28 Temmuz 2015 Salı

JAPONYA - KYOTO

    Kyoto 794 yılından 1886 yılına kadar Japon İmparatorluğunun başkentiymiş. Şimdi ise 1.400.000 kişinin yaşadığı modern bir şehir. Yüzyıllar boyunca, Kyoto bir çok savaş ve yangınlar nedeniyle tahrip olmuş bir kent. 2. Dünya savaşı sırasında, tarihi değeri nedeniyle atom bombası atılacak şehirler listesinden çıkarılmış ve hava bombardımanından kurtulmuş. Sayısız tapınak, mabet ve diğer tarihsel paha biçilmez yapılar bugün kentte ayakta kalabilmiş bu yüzden.

     ARASHİYAMA:


   

      Arashiyama, Kyoto'nun batı bölgesinde bir hoş ve turistik bir bölgesi.  Heian Dönemi (794-1185) bu yana, soylular için popüler bir hedef olmuş. Sanırım hala zenginlerin hedef bölgesi, çünkü çok sayıda görkemli ve bahçeler içinde konutlar gördük.








    Burada bulunan bambu ormanı turistleri cezbeden bir mekan. Bu alan içerisinde yer alan Togetsukyo Köprüsü de oldukça meşhur bir mekan.  Burada bulunan Tenryuji Tapınağı da ilginç yapılardan.



     Bambu ormanları arasında yapılmış güzel yollar sayesinde, keyifli bir yürüyüş yapılıyor. İstenirse istasyon civarından kiralanabilen bisikletlerle de bu gezi daha hızlı bir şekilde yapılabiliyor. Bambu yüzyıllardır bu civardaki atölyelerde, sepet, kutu, paspas ve mobilya olarak işleniyor.



     Burada gezerken oldukça güzel korunan harika manzaraları olan tepelerde dolaştık, sanki göktaşına benzer cisimlerin olduğu bir bölge ilgimi çekti. Ama bunları öğrenebileceğimiz kimse olmadığı için, bu konuda bilgiye de ulaşamadık.














     Hozu Nehri üzerinde bulunan tekneler, ilginç görüntüler oluşturuyor.




 

    Buradaki istasyon civarı, çeşitli mağazalarla çevrilmiş. Buradaki ışıklı dekorasyon da tam anlamıyla harika.














    Burada geleneksel giysileri içinde yemek yiyen Japon kızlarla da fotoğraf çekilmeyi ihmal etmedik.











     KİNKAKUJİ ALTIN TAPINAK;




     Kinkakuji Altın Tapınak,  iki katı tamamen altın varak kaplı kuzey Kyoto Zen tapınağı. Kinkakuji küçük bir göle bakan inşa etkileyici bir yapı.  Onin Savaşı, Kyoto iç savaşlar sırasında çok hasar görmüş ve defalarca yanmış. Mevcut yapı 1955 yılında yeniden inşa edilmiş.







      Hayatımda bu kadar bakımlı ve güzel bir bahçe görmedim. Ortadaki gölet ve içindeki küçük adasıyla bu bahçe adeta insanın ruhunu dinlendiriyor.

















    Diğer tapınaklardan farklı olarak, bu tapınakta geleneksel kıyafetleri içinde çok sayıda öğrenci gördük. Çok kalabalıktı ve bu nedenle sabah saatlerinin ziyaret için daha uygun bir zaman olduğunu öğrendik.














       Kyoto'da bunun dışında önemli tapınaklar da var. Ryoanji Tapınağı, Ginkakuji Gümüş Tapınak, Kiyomizudera Tapınağı gibi. Gezdiğimiz şehirlerde yeterince tapınak gezdiğimiz, hepsi de biribirine benzediği için bu ve zamanımızın da kısıtlı oluşu nedeniyle bunlara gitmedik.



     NİJO KALESİ:


     Nijo kalesi de diğer şehirlerdeki kalelerin bir benzeri, o yüzden çok fazla zaman ayırmadık burası için de.

     Nijo Kalesi Tokugawa Ieyasu, Edo Dönemi'ne (1603-1867) ilk Shogun Kyoto ikametgahı olarak 1603 yılında inşa edilmiş. Torunu Iemitsu 23 yıl sonra kalenin saray binaları tamamlanmış ve ayrıca beş katlı Şato Bekçisi ekleyerek kale genişletmiş.



    Tokugawa 1867 yılında düştükten sonra, Nijo Kalesi, tarihi bir site olarak kente bağışlanan ve halka açtı önce bir süre bir imparatorluk sarayı olarak kullanılmıştır. Onun saray binaları tartışmalı Japonya'nın feodal dönemin kale saray mimarisinin en güzel örnekleridir hayatta kalan ve kale 1994 yılında UNESCO dünya mirası ilan edilmiştir.


