sırasında tabii ki maçlar için gelen kalabalık nedeniyle oldukça gürültülüydü.







    Cenevre'den Alp dağlarının zirvesi olan Mont Blanc'ı açık havada çok güzel görebiliyorsunuz. İsviçre genel olarak geçit vermeyen dağları olan bir ülke. İlk gelişimizde harika bir gölü ve müthiş güzelliği olan Lugana'ya gitmek için 16 km. uzunluğunda bir tünelden geçmiştik. Tünelin girdiğimiz tarafı yaz gibi sıcaktı, çıkışında da karlı ve soğuk bir hava ile karşılaşmıştık ve aylardan Ağustos ayı idi. Böyle ilginç te bir tarafı var İsviçre'nin.





      UEFA Avrupa Şampiyonası maçları için önce  Almanya'ya gittim oradan dayım Adem İktir ile otomobille Cenevre'ye geldik. Maç biletlerimiz Türk Futbol Federasyonundan gelinceye kadar, ya oteller dolmuş ya da fiyatlar uçmuştu. Uygun fiyatı nedeniyle bir öğrenci yurdunda kalmak için rezervasyon yaptırdık. Aynı şekilde yeğenim Güneş ve arkadaşı Çağlar da aynı yerde rezervasyon yaptırdılar. 


       Yurt diye bize rezerve ettikleri yere varınca aynen şok yaşadık. Kapalı spor salonunun içini sunta bölmelerle ayırmışlar ve içine, üzerinde yatak dahi olmayan ranzalar koymuşlar. Ne yatak, ne yorgan, ne de yastık var. Girişte THY'nın promosyon olarak dağıttığı uçak içinde kullanılan ince battaniyelerimiz dışında üzerimize örteceğimiz başka bir şey yok.









           Önce olayın şokuyla gülüyoruz bu duruma, ama akşam maç dönüşü yattığımızda altımızdan soğuk, üstümüzden soğuk gelince, bütün şevkimiz kaçıyor. Dayım arabasında bulunan bir battaniyeye sarılıp uyumaya çalışıyor ama ben uyuyamıyorum soğuktan. Arabaya gidip orada uyumayı deniyorum, işte ara sıra dalmakla uzun süren bir gece yaşıyoruz. Sabah dayım arabaya geliyor ve burada kalmamaya Basel'deki maça kadar Almanya'ya dönmeye karar veriyoruz. Yeğenim ile arkadaşı da 9 gecelik rezervasyon yaptırıp parasını ödedikleri için zorunlu orada kalıyorlar. Bizdeki battaniye ve kalın giyecekleri onlara bırakıyoruz.




      İlk maçımız Cenevre'ye geldiğimiz ilk günümüzdeki Portekiz maçıydı. Maç öncesi stadyuma Portekizli taraftarlarla birlikte güle oynaya gittik. Kimsenin kimseye en ufacık bir sataşması olmadı. Her iki taraf ta biri birilerine saygılı ve dostça davrandılar. Orada hep düşündüm, bizler Türkiye'de takım taraftarları olarak niye bu şekilde davranamıyoruz diye.








      
     Milli takımımız o dönemde oldukça güçlü bir takımdı. Ama Ronaldo'lu Portekize ilk maçımızda 2-0 yenilmekten kurtulamadık. Tribünlerdeki taraftarların coşkulu destekleri görülmeye değerdi.











   
      

    Cenevre'de göl içerisinde bulunan Jet d'Eeu fiskiyesi Cenevre'nin simgesi durumunda bulunuyor. Şampiyona sırasında üzerine futbol topu görünümlü balon konulmuş. Fıskiye, geceleri ışık, ses ve dans gösterisine ev sahipliği yapıyor.












         Cenevre aynı zamanda bir kültür başkenti. Sokaklarında heykeller sanat eserleri görmek mümkün. Resimdeki heykel için Ankara'yı yöneten siyasetçi ne derdi acaba? Hemen aklımıza geliyor tabii "Böyle sanatın içine tüküreyim". Ne yazık ki hala hangi kafalarla yönetiliyor olmaya katlanmak zorundayız.















      İsviçre ve özellikle Cenevre denince akla saat geliyor elbette. Çarşısında bulunan saatçilerde çok sayıda ve modelde saat görmek ve satın almak mümkün. Bir de İsviçre'nin ünlü çakılarını.







      Cenevre gerçekten temiz, huzurlu ve güzel bir şehir, diğer İsviçre şehirleri gibi. Ama bu şampiyona nedeniyle sanırım geçici olarak huzursuzluk yaşadılar. Toplu taşıma oldukça yaygın Cenevre'de diğer İsviçre kentlerindeki gibi. Trenler, metrolar, tramvaylar trafik sorununu çözmüş.









      Cenevre'de tarihi mekanlar da oldukça fazla ancak biz sadece Le Man Gölü kıyısındaki ortaçağ döneminden kalan, güzel korunmuş Chillon Castle'a gidebiliyoruz. Bunun gibi gezilecek katedral, kilise ve müzeler olmasına karşın zamanımızın azlığı nedeniyle bunu gerçekleştiremedik.









     Yaşadığımız o kötü geceden sonra Almanya'ya dönüyoruz. İkinci maçımız İsviçre ile Basel şehrinde oynanacak. Orasını Basel şehrini anlatırken yazacağım. Basel'deki maçı; İsviçre'yi sahasında 2-1 yenerek kazanıyoruz.





     Basel'den Zürihe'e gelip orada bir gece kalıp aracımızla Lozan' a (Lousanne) gidiyoruz burada iki gece kalıyoruz . Buradan trenle son maçımız için Cenevre'ye gidiyoruz. Çünkü aracımızı park edecek yer bulmak oldukça zor Cenevre'de. Bugünkü  maçımız Çek'lerle. Her taraf Çek ve Türk takım taraftarlarıyla dolu Cenevre'de. 
























     Gün boyu biri birimize takılıyoruz Çek'lerle. Sarmaş dolaş resim çektiriyoruz . Ama onlar bizi küçümsüyorlar ve galibiyet alacaklarına inançları tam. Biz de takımımıza güveniyoruz ama onlar kağıt üzerinde daha güçlü görünüyorlar.
  


        Maç başlıyor heyecanımız dorukta. Türk taraftarlar olarak neredeyse sahaya girip milli takıma katkıda bulunacağız. Bu son derece heyecanlı maçın sonunda 3-2 kazanan taraf biz oluyoruz. Böylelikle guruptan çıkıyor ve sonunda şampiyonada 3. oluyoruz. Ama ben Milli Takımımızın diğer maçlarını kalıp izleyemiyorum. Bu kadar coşku da yaşamak iyi geldi..))

       Bizim tribünlere nasılsa girmiş olan bir Çek genç önceleri pek havalı. Maç sonunda yüzü asılıyor, yanına gidip formalarımızı değiştirmeyi teklif ediyorum ve değiştiriyoruz. O formayı hala anı olarak saklıyorum.

      Artık memlekete görevini yapmış bir vatandaş huzur ve keyfi içinde dönebilirim. Almanya oradan da ver elini Türkiye.


                                                         İYİ SEYAHATLER


                              

     


     

    

    

15 Mart 2015 Pazar

İSVİÇRE - ZURİH

 



     
          Zürih' te iki kez bulundum. Sevgili kuzenim Akgün İktir ve ailesi burada yaşıyor. Bir defasında onu ziyaret etmiştim, bir de 2008 Avrupa futbol şampiyonası sırasında. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasına Almanya'da yaşayan dayım Adem İktir ile beraber gitmiştik. Yeğenim Güneş Goler ve arkadaşı Çağlar'da orada bize katılmış, Türk Milli Takımının  ilk gurup maçlarını, ikisi Cenevre'de biri de Basel'de olmak üzere izlemiştik. Cenevre, Basel, Montrö gibi şehirleri, hem maç anılarımızı sırasıyla yazacağım.



       2008 Avrupa Futbol Şampiyonasında Zürih ana garı böyleydi. Ünlü futbolcuların dev maketleriyle süslüydü.



















      İsviçre'yi soranlara hep şunu söylerim "Bir daha dünyaya gelecek olsam, İsviçre'de doğmak isterim ". Bu güne kadar 41 ülkede bulunmuş bir kişi olarak sanırım bu sözlerim bir şeyler ifade ediyor.












