28 Kasım 2015 Cumartesi

TANZANYA - ZANZİBAR


       18.11.2015  …. ZANZİBAR

       Sabah oteldeki kahvaltıyı takiben, Amani’nin aracıyla Kilimanjaro havaalanına gitmek üzere saat: 08.00 de yola çıktık. Uçağın kalkmasına 2 saat var ve yolumuz sadece 41 km. Zaman zaman uyarmama rağmen Amani çok yavaş gidiyor ve havaalanına vardığımızda saat 09.20 ve check-in bitmiş. Çok sinirleniyorum tabii ki Amani’ye. Şimdi çaresiz 5 saat sonraki uçağı beklemek zorundayım. Tabii ki Zanzibar ile ilgili hazırlamış olduğum program da böylece aksaklıkla başlayacak. Buradaki bir kafeye oturup zamanımı değerlendirmek için günlüğü yazmaya devam ediyorum.

     Burada yaşam onların deyimiyle, POLE POLE, yani yavaş yavaş. Çok umarsız yaşıyorlar, geç kalmışlar, iş olmamış o zaman da yine onların deyimiyle HAKUNA MATATA, yani her şey yolunda, dert edilecek durum yok.


     Nihayet Zanzibar’a uçma zamanı. Havaalanında aprondan uçağa yürüyerek gidiyoruz. Precision havayollarından aldığım biletle 50 kişilik pervaneli bir uçak ile uçacağız. Daha küçük 5-10 kişilik uçaklar da burada kullanılıyor burada. Uçaktan Kilimanjaro dağının fotoğrafını çekmek istiyorum ama hava bulutlu ve buna imkan yok. 




      Yaklaşık 1 saat 10 dakika sonra Zanzibar havaalanına iniyoruz. Bir taksi ile şehir merkezi Stone Town’da rezervasyon yaptığım otele doğru gidiyorum. Aman allahım ne o pislik her taraf leş gibi kokuyor, sadece bir yer değil şehir tamamen kötü bir koku içinde. Yolların kenarlarında çöp yığınları toplanmış yan tarafında da yiyecek satıyorlar.








    Burası Arusha’dan çok daha pis ve yoksuluk diz boyu burada da. Bura halkının büyük çoğunluğu Müslüman, sözüm ona Müslümanlık temizlik demekmiş.









    Nihayet booking.com dan rezervasyon yaptığım Warere House Hotele varıyorum, otelin girişinde kötü bir nem kokusu var. Öncelikle odamı görmek istiyorum, gösterdikleri oda çok nemli ve çok kötü küf kokuyor. Başka oda istiyorum, fark istiyorlar ve  booking.com’ a şikayet edeceğimi söyleyince başka bir oda veriyorlar, burası diğerinden hallice.


       Zaten akşam oldu bile, buraya gelinceye kadar. Burasıyla ilgili yazılardan Manson Restoran’ın iyi olduğunu okumuştum ve oraya gittim. Ne sipariş edeyim diye düşünürken, yan masada oturanlardan yardım istedim, birisi karışık balık tabağı önerdi. Bizim mercan balığına benzeyen bir balık parçası, ton balığı parçası ve kılıç balığı parçasından oluşuyordu. Lezzetli bir yemek oldu, buranın yerli cini eşliğinde.




      Gece parkta kurulmuş olan ve açıkta satılan yiyeceklere oldukça ilgi var. Sadece buranın halkı değil yabancılar da ilgi gösteriyor buraya. Ama ben dışarıda bir şey yemeye cesaret edemedim. Sıcaktan insanlar kendini sahile atmış serinlemeye çalışıyorlar, oldukça sıcak bir gece.






      Gece her tarafım alerji olmuş olarak uyandım, yediklerimden mi yoksa bu ortamdan mı bilmiyorum, sabahı zor ettim.

     Sabah uyuruk bir kahvaltı menüsü vardı sadece biraz meyveyi içeren, daha iyi yiyecekler ise ekstra. Otelden ayrılmaya karar verdim oysa 2 gün kalmayı planlamıştım. Ödeme yapıyorum kart ile ödemede %5 ekstra istiyorlar. İçmediğim 2 şişe bira parası istiyorlar. Biraz bağırarak ve kendilerini şikayet edeceğimi söyleyerek ve eşyalarımı geçici olarak orada bırakarak çıkıyorum.



        Şehri gezmeye başlıyorum ama koku dayanılacak gibi değil doğrusu. Buna rağmen ısrarla gezmeye çalışıyorum belki bir daha görmeyeceğim buralarını. Önce balık haline giriyorum burası otele yakın bir yerde, içerisi epeyce ağır kokuyor ama ben balık seyretmesini çok severim, dayanıyorum kokuya.




     Limanın hemen yakınında Old Dispansery var, görkemli bir bina aslında ama bakımsız durumda şimdi. Bir çok görkemli bina var aslında ama hepsi çok bakımsız.



























    Deniz kıyısından ilerlerken, gençler aralarında dans edip şakalaşıyor ve bazıları da kendini denize atıyor. Mutlu görünüyor buradaki insanlar.











      Burada kapılar çok ilginç, hepsi birer sanat eseri. Demek ki bir zamanlar burası zengin ve bakımlı bir şehirmiş.









    



    Çok az da olsa bakımlı ve güzel binalar da var.










      İlerledikçe bana yine bir şeyler oluyor, hafiften baş dönmesi ve mide bulantısı. Lanet olsun sabah kahvaltısında yediğim, belki de iyi yıkanmamış meyveler yüzünden.






     Stone Town’da büyük bir hastane var, önünde de bekleşen insanlar. Görüntü hiç de iç açıcı değil, insanlar yerler uzanmış belki de sıra bekliyorlar.










     Köle ticareti döneminde köle satışının yapıldığı “ Old Slave Market”e geliyorum. Burası müze olarak kullanılıyor. Bir binanın bodrum katında izbe iki oda içinde bulunuyormuş köleler, çok kısa bir süre için olsa bile kalınacak gibi değil, ruhum sıkılıyor. Üst katı da otel gibi kullanılıyor.







    

    Aynı bahçede bulunan kilise ise oldukça bakımlı.















   Müslüman bir ada olan Zanzibar’ da camiler dökülüyor. Resimdeki en bakımlısı...









    Artık dayanamayacağım bir yandan şehrin o kötü kokusu, diğer yandan mide bulantısı beni çok zorluyor. Bir taksiciyle anlaşıyorum önce otelden eşyalarımı alıp Jambiani’ye doğru yola çıkıyoruz. Hem bozuk yolların sarsıntısı, hem de hala süren o kötü kokuya artık dayanamıyor ve aracı birkaç kez durdurup kusuyorum.


     Nihayet Jambiani de kalacağım Jambiani Beach Hotel’e varıyorum. Tek isteğim biraz uzanıp dinlenmek. Burası gerçekten çok güzel bir yer her taraf pırıl pırıl. Hemen Hint Okyanusu önünde bembeyaz kumları olan upuzun bir plaj üzerinde yer alıyor.




      Kaldığım oda















      Odamda uzunca bir süre dinlendikten sonra kendime geliyorum. Kalkıp denize doğru yürüyorum ne göreyim deniz ta uzaklara kaçmış. Bir kaç kadın çekilen deniz üzerinde bir şeyler topluyor.








       İnsanların denizden topladıkları deniz canlıları ve yosunlar


        Sabah deniz manzarası da bu


       Aslında Stone Town’da 2 gece kalmayı, bir gün Baharat, Slave cave ve Prison İsland turu planlamıştım ama orada kalmaya dayanamayınca bu program da gündemimden çıktı. Ama iyi de yapmışım, safari sırasında oldukça yorulmuştum burası bana çok iyi geldi. Denize giriyorum ve gölgeleniyorum çünkü güneş çok yakıcı burada ekvatora yakın olduğumuzdan güneş ışınları dik geliyor. Sahibinin çok şeker çocuğuyla da şakalaşıyorum.


     Jambiani!den kareler;




































     Odamda da dinlenirken bu serüveni de yavaş yavaş (pole pole) yazmaya devam ediyorum.
Artık bugün bu seyahattaki son günüm. Beni buraya getiren taksici telefon numarasını vermişti onu aradılar ve geldi. Sabah saat 10.00 da oteli terkediyorum, uçağım ise gece 04.00 te Dar Es Salam’dan. 18 saati nasıl geçireceğim bakalım.


      Önce Kizimkizi’ya gidiyoruz. Burası turistlerin yunus balıklarıyla birlikte yüzdükleri bir yer. Oraya gitmeme rağmen bu tura katılmamaya karar verdim. Çünkü çok enteresan gelmedi bana. 


     Orada balıkçıların yeni getirdikleri avları olan ilginç ve büyük okyanus balıklarını izledim. Yanıma gelen “ fırlama” bir tip ha babam bana anlattı durdu bir çok şeyi. Danimarkalı karısını, buradaki yoksulluğu, buradaki Müslümanlığı v.s. çok zor kurtuldum bu delikanlıdan.







     Bu arada oraya gelen Araplar vardı, misyonerlik faaliyeti yaptıklarını söyledi o genç, bize Arapça dua öğretiyorlar ama ben ne dediklerini anlamıyorum ki diyor. Ben de ona sen “light”  Müslümansın diyorum evet derken gülüyor. Orada bulunan eski bir cami var oraya gidiyoruz bizim misyonerler camide uzanmış uyuyorlar.)))






      Buradan sonra kırmızı maymunlarıyla ünlü ünlü Jambocho milli parkına gidiyoruz şoförüm Cemal ile. Rehber eşliğinde geziyoruz birkaç maymun, tırtıl ve sincap görerek turu tamamlıyoruz. Safariden sonra burası çok komik oldu doğrusu.








      Saat daha 14.00 çok zamanım var var daha. İnternetten Priecision havayollarından yine bilet ayırtmıştım ama vakit olduğu için feribotla gitmeyi planladım. Bilet sırası bana geldiğinde bugün için bilet kalmadığını söyledi görevli. Eğer uçak biletinde de sorun çıkarsa yandı gülüm keten helva, adadan karşıya geçemeyeceğim ve uçağı da kaçıracağım. Doğruca havaalanına gittik, hemen acentaya uğradım, neyse ki sorun yokmuş. Bileti aldım şimdi işim havaalanlarında vakit geçirmek.






      Yaklaşık 20 dakikalık uçuşla Dar Es Salam havaalanına varıyoruz ve saat 18.00. Türkiye’ye uçağımın kalkmasına 10 saat var bakalım nasıl geçecek bu kadar zaman. Havaalanında bulunan Flamingo kafe’ye çıkarak bir vodka-portakal içerken bu satırlara devam ediyorum.






     Zanzibar ile kısa değerlendirmem şöyle ;

     Stone Town'ı görmezseniz bir şey kaybetmiş olmazsınız. Zanzibar yazıldığı gibi ucuz bir tropikal ada değil. İğrenç oteller için bile yüksek fiyatlar istiyorlar. Yemekleri de hiç ucuz değil, örneğin aynı balık tabağını Türkiye’de daha güzel bir mekanda daha ucuza yiyebilirsiniz. Meyvelerı için bir şey söyleyemem çünkü iki denememde de bağırsaklarım bozuldu. Yalnız Jambiani gerçekten görülesi bir yer. Diğer gördüğüm yerler de çok sıradan ve çok özellikli yerler değil. Bence beğenenler “yoğurdum ekşi” dememek için bunu söylüyorlar.

                                                              GİDECEKLERE İYİ YOLCULUKLAR

26 Kasım 2015 Perşembe

TANZANYA SAFARİ 4. BÖLÜM


      17.11.2015    NGORONGORO



      Sabah yine saat 05.30 da kalkış ve 06.00 da yola çıkış var bugün. Gece çok yağmur yağdı ve ilk kez yağmurlu bir havada geceyi çadırda geçiriyorum. Doğrusu rahatsızlığıma rağmen, pek de keyifli oluyormuş bu durum. Havanın en soğuk olduğu kamp burası çünkü 3500 m. yüksekte ve krateri tepeden görüyor, ( krater 2500 m.) ama gece hiç de soğuk olmadı.









      Bu günün programı Ngorongoro krater turu ama benim pek niyetim yok hala kendimi toparlayamadım. Benim için fotoğraf çekmeleri için makinamı İspanyol’a veriyorum çünkü adamın iki adet değişik lensli makinaları var belli ki profesyonel. Buradaki fotoğraflar onun çektikleri.













      Kahvaltının ardından çadırıma istirahate çekilip, bu satırları yazmaya başlıyorum.
Ngorongo krateri ilk kez milyonlarca yıl önce harekete geçmiş. Daha sonra farklı zaman aralıklarıyla püskürmüş ve şimdiki son halinde 8292 m2. lik bir krater. Burada yine vahşi yaşam koruma altında.




















      


















      Kratere gidenler geriye dönüyor ve öğle yemeğini takiben tekrar yola çıkıyoruz, bugünkü hedefimiz ilk kaldığımız Panorama kampı. Kampa varışta İspanyol kız ve babası ile Hollandalı kız ekipten ayrılıyor. Şimdi ekip 4 kişiye düşüyor.




     Son akşam yemeği bu sefer daha iyi kalitede, sanırım Bob bahşiş miktarını artırmayı hedefliyor.











     Akşam Tanzanya müziği eşliğinde dans edip eğlendik.


  
     18.11.2015.....LAKE MANYARA



      Uykusuz geçen geceden sonra iyi bir uyku çekiyorum burada. Kahvaltıyla birlikte kişisel eşyalarımızı araca yükleyip, artık çadır vs. yüklenmiyor, kahvaltıdan sonra yola çıkıyoruz.




      Dün ekipten ayrılan 3 kişiden sonra sadece 4 kişi rehberimizle yola koyulduk. Yolumuz uzun değil bugün üstelik vakit de çok.  Burası da koruma altına alınmış bir vahşi yaşam cenneti. Serengeti ve diğer yerlerin aksine ormanlık bir bölge ve ortasında bir göl bulunuyor.


 


      Amani yavaş sürüşle arabayı götürüyor. Lake Manyara kapısına geliyoruz, burada yine zaman alan işlemler var. Bence Türkiye’de olsa 2 dakika olacak işlemler burada 20 dakika sürüyor. 







    Aracımızın üstü açık ve yine vahşi hayvanları araştırıyoruz. Ama artık eksisi gibi heyecanımız yok. Yolda çok sayıda babun görüyoruz ve resimlerini çekiyoruz ama artık çok sıradan bir duygu oldu bu. İlerledikçe yine daha önce gördüğümüz hayvanların bir kısmını tekrar görüyoruz. Bu resim sansürlü olacaktı ama yakalayamadım..)))







     Yollarda Babunlar dolaşıyor ve bize umursamazca bakıyorlar. Burada çok miktarda babun gördük.










     Burasının özelliği hipopotam yatağı olması, zaman zaman çekilse de göl varlığını sürdürüyor ve hipopotamların yaşamak için suya ihtiyaçları var.  Burada hayvan popülasyonu daha çok yırtıcı olmayanlar. Zürefa, Zebra, Antilop, Geyik, çeşitli sürüngenler ile çok sayıda kuşun yaşadığı bir yer burası.









    Ormanda çeşitli kuşlar ve sürüngenler yaşıyor. Yolda ilerlerken bir sürüngen de gördük tam bir böcek yuvasının başındaydı yol üzerinde. Çıkan böcekleri kemali afiyetle yiyordu, resmini ve videosunu çektim.











Bu da bir karınca yuvası












    Öğle yemeği molasını bir piknik alanında yaptık. Yine daha önce bahsettiğim kumanyalarla. Artık kimsede merak kalmamıştı doğrusu. Gözümüz artık dönüş yolundaydı. Yolda gördüğümüz hayvanlar için yerimizden bile kalkmaz olmuştuk.


      Şayet böyle bir safariye gelecek olursanız burasını devreden çıkarın. 4 gün 3 gece safari için yeterlidir.


      Artık Arusha’ya dönme vakti. Nihayet toprak yoldan çıkarak asfalt yolda ilerliyoruz. Geçtiğimiz yerleşimler gerçekten çok kötü. Burada yaşamak onlar için normal olabilir ama alışkın olmayanlar için oldukça zor görünüyor. Yakıt aldığımızda ellerinde satmak için bir şeyler bulunan satıcılar üşüşüyorlar aracın etrafına. Birisi bana ısrarcı davranınca kıramadım 5 adet kolye aldım ama takan olur mu bilmem.







      Dönüş yolu da uzun geldi sanki bu defa. Diğer ekip arkadaşlarıyla vedalaşarak ayrıldık. Arusha’ya dönüşte otele varır varmaz kendimi banyoya atıyorum. O toz toprağa rağmen bugün 3. gün olmuştu duş almadan geçen. Duştan sonra kendime geldim.

     Akşam yemeğini daha önce bahsettiğim pub da yemeğe karar vermiştim zaten. Giyinip doğruca oraya gittim. Çeşitli etlerin ızgarasının yapıldığı bir yer ama adı pub. Derdimi anlatamayınca doğruca mutfağa gidip gösteriyorum ne istediğimi. Bir oğlak butu ve kızarmış patates’i Kilimanjaro birası eşliğinde götürüyorum. Günlerdir yediğim en güzel yemek oldu bu.


     Burada enteresan bir şey var. Önce birisi elinde ibrik, sabun ve leğenle geliyor elinizi yıkıyorsunuz  ve gelenleri elle yiyorsunuz. Yemek bitiminde aynı şekilde ellerinizi yıkıyorsunuz. Ama su öyle sıcaktı ki ellerim yandı.

     Artık otele dönüp uyumak ve yeni bir programa başlamak için dinlenmeliyim.



      FAYDALI BİLGİLER;

11-      Türkiye’den gelmeden 10 gün önce İzmir’de sarı humma aşısı yaptırdım. Burada uzun zamandır görülmemesine rağmen yaptırmakta fayda ve her şeyin de bir ilki var. Eğer Zanzibar adasına gidecek olursanız bu aşı kartını görmek istiyorlar deniyordu ama benden istemediler.

22-      Tanzanya’da malarya da aynı şekilde uzun zamandır görülmemesine rağmen, İzmir Pasaport iskelesinde bulunan sağlık merkezinde aşı yaptırdım ve sıtma ilacı da verdiler, bunlardan ücret alınmıyor.

33-      Tanzanya Türklere giriş kapısında 50 dolar karşılığı vize veriyor, yeşil pasaporta vize yok.

44-      Buraya gelmeden önce burasıyla ilgili çok sayıda seyahat yazısı okumuştum. Zaten her seyahat öncesi böyle hazırlanıyorum ve dönüşte de deneyimlerimi SEYAHATNAME’de paylaşarak gittiğim ülkelere gideceklere de faydalı olmaya çalışıyorum.

55-       Kamplarda gecelerin çok soğuk olduğunu okumuş ve hasta olmaktan korkarak, her türlü giysi vs. bolca aldım ama belki de mevsimsel (Kasım) olarak çoğu bana sadece yük oldu çünkü öyle çok soğuk bir hava ile karşılaşmadım hatta 3500 m. yükseklikteki Ngorongoro’daki kampta bile.

66-      Eğer bu mevsimde giderseniz, alacağınız botlar size sadece yük olacak, çünkü safari sırasında toprağa basmıyorsunuz bile. Bu yüzden sadece bir spor ayakkabı ve terlik yeter de artar.  Bizim ekiptekilerin çoğu sadece terlikle geziyordu.

77-      Burada safari için çok alternatifler var. Özel safarilerden tutun dolmuş safarisi gibisine kadar, çadırlısı var otellisi var. Buraya gelmeden önce yaptığım araştırmalarda aldığım teklifler çok yüksekti. Buraya geldiğimde kaldığım otele sordum safari turunu. Kısa bir zaman içinde iki kişi geldi ve 5 günlük turu 750 USD anlaştık. Ama daha önce bahsettiğim gibi yola çıktıktan sonra bir bizim dolmuşa katılanlar oldu.

88-      Ulusal park girişleri fiyatları yüksek ve Tanzanya’nın en büyük gelir kaynağı turizm. Genel olarak bu ülke için fiyatlar oldukça yüksek.

99-      Ulaşım da oldukça pahalı. Otobüs ile ulaşım var ama dayanabilirseniz, uçak fiyatları da oldukça uçuk.

110-   Çadırlı safaride, çadır, sünger yatak, uyku tulumu, günlük 1,5 lt. su veriyorlar. Ulusal park girişleri de bu verdiğiniz ücrete dahil. Ben herkesin kullandığı uyku tulumunu kullanmamak için, gelirken oğlumun uyku tulumunu almıştım iyi de yapmışım. Rehber ve aşçı bahşişi fiyata dahil değil.

111-   Safariye başlamadan önce bir markette alışveriş molası veriyorlar. Buradan bazı ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Ben biraz abartmışım, siz abartmayın.))

112-   Türk çayı ve peyniri olmadan asla seyahate çıkmam. İyi de yapmışım o yollarda sarsıla sarsıla içim dışıma çıktığında, peynir bir kurtarıcı oldu bana.

113-   El veya kafa fenerini ihmal etmeyin. Kamplarda yeterli aydınlatma yok.

114-   300 m. Lensli fotoğraf makinanız varsa yeterli oluyor. Ayrıca dürbüne gerek kalmıyor ama böyle bir makinanız yoksa mutlaka bir dürbün almanız gerekir. Çünkü hayvanlar her zaman yakınınızda olmuyor. Sizin de yoldan çıkıp, onlara yaklaşmanız yasak, sadece belirlenmiş yollardan gidebiliyorsunuz.

115-   Yanınızda her ihtimale karşı, özellikle alerji, soğuk algınlığı, ağrı kesici, ishal kesici vb. ilaç almayı ihmal etmeyin.

116-   Sivrisineklerden ve böceklerden korunmak için Repellent isimli kovucu ve karabaş yağı almıştım ama ilginçtir safaride bunlara ihtiyaç duymadım çünkü sivrisinek pek yoktu. Ama Manyara gölü bölgesini gezerken ayağımdaki acıyla sarsıldım, siyah bir böcek spor ayakkabımın üzerinden soktu.

117-   Tanzanya’lılar barışçı insanlar, onlarla sakin konuşun hep güler yüz görürsünüz.

118-   Fotoğraf için yanınıza yeterince hafız kartı ve batarya alın şarj sıkıntısı yaşayabilirsiniz.

119-   Ngorongoro 2500m. Serengeti 1700m. Manyara gölü ise 1000m. yükseklikte.

220-   Ben 5 günlük bir tura katıldım ama 4 günlük bir tur yeterlidir diye düşünüyorum. Çünkü her yerde hep aynı hayvanları görüyorsunuz aşağı yukarı. Safarinin olmazsa olmazı Serengeti buna Tarangire de eklenmeli Ngorongo veya Lake Manyara’dan birisi de buna eklenebilir.

221-   5 büyüğü (Fil, Buffalo, Aslan, Leopar, Gergedan ) mutlaka görün. Biz bunlardan sadece Gergedan’ı uzaktan gördük, diğerlerini ise yakından.

222-   Kulak tıpasını ihmal etmeyin, kamplarda dışarının bütün gürültüsü aynen çadırın içinde.

223-   Yüzünüzü ve burnunuzu tozdan korumak için mutlaka tülbent alın.

224-   Giysileriniz açık renkli, haki, bej gibi olsun hem güneş hem de böceklerin gelmemesi için gerekli, koyu renkli giysilerden sakının.

225-   Temizlik için mutlaka sabun, ıslak mendil hatta tuvalet kağıdı bulundurun bazı yerlerde bunlar yok.


Dikkatinizi çekmek istediğim konular bunlar, Tanzanya’ya seyahat etmeyi düşünüp daha fazla bilgi isteyenler, yorum kısmından sorularını sorabilirler.

                                             İYİ SEYAHATLER