30 Eylül 2017 Cumartesi

ROMANYA GENEL ve FAYDALI BİLGİLER

                                                                                                                                AĞUSTOS 2017


      Romanya'da gezdiğim şehir ve bölgelerle ilgili yazılarımı daha önce paylaşmıştım. Burada Romanya'da dikkatimi çeken insan yaşamı ve bu ülkeye özgü bilgiler paylaşmak istiyorum.

     Başta şunu söylemeliyim ki Romen halkı, tarz anlamında bize çok benziyor. Çabuk sinirleniyorlar, trafikte aynı bizde olduğu gibi ağız dalaşı yapıyorlar, bazıları yardımsever, bazıları ise sert mizaçlı. Arkadaşım Vasile ile karşılaştığımızda, iki Türk dostun karşılaşması gibi nasıl oluyorsa aynen öyle olmuştu. Demek ki iki ülke arasında kültürel etkileşim varmış.


      Seyahat ettiğim ülkelerin hiç birinde buradaki kadar sigara içen görmedim. Abartı olacak ama hemen hemen sigara içmeyen kimse yok gibi. Kısa bir zaman öncesine kadar kapalı mekanlarda da sigara içiliyormuş ama şimdi yasak. Ünlü restoranları Caru Cu Bere'nin güzelim süslemeli tavanları, duvarları sigara dumanından resmen sarı olmuş (bunu Bükreş yazımda yazmıştım). Üstelik sigara fiyatları aynen bizdeki gibi çok yüksek. 


      Avrupa ve eski Sovyet ülkelerini gezerken adeta kıskançlık duyuyorum. Neden mi? Şehirlerde insanların hava almasına, spor yapmasına, çocukların eğlenmelerine imkan veren büyük büyük parkları bulunuyor. Ki bunlar şehrin merkezlerinde bulunuyor ama buradaki yeşili, ağaçları yok edip yerlerine AVM'ler, yüksek katlı rezidanslar yapmıyorlar. Büyük şehirlerimizde, örneğin İstanbul'da Gezi Park'ında yapılmak istenenleri ve yapılanları hatırladıkça, ülkem adına büyük üzüntüye kaplılıyorum. Romanya da bu konuda çok duyarlı bir ülke ve başkenti Bükreş'te bir çok park bulunuyor.


       Romanya'da hatırı sayılır miktarda Roman (Çingene) nüfusu da bulunuyor. Bunlar 4 kategori (kast) sistemi içinde bulunuyor:
      1-  Gabor ve Kalderash'lardan oluşan çingene gurubu. Bunlar safkan çingene ve yaşam kaliteleri yüksek olanlar. 2-  Khashtalo gurubu ise daha çok ahşap oymacılığı işiyle uğraşanlar. 3- Ev çingeneleri, bunlar da yerleşik düzene geçmiş olanlardan oluşuyor. 4- Çadır çingeneleri, bu kategoride olanlar genellikle, göçebe çingeneler. Son iki guruptaki çingeneleri ülkemizde de görüyoruz. Ama Romanlar Romanya'da oldukça büyük bir nüfusa sahip. Yukarıdaki resimde bir Gabor baba ve çocukları.

   






      Burada genellikle Roman genç kızlar pembe, kırmızı, orta yaşlılar yeşil, yaşlılar da bordo ve koyu yeşil giyiyor. Yukarıda resimlerini paylaştığım Romanları da gördük, sokakta dilenenlerini de.










       Romanya'ya gelip sadece Bükreş'i görmüşseniz, bence çok eksik bir iş yapmışsınız demektir. Kesinlikle Transilvanya turu bu ülkenin olmazsa olmazıdır. Transilvanya ile ilgili yazılarımı daha önce yazmıştım, okuyabilirsiniz.



      Ama burada da kısaca söz edeyim; Peleş Kalesi, Bran Kalesi (Namı diğer Kont Drakula'nın Şatosu),  Prejmer Kalesi, gibi tarihi yapılar, Bunlar ortaçağdan kalan tarihi birer miras Romanya'ya



        Braşov, Sighişiora, Targu Mureş, Sibiu gibi şehirler mutlaka görülmelidir. Bu şehirlerde de tarihin derinliklerine dalabilirsiniz.



        Özellikle Romanya köy yaşamında, modernlik ve gelenekselliği iç içe yaşamak için, Sibiel Köyü'nde kalınmalıdır.  


        Romanya'nın yüksek dağları Alplerin uzantısı Karpat Dağları'nın, Transalpina ve Transfagaraşan geçişlerini yapmak oradaki doğanın güzellikleri içinde bulunmak, dünyanın en güzel yolu seçilen Transfagaraşan'ın o dik ve kıvrımlı yolunda mutlaka araba sürmek !!!



         Yukarıda saydıklarımla birlikte, insanda uzay üssündeymiş hissi uyandıran, Turda Salina Tuz Madeni'nde bulunmadıysanız, Romanya'ya gittim dememelisiniz. Tabii ki Romanya'da benim gitmediğim başka güzel yerler de vardır elbette, ama ben gezdiklerimi ve yaşadıklarımı paylaşıyorum sadece.





      Şimdi faydalı bilgilere geçelim;

      VİZE :
      Kırmızı yani genel pasaport sahipleri için vize uygulaması bulunuyor. Diplomatik, hususi ve hizmet pasaportu sahipleri için 90 güne kadar olan turistik ziyaretlerde, vize almaları gerekmiyor.

      PARA :
      Romanya'nın para birimi Romen Leyi (Ron). Bizim orada bulunduğumuz dönemde, Türk Lirası ile karşılaştırması 1 ley = 0,82 TL idi ama kurlar sık sık değişebiliyor. 

      Pahalılık nasıl? sorusu sorulursa, Bükreş'in fiyatlarının İstanbul fiyatları olduğunu söyleyebilirim. Bizim ülkemizde fiyatlar bölge ve illere göre nasıl değişiyorsa, orada da durum aynı. Küçük şehirlerde fiyatlar, Bükreş'e göre daha makul.

      ULAŞIM ;
     Özellikle başkent Bükreş şehir içi yollar oldukça geniş. Ülke genelinde otoyollar daha yeni yeni inşa ediliyor bu nedenle şehirlerarası seyahatlerde dar yollar nedeniyle trafik sıkışıklığı yaşanıyor. Eğer Transilvanya'ya gidecekseniz, Bükreş çıkışındaki  yolların güzelliği sizi şaşırtmasın, çünkü Braşov yönünde bir süre sonra olacak sıkışıklık nedeniyle adeta çıldıracaksınız. 20 km. lik yolu 2 saat 30 dakikada geçtik ve o gün Bükreş - Braşov arasındaki sürat ortalamamız 30 km/saat. olmuştu.

     Bükreş'te bulunan metro, turistik mekanlara ulaşımda kolaylık sağlıyor.  Taksi fiyatları da oldukça makul, genellikle taksimetre kullanıyorlar ama belki taksimetrenin açılması için, uyarmanız gerekebilir.

      Şayet Transilvanya'ya gidecekseniz kiralık araç veya tren- otobüs gibi toplu taşıma araçları kullanabilirsiniz. Biz kiralık araç ile bunu gerçekleştirdik. Hem zamanı iyi değerlendirmek ve hem de bazı turistik mekanlara başka türlü ulaşma şansımız yoktu.

      Bu ülkedeki kadar hiç bir ülkede bisiklet sporuna bu kadar önem verildiğini görmedim. Transilvanya turumuz sırasında, binlerce bisikletçi gördük, kadınıyla erkeğiyle. Eğer bisiklet sporuyla ilgiliyseniz ve zamanınız yeterince varsa, Transilvanya'yı bisiklet ile de gezebilirsiniz.

    NE ZAMAN GİDİLİR :
     Romanya için en güzel ayların Haziran ve Eylül ayları olduğunu düşünüyorum. Biz Ağustos ayında Romanya'da bulunduk, özellikle Bükreş'te adeta kavrulduk. Ayrıca sanatsal etkinlikler, festivallerde Eylül ayında başlıyor bu nedenle de bu ay sanırım en güzel zaman. 

     YİYECEK - İÇECEK :
     Romanya'da Romen restoranlarının dışında başka ülke mutfaklarına sahip restoranlar da bulunuyor. Dünyanın her tarafında olduğu gibi, Romanya'da da Türk dönerciler bulunuyor. Eğer ki yemek konusunda sıkıntınız varsa burada bu manada sıkıntı yaşamazsınız. 

     Romanya'da denediğimiz Romen yemeklerinden bazıları;  
     

      Sarmale; Bizdeki lahana sarmasına benzeyen bir yemek ama farklı bir lezzeti var, bana sorarsanız bizimki daha güzel..)) Bunu Mamaliga ve kaymak ile servis ediyorlar. Mamaliga, polentadan yapılmış bir yemek, öğütülmüş mısırın püresi gibi bir şey. Yemekler genellikle bununla servis ediliyor. Romenler için vazgeçilmez görünüyor ama bize pek lezzetli gelmedi doğrusu.


       Bir çok yerde gördüğümüz yani sevilerek yenen bir tatlıları var adı Papanasi. Bizdeki lokmanın üzerine krem peynir ve yaban mersini reçeli konulmuş bir tatlı olarak düşünün. Yerken tokluk durumunuza göre yorumunuz farklı olabilir. 


      Sokaklarda da pişirilip satılan ilginç bir yiyecekleri var adı, Kürtőskalács, Kürtösh. Aslında Macar hamur işi olmasına karşın, burada pek seviliyor. Kömür ateşi üzerinde pişirilen bu kek üzerine, fındık, fıstik çikolata gibi yiyeceklerle lezetlendiriliyor. Biz de deniyoruz ve sıcakken güzel ancak soğumadan bitirmek gerekiyor, çünkü soğuyunca setleşiyor ve tadı kaçıyor.

      Transilvanya turu yapacaksanız, yolunuz üzerindeki dağlık bölgelerde ahududu, yaban mersini v.s. gibi yaban hayatı içindeki bitkilerden toplayıp tadına da bakabilirsiniz.

      Romanya'nın biraları hem güzel hem de ucuz. Farklı içme suları karın ağrısı yapabiliyor, iyi olanını deneyerek bulabilirsiniz.
      BARINMA :

      Bükreş'te eski şehir merkezinde veya yakınında bir otelde kalırsanız, buraları yürüyerek gezebilirsiniz. Ayrıca gece hayatının kalbi de zaten burası. Diğer şehirler zaten küçük şehirler olduğu için, genelde şehrin merkezindeki otel ve pansiyonlarda kalabilirsiniz, fiyatlar makul ölçülerde. Ancak Sibiel Köyünde bir pansiyonda mutlaka kalmalısınız.




                                                                                     İYİ SEYAHATLER

28 Eylül 2017 Perşembe

ROMANYA - TRANSFAGARAŞAN

                                                                                                          AĞUSTOS 2017

      Sibiu'dan yola çıkıyoruz hedefimiz ünlü Transfagaraşan yolu. Önce biraz bu yolun yapımından söz edeyim;


      Çavuşesku 1968 yılında Rusların Çekoslavakya'ya girmesinden sonra, ordunun rahat hareket edebilmesi için, ülkenin kuzey ve güneyini birbirine bu yolla bağlama çalışması başlatmış. 90 km. uzunluğundaki bu yol, 4,5 yıl süren bir çalışma sonunda 1974 yılında açılmış. Bu yol, Top Gear tarafından "Dünyanın En İyi Sürüş Yolu" olarak seçilmiş.


       Biz Sibiu tarafından geldiğimiz için, Sibiu'dan yaklaşık 40 km sonrasındaki, Cartişoara Köyü tarafından (Kuzey) girip, Faragaş Dağları'nı aşarak Piteşti'ye (Güney) iniyoruz. İstenirse tersi bir rota da izlenebiliyor. Transilvanya gezimizdeki rotamız gereği biz de Cartişoara tarafından geliyoruz. Cartişoara Köyü’nden Cuerta de Angeş‘e kadar olan güzergahın toplamı 115 km.

     
     






      Sayısız virajlarla dolu olan bu yolda, döne döne ilerlerken, nefis bir manzara eşliğinde, dereler, küçük şelaleler görünce zaman zaman durup burada dinlenip fotoğraf çekiliyoruz. Önceleri yeşilin her tonundan ağaçlarla kaplı olan bölgenin yerini, yükseldikçe oksijen azalması nedeniyle, sadece otla kaplı bir alan alıyor. Bu yol boyunca bazı yerlerde kamplara da rastlıyoruz.








     Transfagaraşan yolu Ekim ayından sonra, kış aylarında kapanıyor ve bizim orada bulunduğumuz dönemde (Ağustos) oldukça kalabalıktı. Tepeye yaklaştıkça ciddi bir trafik sıkışıklığı yaşıyoruz ama Cartişoara Köyünden itibaren, 35 km.lik bir sürüş sonunda 2034 m. deki zirveye varıyoruz.



      Bu arada bisikletçilerden ve motorsikletçilerden söz etmem gerekiyor. Romanyadaki gezimiz boyunca, her yerde bisiklet ve motorsiklet tutkusuna şahit oluyoruz. Düşünün böyle bir yolda bile sayısız bisikletçi zirve sevdasıyla pedal basıyor. Bu yol motorsikletçiler için kolay ama bisikletçileri gerçekten ayakta alkışlamak gerekiyor.

      Şimdi var mı bilmiyorum ama, benim gençliğimde" Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu " yapılırdı ve orada genellikle Romen bisikletçiler dereceye girerdi, demek ki sebebi buymuş.


     Zirvede ciddi anlamda otopark sorunu da yaşanıyor. Ama biz bir otoparkta bir yer bulup aracımızı park edip zirveyi gezmeye başlıyoruz. Zirvede bir buzul gölü bulunuyor, adı Balea Gölü. Bu gölün etrafında restoranlar bulunuyor, isterseniz bu restoranlarda, istersenin zirvedeki çeşitli dükkanlarda daha ucuz karnınızı doyurabiliyorsunuz.

     Bazen resimler ve fotoğraflar, anlatılan konuya, yazılanlardan çok daha anlam katar. Bu nedenle birkaç fotoğraf paylaşayım.




      Artık bu güzellikleri geride bırakıp, yolumuza devam etmeliyiz. Dönüşe başlayınca önce bir tünelden geçiyoruz ve daha sonra geldiğimizin tersine daha dik bir inişle karşılaşıyoruz. Burasının manzarası da bir ayrı güzel. Yol üzerinde yine şelalelere rastlıyoruz. Aşağıya inince büyük bir baraj gölünü de görüyoruz.
    



      Yolda ikircikliyiz, Arges tarafında bir gece kalsak mı yoksa Bükreş'e devam mı etsek. Yol üzerinde bir iki pansiyona uğruyoruz ama yer yok ve biz de Bükreş'e devam kararı veriyoruz. Hava karardıktan sonra Bükreş'e varıyoruz. Bükreş'i daha önce yazmıştım, burada iki gün daha geçiriyoruz ve ver elini Kiev..............

                           

                                                                                                 İYİ SEYAHATLER



25 Eylül 2017 Pazartesi

ROMANYA - SİBİU

                                                                                                                                       AĞUSTOS 2017

       Sibiel köyünden bugün yolumuz önce Sibiu'ya. Yaklaşık 20 km.lik bir yolculuktan sonra Sibiu şehrindeyiz.

       Sibiu kenti 12. yüzyılda Transilvanyalı Saksonlar olarak bilinen Alman yerleşimciler tarafından kurulmuş. Saksonların bu bölgeye gelmeleri konusunu daha önceki Sighişiora ve Braşov yazılarımda daha geniş yazmıştım, bu yüzden tekrarlamak istemiyorum.




      Şehre girince arabamızı park etmek için, epeyce bir tur atıyoruz. Nihayet eski şehir girişindeki otoparkta bir yer buluyoruz. Üst Şehir ( Upper Town ) bölgesindeki gezimize başlıyoruz. Burası rengarenk evleri ve arasındaki Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla oldukça şirin görünüyor. Yolun iki yanında kafeler ve çeşitli ürünler satılan dükkanlar bulunuyor. Bu yolda ilerlerken yol üzerinde müzik yapan gençleri de görüyoruz.


      Bu yoldan ilerliyoruz ve karşımıza Büyük Meydan (Piata Mare) çıkıyor. Burası yüzyıllarca kentin tahıl pazarı ve ticaret merkezi olarak kullanılmış. Şu anda da kentin en etkileyici yeri. Çevresini saran tarihi binalar, kiliseler ve kafeleriyle oldukça ilginç görünüyor.


       İşte bu meydandaki tarihi binalardan birisi Konsey Kulesi (Turnul Sfatului - Council Tower). Avram Iancu Caddesi'ndeki köşede eski belediye başkanının evi ve bu kule bulunuyor. 13. yüzyılda inşa edilen bu kule, Sibiu'nun etrafında inşa edilen kale duvarlarında bulunan iki kapıdan biri olarak kullanılmış. Yüzyıllar boyunca Konsey Kulesi bir tahıl deposu, yangın gözetleme kulesi, geçici hapishane ve hatta bir botanik müzesi olarak hizmet etmiş. En üst katta, bir gözlem güvertesi bulunuyor, önünde tarihi şehir ve Fagaras Dağları'nın kuşbakışı görüntüsü gözlenebiliyor.



        Meydanda Roma Katolik Kilisesi (Biserica Romano-Catolica) bulunuyor. Bu kilise, 1726-1738 yılları arasında inşa edilmiş. İç mekanı yenilenmiş, altın renkli duvarlı duvarlar ve renkli tavan freskleriyle güzel bir iç görünüme sahip.


           Brukenthal Sarayı (Palatul Brukental), bu saray1778 -1785 yılları arasında yapılmış. Şu anda ülkenin en iyi sanat müzelerinden biri olarak kullanılıyor. 16.-18. yüzyıl dini heykel ve ikonlarını, pulları ve sikkeleri ile etkileyici bir kütüphanesiyle güzel bir müze haline getirilmiş. Yıllar boyunca, koleksiyonlar satın almalar ve bağışlar yoluyla zenginleştirilmiş. 




       Büyük Meydan'dan, Küçük Meydan'a (Piata Mica) gelmek için Konsey Kulesi'nin kemerlerinin altındaki iki tünelden birinin içinden geçiyoruz. Burası küçük bir meydan ve şimdi küçük dükkanlar, kafeler ile çevrilmiş durumda. Burada sokak satıcıları da bulunuyor. Resimdeki kızın mangalda pişirdiği Kürtösh isimli bir kek. Bundan da alıp deniyoruz lezzetli ancak soğuyunca aynı lezzeti kalmıyor.









     Bu küçük meydanın kenarında kentin alt bölümüyle, üst bölümünü birleştiren yol ve merdivenler bulunuyor. Derinde kalan bu yolu üstünden  geçmek için yapılmış köprünün adı,Yalanlar Köprüsü (Podul Minciunilor). Bu köprü1859 yılında Fredericus Hutte tarafından yaptırılmış Romanya'nın ilk dövme demir köprüsü.














     Bu köprünün altından geçen ve kentin alt bölümüyle üst bölümünü birleştiren yolun adı Merdiven Pasajı (Pasajul Scarilor). Kentin alt bölümü daha fakir ve bir üretim bölgesiyken, üst bölüm ise daha zengin ve ticaret merkezi durumundaymuş.


          Yolumuz üzerinde Huet Meydanı (Piata Huet) bulunuyor. Meydanda da Evanjelist Katedral - Biserica Evanghelica var. Beş sivri kulesi bulunan bu etkileyici yapı, 1520'de eski bir Roma bazilikası üstüne yapılmış. 1914 yılında altı bine yakın boru takılarak yapılan org, Romanya'nın en büyük kilise orguymuş.


 

       Kilisenin ön kısmında bazı gençlerin el sanatlarıyla ilgili çalışmalarına şahit oluyoruz. Bir kısmı ahşap, bir kısmı da demirden çeşitli ürünler üretiyorlardı. Romanya yazılarımda özellikle Saksonların zanaatkarlığa verdikleri önemi anlatmıştım. İşte bu gençler de onlardan örnekler sergiliyorlar. Resimde sıcak demircilik yapan iki genç.

     Aşağı şehir, kentin nehir ile tepe arasındaki alanda ve eski sur duvarlarının dışında kalıyor. Sokakları ve mimarisiyle oldukça ilginç görünüyor.






     Sibiu'daki bulunma süresi içinde sadece bir müzeyi gezebiliyoruz o da tarih müzesi. Müzenin bölümlerine göre farklı ücret uygulamaları var. Biz genel içeri giriş bileti alıyoruz. İçeriye girerken görevli, adeta bir asker gibi davranıyor ve işaretlerle hangi bölümlere gireceğimizi gösteriyor. Buradaki görevliler çok ciddi ve çok büyük bir iş yaptıklarını düşünüyorlar sanırım. ))

     Aslında bu müzeye girmemekle birşey kaybetmezmişiz doğrusu. Bizim girdiğimiz bölümlerde öyle ahım şahım bir şey de yoktu.









     Buraya ayırdığımız zamanın sonuna geldik, şimdi bir an önce yola çıkıp Transfagaraşan'a ulaşmalıyız.



                                                                                           İYİ SEYAHATLER


















23 Eylül 2017 Cumartesi

ROMANYA - TRANSALPİNA - SİBİEL KÖYÜ

                                                                                                                                    AĞUSTOS 2017 



      TRANSALPİNA :  

      Viscri'de fotoğrafımı çeken Romen kadının önerisi olan Transalpina'yı görmek için Sebeş şehrine yakın yol üzerindeki bir otelde kalmaya karar veriyoruz. Sabah kahvaltısını takiben Transalpina'ya doğru yola çıkıyoruz.


      Yol bir gidiş, bir dönüş olmasına rağmen oldukça kaliteli yapılmış. Kilometrelerce uzanan bir vadide yol alıyoruz. Sebeş ile Transalpina arasındaki mesafe 110 km. Her taraf ormanlık ve yeşilin her tonunu görüyoruz. Zaman zaman yol kenarında durup, bu güzel manzaraların resmini çekiyoruz. Dağlardan gelen küçük derelerdeki küçük şelalelerde de mola vererek, hem serinliyor hem de tertemiz doğa havasını tenefüs ediyoruz. Günlerce yerleşimlerde yaptığımız gezilerde hava sıcaklığında çok şikayetimiz vardı ama buradaki serin hava bize oldukça iyi geliyor.


      Yolumuz üzerinde bir baraj bulunuyor. Burada aracımızdan inerek o güzelim manzaraları izliyoruz. Ama dikkatimizi çeken bir şey var burada suyun rengi resmen siyah ve bunun nedenini öğrenemiyoruz. Bunun çevre kirliliğinden olması da mümkün değil, çünkü çevrede büyük yerleşimler bulunmuyor. Sanırım doğa yapısından kaynaklanan bir durum.


      Burası gerçekten çok güzel bir bölge, burada az sayıda da olsa oteller bulunuyor. Daha ziyade bungalov tipi barınma yerleri yapmışlar ve doğayla daha bir uyum içinde bu görüntü. İnsanlar buraya hem dağ havası almak hem de dinlenmek için çadır da kuruyorlar. Oldukça çok sayıda çadır kamp alanları görüyoruz.


       Yolda ilerlerken bazı insanların birşeyler topladığını görüyoruz. Biz de inip bakıyoruz, toplananlar yaban mersini ve biz de bir miktar topluyoruz o yaban mersinlerinden. Ama bunlar o kadar küçük ki, toplamakla başa çıkılacak gibi değil. Daha sonra yol üzerinde yaban mersini, ahududu gibi yaban meyveleri satan satıcılar görüyoruz ve birinden bir miktar yaban mersini alıp yiyoruz, oldukça lezzetliydiler. Ayrıca yol üzerinde yabani mantar satanlar da bulunuyor.


      Büyükçe bir meydana varıyoruz burada kafeler, dükkanlar vs. bulunuyor. Buradaki kafelerden birinde oturup yemek yiyoruz. Nurşen alabalık yerken ben de çorba içiyorum. Garsondan mantar ile ilgili bir yemekleri olup olmadığını soruyorum, olmadığını söylüyor. Ne kadar ilginç, mantarın bu kadar bol olduğu bir yerde, mantar ile ilgili bir yemek yok. Oysa böyle bir yemeği denemek isterdik.



      Yemekten sonra artık dağın en üst noktasına gitme zamanı. Bir süre virajlı ve dik yolda ilerliyoruz. Artık ağaç olmayan otlarla kaplı bir bölgedeyiz. Döne döne ilerleyip sonunda dağın en üst noktasına ulaşıyoruz. Burada hediyelik eşya dükkanları, yiyecek satılan dükkanlar bulunuyor. Büyükçe bir kazandaki Gulaş güzel görünüyor ama karnımız tok. Burayı daha önceden bilseydik, tercihimiz burada Gulaş yemek olurdu. Karın tokluğumuza rağmen gözümüze güzel gelen mangalda mısırı yemeden geçemedik.


       Sabahtan beri hayalim işte o dağın tepesinde oturup bira içmekti. Marketten biralarımız alıyor ve içiyoruz böylelikle hayalimi de gerçekleştirmiş oluyorum.

       Bize burayı öneren Romen kadına da gıyabında teşekkürlerimizi sunuyorum.

       E artık dönüş zamanı, yine Sebeş'e varıp oradan Sibiel Köyü'ne hava kararmadan varmamız gerekiyor.

      SİBİEL KÖYÜ :

      Bu kez Sebeş'e varmadan bir yol ayrımına geliyoruz, orada otoyol işareti görüyoruz ve o istikamette ilerleyip, otoyola varıyoruz. Bir derin oh çekiyoruz çünkü günlerdir o daracık ve trafiği sıkışık yollarda araba sürmekten gına gelmişti doğrusu. Bu arada hatırlatayım, otoyollar ücretsiz.


     Sibiel köyüne hava kararmak üzereyken varıyoruz. Burası için de daha önceden bir rezervasyon yaptırmamıştım. Burada çok sayıda pansiyon bulunmakta ama birkaç tanesine uğruyoruz, kapıyı açan yok. Yine bir tanesinin kapısını çalıyoruz ama yine ses yok. Tam o sırada yoldan geçen bir Romen kadın geliyor ve bize kapıyı açıyor, işletmeci içeride uyuyormuş. İşletmeci pansiyonun dolu olduğunu söylüyor. Bize kapıyı açan kadın kendisini takibetmemizi istiyor ve başka bir pansiyona götürüyor. O pansiyonda yer var ve beğendiğimiz bir odaya yarleşiyoruz.


      Pansiyonun (Pensiunea Flori Tel: 0743 329 332) işletmecisi kadın ile oğlunun tercümanlığında, bir gece oda, akşam yemeği, sabah kahvaltısı ( 100+80+40=220 Ley'e anlaşıyoruz. Bazı giysilerimizi de yıkamaya veriyoruz, yani bir makinalık, o da (20 Ley). Pansiyon geniş bir bahçe içinde bulunuyor ve tertemiz. İşletmeciler bir karı, koca ve oğul hepsi de güleryüzlü ama biraz çekingen duruyorlar. Belki de misafirlere rahatsızlık veriririz endişesi taşıyorlar.


       Varışımızdan bir saat sonra akşam yemeği için iniyoruz. Bir masada orada tanıştığımız bir Fransız aile ( Baba, Anne ve yetişkin erkek çocuk) oturuyor. Onlarla sohbet ederken önce kendi ürünleri olan sebzeli lazanya ve şarap ve ardından yine kendi ürünleri olan elma rakısı ile rosto - püre servis ediyorlar. Ya bu yemekler ve içkiler bu kadar mı güzel ve lezzetli olurlar.

      Yemekleri yerken ve sınırsız içkilerimizi yudumlarken bu Fransız aile ile hem seyahatler, hem özel hayatlarımız ve  hem de siyaset sohbeti yapıyoruz. Zevkli ve güzel geçen bu yemeğin sonunda içinde reçel bulunan krep ikramı yapılıyor.




      O gece harika bir uyku çekiyoruz. Şehirde yaşıyor olmamız nedeniyle çok uzun zamandır horoz sesiyle uyanmamıştık, bu gün onların sesiyle uyanıyoruz. Sabah kahvaltımızda da yine çeşit çeşit yiyecekler. Kendi ürünleri olan peynirler, reçeller ve çörekler ikram ediyorlar. Bir şey söyleyeyim mi? Gerçekten tüm Romanya'daki gezimizde diğer yerlerdeki lezzetler, burada yediklerimizin yanında solda sıfır kalır. Sabah son fincan çayımı bahçedeki salıncakta içiyorum.











      Bugün sırada Sibiu ve Transfagaraşan var ama oraya gitmeden önce köyü şöyle bir dolaşıyoruz. Hepsi mükemmel ve modern köy evlerine karşın hala at arabası kullanmaları dikkatimizi çekiyor. Hatta köyün belli yerlerinde faaliyette bulunan su kuyuları da var.











        Gittiğim ülkelerde çocuk ve gençlerle fotoğraf çekilme geleneğimiz bu delikanlıyla gerçekleştiriyorum Romanya'da.


         Şimdi yolumuz Sibiu'ya orada görüşmek üzere....


                                                                                         İYİ SEYAHATLER