     İsviçre, hırçın kayalıkları ve yazın bile karlı tepeleriyle Alp dağları, bu dağlardan akan berrak nehirleri ve çok sayıdaki gölleriyle adeta cennet bir ülke. Ama bir de soğuğu olmasa..))) Resimde kuzenim Akgün İktir ile..









       Zürih hatta tümüyle İsviçre, zannedersiniz ki bir emekliler şehri ve ülkesi. Sessiz, sakin ve biribirine saygılı insanların yaşadığı bir ülke. Bu küçücük ülkede 26 kanton var ve her birinin ayrı anayasası, vergi kanunları ve hükümetleri var. Bu küçücük ülkede Almanca, Fransızca ve İtalyanca konuşulan bölgeleri de var. Ve bu insanlar birlikte özgürce yaşıyorlar.



       Resimde kuzenimin çocukları Sara ve Selin ile Zürih gölü kıyısındayız. Aradan yıllar geçti ve onlar artık birer genç kız...


      Zürih İsviçre'nin en büyük kenti ve Zürih kantonunun başkentidir. Zürih, Limmat nehri ile Zürih gölünün birleştiği yere kurulmuş olan bir kenttir. Bankacılığıyla da ünlü bir kent burası. Geçmiş dönemlerde bazı "Türk büyüklerimizin" burada büyük miktarda paraları olduğu söylentisi duymuştuk. Ben de o bankaları yerinde gördüm ama öyle bir param olmadığı için hesap açma ihtiyacı duymadım.)))



      Ulaşım tren, metro gibi toplu taşım araçlarıyla sağlanıyor ve burada yaşayanlar genellikle toplu taşıma araçlarını kullanıyorlar. Bu nedenle trafik te bizim ülkemizde olduğu gibi değil. Trafikte yayaya gösterilen saygıdan ders almamız gerektiğini düşünüyorum.








     ,

     İsviçre'nin her yerinde olduğu gibi, Zürih'te de kayak sporu oldukça popüler. Ama ben bu sporu bilmediğim için denemeye kalkmadım.







         İsviçre'nin diğer şehirlerinde görüşmek üzere hoşçakalın...

                                                    İYİ SEYAHATLER






       
     

14 Mart 2015 Cumartesi

MİAMİ - KEY WEST - ABD

 
  Venice'den ABD'deki son durağımız olan Miami'ye doğru yola çıkıyoruz.




   Yolumuzun üzerinde GATOR PARK var. Burada vahşi yaşama tanıklık ediyorsunuz. Timsahlar, yılanlar, balıklar ve bir çok kuş türünü burada görmek mümkün. Burada rüzgar tekneleriyle seyahat yapılıyor.







     Bugün yolumuz oldukça uzun, çünkü Key West'e de gitme planımız var. Burası ABD'nin en güney noktası. Adalar zincirinden oluşuyor ve adalar biribirilerine köprülerle bağlanmış. Akşam saat 19.00 a kadar otelimizde olmamız gerekiyor ve Key West'in en ucuna gidecek vaktimiz yok. Bu nedenle Marathon'dan geriye dönüyoruz.








    Doyumsuz güzellikte görüntüler eşliğinde yolumuza devam ediyoruz. Yolda ara sıra fotoğraf molası veriyoruz.




        Miami'ye geldiğimizde yolda durup, otelin adresini bir görevliye soruyorum ama adam İngilizce bilmiyor. Burada çoğunlukla Latin'ler yaşıyor ve daha çok konuşulan dil İspanyol'ca. Sonunda otelimizi bulup yerleşiyoruz. Otelimizin sahibi tam bir Elvis hayranı galiba lobide onun resimleri ve arabaları var. Bir resim çektirmeyi de ihmal etmiyoruz tabii ki.






       Miami özellikle plajları ile ünlü bir yer. Biz de plaja gidip denize girmek istiyoruz doğal olarak. Yukarıdaki resimdeki soldan üçüncü bina kaldığımız otel.  Resimde Latin güzelleri..)))









   


    Tabii bizim hanımları mayoları oraya göre oldukça muhafazakar..))











   

    Hanımların " ne alırsan bir dolar " dükkanları görmeleri ile birlikte kısıtlı zamanımızın bir bölümünü de burada harcamak zorunda kalıyoruz.))