     Kyoto'da da Tokyo'da yaşadığımız türden festivaller var. Bunlar,  Jidai Matsuri, Gion Matsuri. Biz bu festival dönemlerine denk gelemediğimiz için göremedik. Tur programınızı bu festival tarihlerine göre düzenleyebilirseniz, değişik bir festival görme şansını bulabilirsiniz.



                                                    İYİ SEYAHATLER

22 Temmuz 2015 Çarşamba

İTALYA - NAPOLİ - POMPEİ ( P. GÜVEN)


     Bu bölgede ilk durağımız Pompei oldu. Mutlaka görülmesi gereken bir antik kent.  Yaklaşık 1900 yıllık bir tarihe  sahip. Pompei’ de bazı evlerin içine girip gezdik, bunun dışında Pompei’ de meşhur olan genelevlerden birisine  girdik. 1900 yıllık freskleri görmek insanı şaşırtıyor. Odalar gelen müşterilerin isteklerine göre sınıflandırılmış. Her odanın kapısının üzerinde  durumu anlatan freskler var. Müşteriler isteklerine bağlı olarak odaları seçiyorlar. Genelev meselesine baya  kafa yormuşlar yani.



        Büyük uğraşlar sonucu kent ortaya çıkarılmış. Çok büyük bir yerleşim yeri. Rehberle gezmekte fayda var. Rehberi kaybetme ihtimaline karşı harita bulundurmak lazım. Girişte kentin haritalarını bulmak mümkün.



       Pompei  amfi  tiyatrolarıyla, forumuyla evleriyle ve 1900 yıllık taşlaşmış insan vücutlarıyla oldukça sarsıcı bir yer bana göre.  












     Pompei’nin dışındaki pazarda Pompei halkıyla ilgili hediyelikler bulunuyor ama fiyatlar biraz pahalı. Fiyatını sorduğunuz anda satmaya çalışıyorlar. Bir şey alma düşünceniz yoksa hiç yanaşmayın tezgahlara bence.











     Pompei’nin ardından sıradaki durağımız Napoli..

     Tur programı Roma’ya bir gün Napoli’ye iki  gün ayırarak büyük bir hata içeriyor. Ne yazık ki Napoli’ de iki gün boyunca gezilecek bir şey yok.





     Yüksek yerlere çıkıp şehri yukardan görmek güzel oluyor, manzara harika.

     San Carlo Tiyatro’su, Castel Nuovo, Castel Dell’ovo ve Museo Nazzionale (Pompei’yle ilgili daha fazla şey görmek isteyenler için) görülmesi gereken yerlerden. Fakat Salı günleri müzeler kapalı oluyormuş.







     Şehirde fiyatlar diğer yerlere göre daha uygundu. İnsanlar çok sıcak kanlı. Akşam dönüşte oteli bulmakta çok zorlandık. İngilizce bilen birini bulmak Napoli’ de biraz zor ama yardımseverler. İngilizce anlatamasalar da sizi gideceğiniz yere kadar bırakacak insanlar var. Ama biraz dikkatli olmak şart rehberimizin dediğine göre İtalya’ da en çok hırsızlık bu şehirde oluyor.
Napoli’nin limonları meşhur dolayısıyla limonatası ve limonçello adında bir içkisi de. Napoli’ de margaritha pizza yedik 5 euro gibi gayet uygun bir fiyata yanında içeceği de vardı. Bu San Carlo Tiyatrosu’nun karşı sırasında küçük bir restorandı. Pizzayı çok beğendik ama porsiyon çok büyük  Pizzacının hemen birkaç dükkan yanında limonata yapan bir yer vardı. Hayatımda içtiğim en güzel limonata diyebilirim.




  
       Burada kalacağımız ikinci gün Napoli’ de gezecek bir yer bulamadık bu yüzden yakınlardaki Sorrento adındaki sahil kasabasına gittik. Grubumuzdan bazı kişiler Capri adasına gitti. Napoli’den iki tren değiştirerek  1saat 20 dakika gibi bir sürede son durak olan Sorrento’ya vardık. Yalnız trenler aşırı eski ve klimasız. Ayrıca da çok kalabalık. Hırsızlığa karşı dikkatli olmak lazım.



         Burası  falezler üstünde güzel bir kasaba. Kayalıklardan aşağıya inmek için merdivenler var. Aşağıya inip sahilde gezdik. Buradan yukarı çıkmak isteyenler için bir de asansör seçeneği  var. Asansörün ücreti  1  euro. Merdivenlerden çıkmaya üşendiğimiz için asansörü kullandık.
Sorrento’ da  ücretsiz limonçello deneyebileceğimiz bir yer vardı. Limonçello çok şekerli bir içki. Yine de denenmesini tavsiye ederim.