KOSOVA - PRİZREN

MUHTELİF TARİHLERDE           

"ATA TOPRAKLARINDA" başlıklı yazımızda, Kosova hakkında genel bir değerlendirme yapmıştım. Şimdi sırasıyla Kosova'nın önemli merkezlerini anlatmaya ve tanıtmaya başlayalım. Öncelikle, orada yaşayan akrabalarımızın olması nedeniyle Prizren'den başlamak istiyorum.

ATA TOPRAKLARINDA yazımı okumak için tıklayınız...

       
Prizren, camileri, hamamları, tekkeleri, eski çarşısı, içinden geçen nehrin üzerine yapılmış taş köprüsüyle, tipik bir Osmanlı kenti. Bilindiği gibi, Kosova 1. Murat tarafından fethedilmiş. Tarihsel gelişimi için Bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Prizren. Ben size buradaki yaşadıklarımı, gördüklerimi anlatmak istiyorum.

Çok uzun yıllar Osmanlının yönetiminde kalması nedeniyle olsa gerek orada hala o hava hakim. Burada Osmanlı izlerini çokça görebiliyoruz ve en önemlisi, kiminle Türkçe konuşsanız hemen herkes, Türkçe cevap veriyor.


Prizren'in merkezi Şadırvan Meydanı. Burada sürekli suyu akan bir şadırvan, bir meydan ve meydanı çevreleyen kafeteryalar, restoranlar, börekçilerden oluşuyor. Kentin gençleri ve dışarıdan gelen turistler burada dinlenip eğleniyorlar. 


Şadırvandan taş köprüye ilerlerken solda Sinan Paşa Camisini bulunuyor. 1657 yılında dönemim Bosna Valisi Sufi Sinan Paşa tarafından yaptırılmış. Bu cami kentteki en yüksek minareye sahip. Bir süre Doğu Dillerinde El Yazma Eserleri Müzesi olarak ta kullanılmış. Bu cami bir süre restorasyon gördü, şimdi daha bakımlı oldu.


Yaz kış içinden su akan nehrin üzerindeki kemerli Taş Köprü de Prizren'in sembolü niteliğinde. Taş Köprünün ilk inşası 16. yüzyıl başlarında yapıldığı biliniyor. 1979 yılındaki sel felaketinde yıkılınca, 1982 yılındaaslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş.

   Prizren'de yaşayan akraba çocukları ile ;









Burada yine Osmanlı izlerinden biri, Gazi Mehmet Paşa Hamamı bulunuyor. Bu hamam da yine 16. yüzyılda yapılmış. Çift kubbeli bu hamam, kadın ve erkeklere ayrılmış iki bölümden oluşuyor. Burası şimdi sanat galerisi olarak kullanılıyor.


İleride eski çarşı bulunuyor, burada çeşitli ürün satan dükkanlar var. En ilginci geleneksel kına gece ve düğün kıyafetleri satan dükkanlar. Yöresel  bir kına gecesi ve düğünü de "KOSOVA - BİR DÜĞÜN" yazımda anlatmıştım.

KOSOVA - BİR DÜĞÜN yazımı okumak için tıklayınız.....


Prizren Kalesi'ne çıkıp, Prizren'i kuş bakışı seyrediyoruz. Ancak dik bir çıkışı olduğu için biraz zorlu. Bizim inişimiz sırasında, kaleye doğru çıkan iki gençten birisi, nefes nefes bir haldeyken beni görünce " Ula amca nasıl çıktın sen buraya" deyince epey gülüşmüştük.

Bu kale orta çağdan kalma bir kale, Osmanlı döneminde de kullanılmış ve tarihsel süreç içinde çeşitli eklemeler yapılmış.


 Prizren'e akşam karanlığı çökerken kentin manzarası da bir başka güzel.


Kaleden kente doğru inerken yol üzerinde Sırp Ortodoks Kilisesi bulunuyor. Bu kilise de 2004 yılındaki iç savaş sürecinde, Kosova'da bir çok cami gibi nasibini almış ve ağır hasara uğramış. Restorasyon çalışmaları devam eden bu kilise kapalı olduğu için sadece dışarıdan görüntüleyebiliyoruz.



Prizren Çarşısının dar sokakları arasında bir Halveti Tekkesi bulunuyor. 350 yıldan fazla bir süredir korunan bu tekke, Kosova'da Halveti Tarikatının merkezi konumunda bulunuyor. Bu tarikat, Pir Osman Baba tarafından kurulmuş. Bu yapı içerisinde, türbe, konut, dua odaları ve semahane bölümleri bulunuyor. Tekke, Saraçhane Camisi ile aynı avluyu paylaşıyor ve avluda güzel bir çeşme de bulunuyor.


Tekkeye girip fotoğraf çekiyoruz bu sırada şeyhin oturduğu yere oturup fotoğraf çekilmek istiyorum ama görevli buna izin vermiyor.

Arnavutluk'ta ve Kosova'da farklı tarikatlara ait çok sayıda tekke bulunuyor. (Bu konuyu ileride geniş olarak yazacağım.)


Yine şadırvana yakın mesafede Saint George Kilisesi. Bu kilise 16. yüzyılda yapılmış, iç savaş sırasında yakılmış ancak 2010 yılında tekrar restore edilmiş olan bir kilise.

Osmanlı'nın 1455 te Prizren'e girmelerini takiben yaptırılan ve ilk Osmanlı mimari örneği olan, Namazgah'ta görülmesi gereken yerlerden biri. Halk arasında Kırık Camisi olarak adlandırılan Namazgah, Fatih Sultan Mehmet'in kente gelmesinde önce inşa edilmiş. Yugoslavya dönemimde oldukça bakısmsız kalmış olan Namazgah, KFOR'da yer alan Türk Taburu tarafından onarılmış.


Namazgahın hemen karşısında bulunan otobüs terminalinden , Kosova'nın her şehrine ucuz bir şekilde ulaşmak mümkün. Ayrıca, Tiran ve Üsküp gibi komşu ülkelerin kentlerine de bu terminalden ulaşılabiliniyor.

Kosova, fakir bir ülke ve işsizlik diz boyu. Doğru dürüst bir fabrikası yok, insanlar kısmen esnaflıktan, kısmen topraktan, kısmen de yeni yeni başlayan inşa sürecinde, inşaat işlerinden geçimlerini sağlıyorlar. Kosova vatandaşları yurtdışında çoğunlukla da Almanya'da çalışıyor ailelerinin geçimlerini sağlıyor ve Kosova'ya yatırım yapıyorlar.  Almanya da buraya bazı yatırımlar yapıyor ve Kosovalılara iş imkanı sağlanıyor.

(Not: Bu yazıyı yazmamın üzerinden oldukça büyük bir zaman dilimi geçti. En son gittiğim Ağustos - 2018'de Kosova'nın giderek geliştiğini gözlemlerim ve bu da beni oldukça mutlu etti.)
   
NE YENİR?  NE İÇİLİR?


Genelde Kosova'nın köfteleri meşhur yiyecek olarak, kapısında "Qebaptore" yazan köftecilere girdiğinizde size kaç tane köfte istiyorsunuz diye soruyorlar, bizdeki porsiyon usulü orada yok. İstediğiniz kadar sipariş edip, o lezzetli köftenin tadına varıyorsunuz. Tabii ki sadece köfte değil, lezzetli etlerden yapılan ızgaralar da bir harika. Her türlü yiyeceği bulabileceğiniz, içinize sinerek yiyebileceğiniz bir yer Prizren. Yurtdışına yaptığım gezilerde beni en çok düşündüren yemek  konusu olmuştur hep. Bir yere oturuyorsunuz, önünüze bir menü getiriyorlar, bakıyorsunuz içinde bilmem ne sosu var. Bu sos acımıdır, tatlımıdır, ekşimidir eğer bilmiyorsanız alın size sürpriz bir yemek. Ama burada öyle bir sıkıntı kesinlikle yok.


Kosova'ya gidipte böreğinin tadına bakmadan dönmenizi asla dönülmez. Kıymalısı, peynirlisi, patateslisi var ama ben en çok kıymalı olanını beğendim. Herkesin farklı tercihleri tabii ki olabilir. Üstelik Kosova'daki herşeyde olduğu gibi, yiyecekler de çok ucuz. Her ülkede böyle ucuz, zamanlar oluyor, ama bir süre sonra gelişimleriyle bağlı olarak fiyatlar çok artıyor. En güzel örnek eski doğu bloku ülkeleri, değişim süreci başlangıcında fiyatlar çok ucuzdu ama şimdi Avrupayı geçti. Eğer Kosova'ya gitme planınız varsa elinizi çabuk tutun, çünkü Kosova hızlı bir gelişim içinde. 




      Bu lezzetli yiyeceklerden sonra bir kafede Machiato kahvesi ve Trileçe'nin tadını mutlaka denemek gerekiyor. Ben Trileçenin adını baya zor öğrendim, akraba çocuklarına "Ya sizin burada bir tatlı varmış adı kraliçemiymiş neymiş" değimde bana çok gülmüşlerdi. İşte o Trileçe ve Machiato olmazsa olmaz ikili. Trileçe, çok hafif, sütlü bir tatlı, üç çeşit sütün karışımıyla yapılıyor. Altta süt içinde yüzen bir kek, üstte karamelden oluşuyor.




Eğer memleket hasreti deyip de canınız Türk çayı içmek isterse, Sinan Paşa Camisinin yanındaki hafif rampa yola dönünce sağda küçük bir kahve var sahibi adı Sabri. Orada çaylarını fiyatı içtiğiniz bardak sayısına göre, içtikçe ucuzluyor, böyle bir ilginç uygulaması var Sabri'nin.


Vefatından iki yıl önce de annemi köklerinin yaşadığı Kosova'ya götürmüştüm. Hayatında ilk kez Kosova'da bulunmuş ve çok mutlu olmuştu. Sevgiyle anıyorum anneciğimi.

Kosova Türklere vize uygulamıyor ama havaalanında veya sınırda, her yerde olduğu gibi gıcık ve işgüzar bir görevliye denk gelirseniz şecerenizi dahi sorabilir.


GJAKOVA (YAKOVA) yazımı okumak için tıklayınız....


İYİ SEYAHATLER

Hiç yorum yok: