13 Aralık 2015 Pazar

YUNANİSTAN - ATİNA

     (ARAYA GİREN TANZANYA SEYAHATİ YAZILARIM NEDENİYLE EKSİK KALAN YUNANİSTAN YAZILARIMA DEVAM EDİYORUM)


    Meteora'dan sonra şimdiki hedefimiz Atina. Bu yol yaklaşık 280 km. Otoyola kadar olan Meteora ve Lamia arası oldukça kötü bir yol. Otoyola varınca daha iyi seyahat şartlarıyla Atinaya varıyoruz. Otelimizi bulup yerleşiyoruz ve zaman kazanmak için hemen kendimizi sokağa atıyoruz. Otelimizin bulunduğu yer Psiri semti. Daha önce bazı ülkelerde Best Western otellerinde kalmıştık ve internet üzerinden rezervasyon yaparken fiyatı ve adı nedeniyle burasını tercih etmiştim.


     Bu bölge, İzmir'liler veya İzmir'i tanıyanlar bilirler, Basmane semtinin arka sokakları gibi. Sokaklar olağanüstü pis, yollar ve kaldırımlar bakımsız. Burası kozmopolit bir şehir ve çoğunluğu mültecilerin yaşadığı ve ticaret yaptıkları bir bölge Psiri. Sokak aralarında güpegündüz uyuşturucu kullananları görmeniz mümkün.




     Yolda ilerlerken bir et ve balık haline girdik. Burada et bize göre çok ucuz. Kuzu eti 4 Euro, Hamsi balığı 2 Euro. Dünyanın en pahalı akaryakıtının yanında, sözde tarım ve hayvancılık ülkesi olmamıza rağmen, en pahalı etini de yiyoruz.

     Yunanlı dostlarımız kızmasınlar ama, Atina'yı görmeden önce burasını bir Avrupa kenti olarak hayal ediyorduk ama sokaklarda ilerledikçe tam bir hayal kırıklığına dönüştü.


    Kentin, hilafsız bütün duvarları yazılarla dolu, bu sadece Atina'ya özgü değil diğer şehirlerde de bunu gördük. Hatta trafik levhaları da yazıyla kaplanmış durumda olduğu için yönümüzü bulmakta zorluk yaşadık. Bu görüntü kirliliği olağanüstü bir iticilik katmış Atina'ya.


     Otelden yürüyerek Monastraki meydanına varıyoruz. Burada bir metro istasyonu var ve gece gündüz yoğun bir kalabalık bulunuyor bu meydanda.





     Meydanın hemen sağında müze olarak kullanılan bir cami ve yanında da Hadrian kütüphanesi var.
   


     Bugünkü asıl hedefimiz Akroplolis'e çıkmak ve burası yüksek bir tepe üzerinde bulunduğu için bu sıcakta oraya ulaşmak oldukça yorucu. Burada bir mini tren görüyoruz  bu trenle Akroplolis te dahil olmak üzere kentin önemli tarihi yerlerini gezmek mümkün. Ayrıca indi -bindi yapan tur otobüsleri ile de bu turu yapabilirsiniz.



     Bu tren ile önce Plaka Semti'nin dar sokaklarında ilerleyerek Akropolis'e ulaşıyoruz. Yaklaşık yarım saatlik bir sürede burayı dolaşıyoruz. Atina'nın bu en ünlü yeri bile bana göre Efes'in yanından bile geçemez ama yaptıkları reklamlar, pazarlamalar sayesinde oldukça çok turist çekiyor burası.
















    Akropolis'ten Atina manzaraları :














































 




















     Aynı mini trene binerek gezimize devam ediyoruz. Atina'nın ziyaret edilecek yerlerinden birisi de Parlamento Sarayı. Özellikle sarayın önündeki nöbetçilerin gösterisi oldukça ilginç.




       Atina'da ilk akşam yemeğimizi, buradaki canlı Yunan müziğini dinleyerek, Plaka semtinde yedik. Tam bir turistik bölge ve her şey tam manasıyla curcuna ve yediğimiz yemeklerden hiç memnun kalmadık. Ancak isteğimizi  bizi kırmadan kabul ederek Yedikule şarkısının Yunanca versiyonunu çaldılar.


     Ertesi akşam, gündüz gezerken keşfettiğim Gazi'deki Keramikos metro istasyonu civarında bulunan, Sardelles/Butcher Restaurant'ta (19 Persefonis, Gazi) ev yapımı şarap eşliğinde harika bir yemek yedik. Akşam yemekleri için kalabalığın olduğu yerleri değil daha çok ara mekanları tercih etmenizi öneririm.



       Bu restorandaki bir garson Atina'nın ünlü tatlısı Galaktaboureko ( bizdeki Laz böreği) yu illa ki denememizi ve bunu en güzel yapan yerin yerini tarif etti. Burası Omonia İstasyonu civarında bir yer. Orayı arayıp bulduk, adamlar dükkanı kapatıyorlardı bizi beklediler. Bir baklava ve bir galaktoboureko siparişi verdik. Baklava bizim baklavalardan güzl değildi ama, Laz böreği harikaydı. Yolunuz düşerse tavsiye ederim






       PİREUS:



      Atina merkeze 15 dakika mesafedeki Pire (Pireus) ye de yine metro ulaşımıyla geldik. Burası da Atina'nın içi gibi oldukça pis, Atina'nın dünyaya açıldığı bu liman kentinin bu kadar bakımsız olması doğrusu bizi şaşırttı. Yine kötü yollar ve kaldırımlar, çok sayıda hırpani kıyafetli insanlar ve parklarda da Suriyeli mülteciler yerlerde yatıyorlar.








      İnsan şunu düşünmeden edemiyor, Avrupa Birliği neden Yunanistan'ı almış ta Türkiye'yi almamış birliğe??? Tabii bu sayfanın sınırları bu tartışmayı kapsamaya yetecek büyüklükte değil diyelim ve devam edelim.



      Pire limanında çok sayıda yolcu ve ticaret gemisi bulunuyor. Yolcu gemilerinden büyük kapasiteli olanlar buraya turist taşırken, daha küçük yolcu gemileri ise daha ziyade adalara sefer yapıyorlar. Zamanımız yeterli olmadığı için buradan yapabileceğimiz bir kaç ada ziyaretini de yapamadık.






 

    Sıcak havada bir soluklanalım diye, liman karşısındaki barlardan birine oturup dinleniyoruz. Şimdi yolumuz tekrar Atina.











     Yarın yolumuz Selanik'e, orada görüşmek üzere...


                                               İYİ YOLCULUKLAR
   

        Yunanistan seyahatimizin Selanik bölümünü okumak için tıklayınız..











4 Aralık 2015 Cuma

TANZANYA - SAFARİ 2. BÖLÜM

    14.11.2015…..TARANGİRE….

     Sabah kahvaltıdan sonra Safari firmasından 4*4 Toyota ile gelip beni otelden alıyorlar. İki ayrı adresten bir İspanyol kız ile babası ve bir Hollandalı çifti de değişik adreslerden alıp Tarangire’ye doğru yola çıkıyoruz. Şehirden çıkmadan, büyük bir markette duruyoruz içecek ve meyva vs. alıyoruz,  herkese günde 1.5 lt. su var şirketten..))))

     Safarimiz 5 gün sürecek sırasıyla Tarangire, Serengeti, Ngorongoro ve Lake Manyara ulusal parklarına gideceğiz. Safarinin bitiminde Zanzibar Adası'nın beyaz kumsallarında safari yorgunluunu atacağım.




    Resimde safari aracımız, şoför ve rehberimiz Amani ve Hollandalı kız ile.















       Yol üzerinde bulunan yerleşimlerden geçerken aynı yoksulluğu görmek mümkün. Çok nadiren "bakımlı" birini görebiliyorsunuz, resimdeki gibi.









     Yollar asfalt ve güzel. Yollarda çok sayıda çoban ve sürülere rastlıyoruz. Kurak bir mevsim olmasından dolayı büyük baş hayvanlar çok cılız ama küçük başlar pek öyle değil. Kuzeye doğru ilerledikçe otlar yeşermeye başlıyor ve hayvanlar da daha besili hale geliyor.



     Tarangire Milli parkı girişinde şoförümüz giriş işlemlerini hallediyor. Tarangire Fillerin mekanı. Burada çok fil görmeyi umut diyoruz. Milli parka girişle birlikte asfalt yolların yerini toprak yollar alıyor. Sarsıla sarsıla ilerlerken, şoföre; “Bu doğal masaj mı? “diye soruyorum , o da gülerek ” Bunun adı Afrika masajı “ diyor. Daha fazlasını Serengeti’de yaşayacakmışız, epey taş düşüreceğiz böbreklerimizden.))



















     Kapıda giriş için beklerken, okullarından hayvanları tanımaları için getirilen Tanzanya'lı öğrenciler ile yine aileleri tarafından safariye getirilmiş beyaz çocukları da gördüm. Büyüklerin bir cesaret edemediği safaride bu çocukları görmek ilginç geldi bana. Ailelerine bravo diyorum sadece.





      Giriş kapısında ve gezdiğimiz diğer yerlerde de bu heybetli ağaçtan çok sayıda gördük. Rehberimiz birkaç bin yıllık olduğunu söyledi bu ağaçların.










    Ve safari başlıyor.... Ne o bir anda tek boynuzu kırılmış bir impala görüyor ve heyecanla kameralarımıza yapışıyoruz, ne de olsa ilk heyecan . Biraz daha ilerleyince uzakta Zebra ve Öküzbaşlı Antiloplar'ı ve İmpala'ları görüyoruz. Uzaktan onları yakalamaya çalışıyoruz. Daha ilerleyince bir Fil sürüsü var yine uzakta.







 

    İlerledikçe  Fillerle, Zebralarla, Öküzbaşlı Antiloplarla neredeyse akraba olacağız, aracımızın yakınına kadar geliyorlar. Filler yoldaki çamur birikintilerini hortumlarıyla üzerlerine fışkırtıp serinlemeye çalışıyorlar.







    Hava çok sıcak olmaya başladı. Zebralar ve Antiloplar bize umursamazca bakıyorlar. Artık vahşi yaşama alışmaya başladık galiba, her şey doğal gelmeye başladı. Demek ki onlar da insana ve araçlara alışmışlar. Ama hiçbir araç yoldan bir hayvan geçerken yola devam etmiyor, onlara kendi yaşam alanlarında rahatsız edecek bir davranışta bulunmuyor.





     Tarangire’de hayvanlar öncelikli, insanlar ikincil ve zaten biz onların evinde misafiriz.













     Öğle arası bir piknik alanında mola veriyoruz ve hazırlanmış olan kumanyalarımızı yemeğe başlıyoruz. Kumanyada, bir parça kızarmış tavuk, ekmek, meyve suyu, kek, yumurta var, pek fena olmayan bir kumanya bu.









     Etrafımızda çok sayıda öğrenci de var, okulları tarafından safariye getirilen, bize ilgiyle bakıyorlar. Onlarla selamlaşıp fotoğraflarını çekiyorum, mutlu görünüyorlar.













     Piknik alanında bulunan maymunlar insanlara çok alışkın, bazen insanların yiyeceklerini ellerinden kapıyorlar.










     Burada ilk günde Tanzanya dili Swahili’yi sökmeye başladım..))) , Hakuna Matata ; Herşey yolunda, Pole Pole; Yavaş Yavaş, Jambo; Merhaba, Mambo; Nasılsın, Sitaki: İstemiyorum.


      Tekrar yola koyuluyoruz, sarsıla sarsıla ilerlerken, ileride 4*4 ler durmuş ve içindekiler heyecanlı görünüyor. Yanlarına geliyoruz, aşağıda bir dere ve içinde bir Aslan yavaş yavaş ilerideki İmpala’ya doğru ilerliyor. Herkes pür dikkat ben de olayı kamerama kaydediyorum. Belki ileride bir belgesel TV yayınında görürsünüz)))))) Bu arada İmpala Aslanı fark edip derenin karşı tarafına çıkıp gözden kayboluyor. Aslan da yavaş adımlarla bir ağaç gölgesine gidip uzanıyor. Biz de yola devam ediyoruz.






      Yolda bol miktarda İmpala, Öküz başlı antilop, Zebra, Yabani domuz, Kartal ve Fil görerek safariye devam ediyoruz.





























     Gece kalacağımız Panoroma kampa geliyoruz. Daha önce buraya seyahat edenlerin yazılarında okuduğumdan daha iyi bir kamp burası. Çadırda değil, betondan yapılmış çadır şeklindeki yerlerde kalacağız. Odada iki yatak var ve yataklar taştan yapılmış sedirler üzerine konulmuş. Türkiye’den gelirken uyku tulumu getirmiştim, yatakta onun içinde uyuyacağım.







      Burada mutfak yemekhane ve kafe var, yemeğimizi orada yiyeceğiz. Aşçımız Bob bize akşam yemeği hazırlamış. Burada tertemiz tuvaletler ve banyo mevcut. Önce bir banyo yaparak günün toz toprağından kurtulup odada dinlenirken bu yazıyı yazmaya devam ediyorum. Şimdi sırada akşam yemeği molası var.









     Akşam yemeğimizde sebze çorbası, pilav, etli türlü, mayonezli salata ve meyva var. Hepsi biribirinden lezzetli, aşçımızın eline sağlık. Geceye Afrika müziği ve dansları eşliğinde devam ederken, ben odama gidip sizin için bu satırları anında yazmaya devam ediyorum.Resimde aşçımız Bob.












 
     Burada çektiğim video kayıtlarından oluşturduğum film ;







     Yarın yolumuz Serengeti’ye…….

      Not:

      1- Tabii ki çektiğim resimler bu kadar değil ama önemli gördüklerimi sadece burada paylaşabiliyorum.
      2- Yazıların bitiminde buralara seyahat edecekler için faydalı olacak bilgileri de paylaşacağım.
      3- Soracağınız sorularınız olursa, yorum kısmından sorabilirsiniz

               Tanzanya seyahatimizin 3. bölümü için tıklayınız..