20 Ocak 2016 Çarşamba

YUNANİSTAN - KUZEY

                 
                  SEREZ ( SERRES ), DRAMA, İSKEÇE (XANTİ) VE GÜMÜLCİNE (KOMOTİNİ )
                                                                       
                SEREZ ( SERRES)                                                                                 Ağustos 2015





    Selanik'ten yola çıkıyoruz şimdiki hedefimiz Serez (Serres). Rahmetli Halil amca (Kız kardeşimin eşi Aslan'ın babası) nın memleketi. Yaşamında çok neşeli olan amcamız hep Serez'i yadederdi. İşte onun doğup büyüdüğü memleketini görmek istedik. Mezarına serpmek için de memleket toprağı aldık ona Serez'inden.






     Kısaca tarihinden söz edersek; Serez Osmanlı tarihinde önemli bir merkez olmuş ve 1912 Balkan savaşı sonrasında, Osmanlı'nın elinden çıkmıştır. Osmanlı'ya başkaldıran en önemli isyancılardan biri olan, Şeyh Bedrettin de Serez çarşısında asılarak idam edilmiştir. Ayrıca İttihat ve Terakki örgütlenmesinin de önemli merkezlerinden biri olmuştur burası.


       DRAMA




    Serez'den yola çıkıyoruz bu defa da hedefimiz Drama. Drama güzel parkları, asırlık ağaçları, şırıl şırıl akan sularıyla ünlü. Şehrin merkezindeki Santa Barbara parkı ve içinde kaynayan suları ile, o sıcak havada insanı serinletiyor.

Resimdeki havuzun dibinde antik dönem kalıtlarını da görebilirsiniz





 
     Burada da, diğer Yunan şehirlerindeki gibi kafe, bar, restoranlar dolu. Ekonomik kriz yaşadıkları söylenen Yunanistan'da böyle bir kriz görüntüsü görmedik gerçekten. Ki bizim orada bulunduğumuz dönemde AB'ye olan borçları nedeniyle büyük bir kriz yaşandığını okuyor ve izliyorduk medyadan ve hatta bazı siyasetçilerimiz onlara ekonomik destek vermekten söz ediyordu ama maşallah burada kriz mıriz falan hakgetire. Mandıra Filozofu filmindeki karakterin dediği gibi " Ben çalışmaya karşıyım " diyorlar, mantalite resmen bu.




     Drama çarşısında bir kafenin (yandaki resimdeki) vitrininde güzel börekler görüyoruz, siparişi verirken dil konusunda zorlanırken, daha sonra börekçi ustası ve kafenin sahibi olan Yannis yanımıza geliyor ve başlıyor Türkçe konuşmaya. Kendisi Samsun'dan buraya göç eden bir ailenin çocuğuymuş.






         Sohbetimiz sırasında, merakla Drama köprüsünü soruyoruz, o "Aman boş verin, her gelen Türk bunu soruyor, buradan 25 km. uzakta olan kötü bir köprü görmeye değmez "diyor. Bizim de, türkülerde duyduğumuz, bu köprüye ilişkin hayallerimizi de yıkıyor böylelikle. Bu kafe çarşıdaki caminin hemen arkasında. Şayet yolunuz düşerse Yannis ustanın lezzetli böreklerinden denemenizi ve lütfen bizlerin de selamını söylemeyi ihmal etmeyin.





      Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim kutsal alanların dönüştürülmesinden. İşte resimdeki Drama çarşısındaki cami, kiliseye dönüştürülmüş.











      Şimdi sırada İskeçe var. Drama'dan yola koyuluyoruz tekrar ve yol üzerinde yine Kaval'nın güzel manzarası seyretmek için bir mola veriyoruz. Daha sonra Kavala kurabiyesi almak ve eksik bıraktığımız kaleyi görmek için tekrar Kavala'ya giriyoruz.










       Bakınız kaleden Kavala ne güzel görünüyor değil mi?












      Bu arada şunu da söylemeyi ihmal etmeyelim, Yunanlıların Kıbrıs konusundaki yaklaşımlarını Kavala çıkışındaki tabeladan da anlamak mümkün











       Kavala kalesinden şehrin görünümü videosu ekte izleyebilirsiniz..

     https://www.youtube.com/watch?v=jSWNnj7w-TM&feature=youtu.be




      İSKEÇE ( XANTİ ) 




      Kavala'dan itibaren Osmanlı izleri daha da belirginleşiyor. Buradaki yaşamı gözlemek için özellikle tali yolları kullanıyorum. Geçtiğimiz köylerin çoğu müslüman köyü, köydeki camiler ve kadınların giysileri bunu anlatıyor.



























     İskeçe küçük ama gerçekten güzel bir şehir. Şehrin tarihsel dokusu korunmuş ve Osmanlı izlerini bu nedenle daha çok görebiliyorsunuz.





   

 


       İskeçe aynı zamanda üniversite şehri ve burada oldukça fazla genç nüfus göze çarpıyor. Gençler buradaki kafe ve barları doldurmuş, galiba onlar da ders çalışmaya karşılar..))





       Şimdi yolumuz Gümülcine. Burada bir gece kalıp sabahtan yola çıkıp evimize dönmek üzere program yapmıştık.










       GÜMÜLCİNE ( KOMOTİNİ )

       Burada en iyi gibi görünen Anatolia Hotel'de kaldık. Müşteriyi tam bir  yolunacak kaz gibi gören yaklaşımdalar, aman sakın orada kalmayın derim.



     Akşam yemeği için uygun bir yer ararken, Sultan Tepe Restoranını bulduk. Burada oldukça konuşkan bir garson var. Bize epeyce Gümülcine'yi anlattı ve Gümülcine dedikoduları yaptı)). Onun anlattığına göre buradaki nüfusun yarısı müslüman, onu da seçimlerdeki oy durumuna göre değerlendiriyor. Kebapları ise Türkiye'yi aratıyor doğrusu.









      Burada camileri, çarşısı ve asırlık çınar ağaçlarıyla Osmanlı havası hissediliyor.
     






 
   




        E artık Türkiye'ye dönüş vakti.
     










      Bu sayfada kısaca bir çok yeri anlattım çünkü sadece bir gün ayırabildik buralara. Vaktiniz olursa buralara daha fazla zaman ayırmanızda fayda var diye düşünüyorum.

                                                                       İYİ SEYAHATLER

17 Ocak 2016 Pazar

YUNANİSTAN - SELANİK

                                                                                                                             Ağustos 2015



     Artık dönüş yolundayız, şimdiki durağımız Selanik. Atina'dan buraya olan mesafe yaklaşık 500 km. ve ulaşım otoyoldan sağlanıyor. Fakat bu otoyollar gerçekten çok pahalı. Kısa mesafelerde karşınıza durmadan bilet gişeleri çıkıyor ve durmadan ödeme yapıyorsunuz. Atina ile  Selanik arasında otoyol için verdiğimiz toplam ücret 30,70 Euro oldu.




    Selanik, Yunanistan'ın en büyük 2. şehri ve İzmir'e benzerliğiyle dikkati çekiyor. Bir İzmir'li olarak ben de, burasını İzmir'e benzetiyorum,sadece Karşıyaka'sı eksik Selanik'in...
    Resimdeki Selanik, İzmir'in kordon boyuna benzemiyor mu?




      Osmanlı döneminde çok önemli bir merkez olan Selanik, ticarette de Asya ve Avrupa arasında bağlantı anlamında İzmir'le birlikte önemli bir güzergah oluşturmuş. Belki de bu nedenle sanki iki kardeş şehir gibi olmuşlar. Yandaki resim de İzmir, kıyaslamak amacıyla koydum bu resmi.








       İnternetten yaptığım rezervasyondaki otelimize ulaşıp yerleştikten sonra öncelikle açlığımızı gidermek istedik. Otelimizin hemen üzerindeki yol      ( bu yol aynı zamanda Atatürk'ün doğduğu eve de giden yol) üzerinde bulunan börekçiden aldığımız o harika böreklerle karnımızı doyurduk. Burada da tüm Balkan coğrafyasında olduğu gibi, çok güzel börek yapıyorlar.







    Kaldığımız otelin çapraz köşesinde Roma döneminden kalma Eski Agora var. Burası M.S. 1. ve 4. yüzyıl sonuna kadar yönetim merkezi olmuş.

   Gelmişken gezmeyi etmeyi ihmal etmedik burasını da. ( Kaldığımız otel sağ üst köşedeki tarihi bina)





       Şimdi hedefimiz Kastra Bizans Kalesi Surları. Şehrin Ana Poli adındaki semtinde bulunan bu surlara, eski Osmanlı ve Rum evlerinin bulunduğu dar sokaklardan ulaşılıyor. Buraya ulaşmak için gerçekten oldukça eğimli yokuş yolu ter dökerek çıktık. Burada amacımız bu yerleşimi de görmekti tabii ki, istenirse bir taksi ile de zahmetsizce ulaşılabilir.




   
    Sonunda Eptaprgion Bizans Kalesi surlarına ulaştık.  Selanik'in en yüksek yeri olan bu noktadan Selanik'in doyumsuz manzarasını seyrettik.






   Bu arada surlar içindeki Vlatadon Manastırı içindeki kilisede, bir çocuğun vaftiz törenini de izledik.














     Şimdi sıra yokuş aşağıya inmek. Bu kez yolumuzun bir kaç yüz metre ilerisinde St. Pavlo kilisesi var, ama yorgunluktan oraya yürüyecek takatimiz yok ve sadece uzaktan fotoğraflıyoruz.









   


    Yokuş aşağıya doğru yürümeye devam ediyoruz. Surların bitiminde karşımıza Atatürk Evi çıkıyor. Ancak bugün kapalı ve içerisini gezemiyoruz ve daha önceki Selanik gezimizde burayı gezdiğimiz için çok üzülmüyoruz ama yine de bir burukluk hissediyoruz doğrusu.






    Bu kez yolumuzun üzerinde Rotonda Katedrali var. 1591 yılına kadar Selanik Katedrali olan Rotonda, Osmanlı'nın şehri almasıyla birlikte camiye dönüştürülmüş. 1912 yılında Selanik'in Yunanistan'a geçmesinden sonra tekrar hıristiyan inancına açılmış ve Makedon Müzesi olarak kullanılmaya başlanmış. Mevcut minaresiyle hala caminin izlerini taşıyor. İçine girip görme olanağı bulmamıza rağmen restorasyon nedeniyle dışarıdan ancak böyle fotoğraflayabildik.



   Şimdi sırada St. Dimitrios Kilisesi var. Bu kilise Selanik'in en önemli kiliselerinden biri ve Atatürk Evi ile aynı cadde üzerinde bulunuyor. Burada pazar ayini henüz bitmiş ve insanlar çıkıyordu.

    Burası da yine Osmanlı döneminde cami olarak kullanılmış. Nedense bir ülkeyi işgal edenler, hemen onların ibadet mekanlarını yakıp yıkıp kendi inançlarına uygun ibadethanelere dönüştürüyorlar. Her dinde bu var ve lafı gelince dinde zorlama olmaz derler. Zorlamanın daniskası dinde var.




       Kamara ( Galerius Kemeri) var yolumuz üzerinde. Bu kemer Roma İmparatorluğu döneminde Selanik'i bölgenin başkenti yapan, Sezar Galerius anısına yapılmış. Şimdi Selanik'in merkezinde bulunan bu yapı, insanların buluşma noktası ...








      Denize doğru ilerlerken yol üzerinde Galerius Sarayı ile karşılaşıyoruz. Roma'lı Galerius Selanik'te yerleşmek için 150.000 m2. bir alan üzerinde bir şehir kurmuş ve gösterişli bir saray inşa etmiş. İşte bugünlere kadar gelen kalıtlar tam da yolumuz  üzerinde karşımıza çıkıyor.





















 




     Selanik'in simgesi Beyaz Kule var sırada. Sahilde bulunan bu kule, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmış ve Osmanlılar dönemimde kale, garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. 1826 yılında Sultan 2. Mahmud 'un emriyle tüm tutuklular kılıçtan geçirilmiş ve adı Kan Kalesi olarak anılmaya başlanmış ve Yunanlılar tarafından da bu isimle anılmaktadır.









     Promenade Sahil yolu, bu yol yaklaşık 12 km. ve Selanik'lilerin yürüyüş, eğlence ve buluşma alanı olarak kullanılıyor, tıpkı İzmir'in Kordon Boyu gibi. İzmir'liler bu resmi Gümrük ile Pasaport arasında çekmedim, ne benzerlik değil mi?



    Otele dönüp biraz dinlenme zamanı, oldukça yorulduk bugünkü yürüyüşten. Yolda karşımıza Aya Sofya Kilisesi (  Agia Sofia ) çıkıyor. Burası da 8. yüzyılda inşa edilmiş ve 16. yüzyılın başına kadar, Selanik'in en büyük katedraliymiş. Biz oradan geçerken, bir gelin ve damat kiliseden çıkıyordu, yorgunluktan içeriye girip bakamadık bile







     Selanik Promenade Sahilinden gün batımı....











    Eeee akşam oldu artık keraat vakti geldi. Otelimizde kısa bir dinlenmenin ardından tekrar doğruca Proxenou Koromila'ya gidiyoruz. Yunan'lılar krize rağmen maşallah kafe ve restoranları tıklım tıklım doldurmuş. Yemek için kendimize zorla bir yer buluyoruz. Garson yanımıza gelince ona taze balık olup olmadığını sordum, tabii ki var dedi. Ona Thassos adasında başımıza gelen taze balık hikayesini anlattım. Kendine güvenmemi istedi ve gerçekten taze ve lezzetli Sardalya balıklarını yeşil salata ve uzo eşliğide mideye indirdik.

    Restoran çalışanlar oldukça samimiydiler Türk olduğumuzu söyleyip ve " Hasretin İki Yakası Korosu " dan bahsedince, bize Türkçe - Yunanca şarkılar dinlettiler. 


   Artık yarın sabah yolumuz SEREZ ( SERRES ), DRAMA, İSKEÇE (XANTİ) VE GÜMÜLCİNE (KOMOTİNİ ) 'ye doğru.

          Yunanistan seyahatimizin Kuzeyi ve son bölümü için tıklayınız



                                                                        İYİ SEYAHATLER