       ABD doğu yakası hikayemizin sonuna geldik. Güzel, heyecanlı, hareketli ve yoğun geçen 15 gün sonunda artık memlekete dönüş zamanı. Kiralık aracımızı havaalanında teslim edip uçağımıza biniyoruz Zürih ve Münih bağlantısıyla elini memleket.


      Not: Aradan geçen 13 yılın ardından hatırladıklarımı sizlerle paylaştım. Yeni yaptığım seyahatleri sıcağı sıcağına yazıyorum ve tabii ki fırından yeni çıkanın lezzeti daha güzel oluyor.))) Diğer seyahatlerimde görüşmek üzere.


                                                                İYİ SEYAHATLER











     

9 Mart 2015 Pazartesi

VENİCE - FLORİDA - ABD



  

     Kissemmee'den yola çıkıyoruz, şimdiki hedefimiz, Meksiko Körfezi Florida kıyısındaki Venice şehri. Yine yolculuğumuz sırasında hosteslerimiz Seher ve Nurşen bize ikramlar yapıyorlar. ))) Zaman zaman aracı ben, zaman zaman dayım kullanıyoruz. Yolumuz çok uzun değil bu defa yaklaşık 250 km.





     Venice turistik bir yer. Çok sayıdaki plajlarıyla ünlü bir şehir. Adını İtalya'nın kanallar şehri Venedik'ten alıyor sanırım.












       Venice'ye varıp otelimize yerleşiyoruz. Burası çok sıcak ve nemli bir şehir. Bir süre dinlendikten sonra, bir plaja gidip denize girmek istiyoruz. Resimde otelimiz.










       Plaj oldukça sakin. Bir gurup insan yoga yapıyor ve ben de uzaktan onların yaptığı hareketleri yapıyorum. Beni yanlarına çağırıyorlar, gidip onlarla devam ediyorum yogaya. Bizimkiler denize giriyorlar bu arada bizim hareketler bitince ben de denize giriyorum.







       Birden insanlar denizden dışarıya kaçıyorlar ve hep birlikte denize doğru bakıyorlar. Bir olağanüstülük var ama bize kimse bir şey demiyor. Dönüp denize doğru bakıyoruz, denizde bir köpek balığı. Acele denizden çıkıyoruz tabii ki. Neredeyse köpek balığına yem olacakmışız. Oradaki insanlar bizi yem olarak bırakmış meğerse ..)))) Burası aynı zamanda köpek balıklarıyla da ünlü bir körfez.




       Venice'nin güzel bir hayvanat bahçesi var, buraya gidiyoruz. Tropikal iklim hayvanlarının yaşadığı bir yer. Aynı zamanda göçmen kuşlarının takip edildiği bir enstitü var burada.












       Ertesi gün Aslı'nın ısrarıyla tekrar plaja gidiyoruz ama hava çok sıcak ve ben gölgede serinlemeyi tercih ediyorum. Plajlarının dışında da çok ayrıcalıklı bir yer değil burası. Ama tur programımız böyle olduğu için buraya geldik.








       Venice'de iki gün kaldıktan sonra ABD doğu yakası turumuzu Miami - Key West te tamamlayacağız. Yarın sabah yola çıkıyoruz tekrar..

                                               İYİ SEYAHATLER











8 Mart 2015 Pazar

KARADAĞ - BUDVA - DURMİTOR

                                                               
              BUDVA;



         

      Hırvatistan'dan çıkıp Karadağ sınırına geldik, burada da işlemlerimiz hızla yapıldı. Karadağ'da da deniz kıyısında tatil yapılacak çok yerleşimler var. Kotor ve Budva, Sv. Stefan, Ulcinj,  bunlardan en önemlileri, Budva'yı seçtik kalınacak yer olarak.



      

        Yolumuza devam ederek, Herzeg Novi'ye geldik, burada iki yol seçeneği var, birisi karayolunu takip ederek körfezin etrafından dolaşmak, diğeri ise 15 dakikalık feribot ile karşıya geçmek. Karayolu 1 saat 30 dakika alıyor ama güzel koyları ve manzarayı görmek için değer, eğer vaktiniz uygunsa. Biz feribotu tercih ettik karşıya geçip Budva'ya ulaştık.







             Budva'da birkaç otele baktık yer yoktu, bu arada bir apart pansiyon bulduk fiyatı günlük 50 Euro . Burada İngilizce konuşanların sayısı az, ev sahibi Rusça biliyormuş onunla Rusça konuşarak anlaşabildik. Ev oldukça rahat geldi bize hem merkezde olması hem de mutfağını da kullanma şansımız olduğu için.






       Buraya daha çok Rus turistler geliyor bu yüzden burada yabancı dil olarak Rusça daha çok konuşuluyor. Hırvatistan'a da Almanlar geliyor, dolayısıyla orada da Almanca daha hakim yabancı dil olarak. 










    

           Budva'da limanda bir kale var tarihi yapı olarak. Uzunca bir plajı ve plaj boyunca restaurantlar, kafeler ve eğlence mekanları var. 

























     

     Tabii ki Budva'ya gelmişken denize girmemek olmazdı. Ama oldukça kötü bir denizi var, bizdekilere kıyasla. Yazı, güzel  bir denizi ve sahili olan, Dikili'de geçirdikten sonra, buranın denizi hiç keyif vermedi doğrusu.









          Burada da deniz ürünleri, Domuz ve Tavuk döneri, köfte gibi yiyecekler var . Ama özel bir yemekleri var mı ona şahit olmadım. Börekler burada da harika . Yiyecek fiyatları Hırvatistan gibi pahalı değil.


               DURMİTOR








            Budva'da geçirdiğimiz iki geceden sonra , Cetinjce, Podgorica (Başkent ve en büyük kenti), Niksic ve Zabljak yolunu takiben takiben Durmitor'a vardık.








          Durmitor Karadağ'ın milli parkı , burası gerçekten bir doğa harikası. Biz sadece Crono gölüne gidebildik zaman darlığından ama görülecek çok güzel yerler var; Karagöl, Pivsko gölü ve vahşi ormanlarla kaplı  Durmitor dağı. 




            Böyle doğa harikası bir yere gelinir de piknik yapılmaz mı?  ))) Gelirken yolda alışveriş yaptık resimdeki bankta da bunları afiyetle yedik. Yol üzerinde yabani meyve satan çok sayıda insan bulunuyor. Bu onlara bir ekmek kapısı olmuş. Onlarda da alarak tadına baktık bu meyvelerin.



   
    

   
   

     Zabljak bir kış turizmi beldesi, bungalov tipi evler oldukça çok miktarda. Yazın da rafting yapılıyor berrak buz gibi nehir sularında. Ama yollar çok virajlı , o gün ikimizde kendimizi gemide gibi hissettik bu yüzden. 













        Karadağ'ın yolları genellikle dar ve inişli çıkışlı. Dik yamaçları dele dele yol yapmışlar (yandaki resimde görüldüğü gibi), bir yanınız duvar gibi dağ tarafı , diğer yanınız berrak suyuyla bir nehir. Harika bir vahşi görüntü.


  

     

     Zabljak'tan çıkıp Pluzine yolunu takip ederek Bosna sınırına geldik. Sınır demeye bin şahit gereken bir yer, derme çatma kulübelerden oluşmuş. Sınırı geçip bir süre toprak yoldan ilerledikten sonra, dar bir asfalt yola ulaştık. Bu arada bal satan birinden de bal almayı ihmal etmedik. Gerçekten güzel bir baldı, yolunuz düşerse almayı ihmal etmeyin Balkan dağlarının bitkileri kokulu o lezzetli balından.






        Bu dar asfalt yolun sonunda Foça'ya vardık. Foça'dan devamla Sarajevo'daki otelimize ulaştık. Yine bir sürprizle karşılaştık, ayrılırken rezervasyon yaptırmamıza rağmen , yerimizi yine Dubai'den gelenlere vermişler. Uzunca tartışmalar sonucunda özür dileyerek, bize yine başka bir otel önerdiler ve oraya götürdüler. Demek ki Bosna'da otel rezervasyonu yapmak bir anlam ifade etmiyor. Bunun için tedbirli olmanızda fayda var.



               DİKKAT
                    

           Karadağ'ın dağ kesimine gidecekseniz, yaz günü bile olsa bir hırka almayı ihmal etmeyin.  



                                                                            İYİ SEYAHATLER