ARNAVUTLUK - KRUJE (AKÇAHİSAR)

 KRUJE   (AKÇAHİSAR)


   
          Kruje, Tiran'ın kuzeyinde 20-55 km mesafede , yüksekte Adriyatik'e bakan şirin, küçük bir şehir. Şehir sırtını yüksek bir dağa yaslamış.  Çevresi sarp kayalıklardan oluşan bir kalesi ve içinde gözetleme kulesi, kalenin içinde Osmanlı mimarisiyle yapılmış bir kaç bina ile bir de müzesi var. Kalenin içindeki, Skenderbeg Müzesi, yine bir tarih müzesi. Arnavut'ların Osmanlı'ya  karşı verdiği mücadeleyi anlatan resim ve rölyeflerden oluşmuş, savaş süreci ve Osmanlıların ilerlemelerini gösteren haritalardan oluşuyor.


      

   

    Skanderbeg, mücadelesinin merkezi olarak bu kaleyi kullanmış. Taksi şöförü, Skanderbeg'in gözetleme kulesine çıkarak çevreyi buradan kontrol ettiğini anlatıyor bana. 












        Osmanlılar burayı 1478 yılında 4. kuşatmadan sonra ele geçirebilmiş. Müzedeki belgeler,  burada mücadelenin, savaşın  ne kadar büyük olduğunu çok güzel anlatıyor. 1906 da başlayan isyan hareketi , 1912 de Arnavutluk'un bağımsızlığıyla sonuçlanmış.




      
     Turistik bir yer olması nedeniyle oldukça çok sayıda restoran, kafe ve turistik eşya satan dükkanlar var. Buradan hatıra eşyalar almak mümkün , özellikle ev yapımı şarap ve rakıları denemeye değer. 













     Yol üzerinde turistik eşya satan birinden üzerinde Enver Hoca resmi bulunan bir fincan aldım ve Enver Hoca'yı sevdiğimi söyledim. O da bana birisini göstererek, burada sadece onu seven bu adam kaldı dedi ve çağırarak tanıştırdı.









    

      Kruje sokaklarında bir gezinti yaptıktan sonra tekrar taksimize binip, Tiran'a geri döndük. Taksi şöförü, otobüslerin çok yerde durduğunu bu nedenle minibüse binmemin daha iyi olacağını söyledi. Tiran'dan bir minübüse binerek Berat'a doğru yola çıktık. Arnavutluk'ta yollar pek iyi değil, bir hayli sarsılarak Berat'a vardık. Devamı Berat yazımızda..                                                                                                        
                                                      



                                                               
                                                                                            Kaleden şehrin görünümü 

                                                                                                İYİ SEYAHATLER

2 yorum:

Ergun Zoga dedi ki...

Sayın Yavaş,

Sizi, yazılarınızdan zevk alarak izliyorum, önemli bir görev ya da hizmet yapmakta olduğunuz için ayrıca kutlamak isterim. Bu türlü çabalar,ne yazık ki; toplumumuzda çok az. Bu bakımdan da gerçekten takdire şayan. Fotoğrafınızdaki Tiran İskender Bey meydanı çok eskilerde kaldı kullandığınız fotoğraf insana yanlış intiba veriyor keşke güncelleştirebilseniz.

Yazılarınızdan algıladığıma göre son derece özgür bir kişilik yapısına sahipsiniz ve çok kişiye nasip olmayacak kadar da Gezgincilik ruh ve olanaklarına sahipsiniz; ayrıca paylaşımcılığınız son derece değerli bir özellik. Ancak bütün bu güzel niteliklere sahip bir insanın, Enver Hoca gibi bir kişiyi nasıl olup da sevebileceğini 82 yaşında oldukça dünya görmüş bir kişi olarak anlamakta gerçekten zorlandım.Gerçi başlangıçta Faşist İtalyan ve Alman kuvvetlerine karşı gösterdiği çabalar, ülke ve insanını düşman yönetimlerine karşı yaptığı faliyetler elbette inkâr edilemez. Ama savaş sonrasındaki yaklaşık 40 yıllık idaresinin nitelikleri insanlık ideali için utanç verici olmaktan kurtulamamıştır

Enver Hocanın, kamuflajlı kişiliğinin görüntüsünün altını keşke aralayabilseniz.

Örneğin kendi eseri imiş gibi lanse ettiği birçok köprü ve yolun 1934'lerde zamanın kralı tarafından yaptırıldığını vatandaşlardan hep gizlemiştir. Serbest dolaşım özgürlüğü de olmadığı için inandırmada başarılı olmuştur. İskender Bey Meydanına açılan caddenin sağ ve solunda yer alan sarı renkli binaların tümünün inşası Kral ZOG I zamanına ait olduğu pek açıklanmaz.. Enver Hoca'ya ait sizinde belirttiğiniz milyon adet geri zeka mahsulü koruganlar dışında pek eser yoktur. Keşke DURRES'a gidip Enver Hoca ve arkadaşlarının yazlık olarak kullandıkları vatandaşlara yasak sık ağaçlıklı yeri de görseydiniz. Keşke Enver Hocanın Gizli Mahkemelerine ait yerlerde yapılan Muhakemeleri anlatan işkence mahallerine ilişkin Videoları seyretmiş olsaydınız. En yakın Arkadaşı Mehmet Şeyhu'nun nasıl öldürüldüğünü araştırsaydınız. Keşke binlerce beton yığınına gömdüğü paralarla neler yapılabileceğini hesap etseydiniz. Kısaca rahatsız bir psikolojinin hakim olduğu bir kafa yapısının yurttaşlarına neler kaybettirdiğini düşünseydiniz.
Belki o zaman fotoğraflarındaki güleç adamın yüzündeki maskenin altını görebilirsiniz. Saygılarımla Ergun Zoga

Malik Yavaş dedi ki...

Sayın Zoga:
Yazılarımı okuduğunuz ve yorumunuz için öncelikle teşekkür ediyorum. Ayrıca yorumunuzu yeni gördüğüm için ve geç yayınladığım için de özür dilerim. Böyle değerli yorumlara herkesin her zaman ihtiyacı vardır.
Enver Hoca ile ilgili değerlendirmemin elbette eksikleri ve hataları vardır ve kabul ediyorum. Öğrenci gençliğim döneminde (70'li yıllar), elbette taraflı da olabilir, okuduğum Enver Hoca değerlendirmelerinden etkilendim. Ancak ölümünden sonra, Arnavutların ülkelerinden kaçarken, İtalyan limanlarında enterne edilmesi beni oldukça etkiledi ve sorgulamaya başladım. İnsanlar ferah, huzur ve mutluluğu yaşadıkları bir ortamı niye terk etsinler? diye. Enver Hoca'nın liderliğini ve uyguladığı "sosyalizm"i sorgulamaya başladım.Belki de bu durum benim hayallerimi yıkan ve dünyaya bakışımı değiştiren en önemli noktalardan biri bu olmuştur.
Yazılarımda sizin de gördünüz gibi oldukça objektif olmak istiyorum ama bazen duygusallığımı da yansıtıyorum elbette. Buradaki yazımda sadece Enver Hoca'yı sevdiğimi yazmıştım ki Arnavutların da tepkisini ölçmek istedim. Ama takdir edersiniz ki kısa süren bir seyahatte yaşanılanları, bulunduğunuz ülkedeki, sosyal, siyasi, ekonomik yapıyı derinlemesine anlatmak mümkün olmuyor. Dolayısıyla bir çok eksiğin yanında, hatalı yazı ve yorumlar da olabiliyor. Sizin gibi değerli insanların yorumları bu yazılara büyük katkı sağlıyor. Bu nedenle de çok teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum.