ARNAVUTLUK - VLORA





      Berat'tan bir minibüse binerek , Vlora'ya doğru yola çıktım.  Önce çok kötü bir yoldan Fier'e vardık. Yol üzerinde çok sayıda Petrol kuyuları gördüm  ama  sanırım bunlar çok eski ve kullanım dışı kalmış. 



       Arnavutluk'ta çok sayıda bunkerler (koruganlar) dikkatimi  çekti. Daha sonra öğrendime göre  sayısı 6.000.000 tane imiş ve Enver hoca döneminde dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı önlem olması amacıyla yaptırılmış. Nüfusun da bu arada 2.000.000 kişi olduğunu söylememiz gerek. Bu bunkerler içine 2 kişi alabilecek boyutta ve Arnavutluk'un her tarafına dağılmış vaziyette inşa edilmiş, yönleri Adriyatik'e doğru bakıyor.





                                                                        
      
  

   
         Fier'den tekrar başka bir otobüse binerek Vlora'ya vardım. Burası Adriyatik kıyısında güzel bir şehir. Tam bir tatil kenti. Plansız gitmem nedeniyle , taksiyle giderken yol üzerinde bir otelin önünde durup , otele giriş yaptım. Otelden deniz manzarası bir harikaydı. 






     
   

 

       Vlora ( Avlonya ), Arnavutluk'un en eski şehirlerinden ve bir liman şehri. Körfez girişin de de Sazan adası bulunuyor, bu ada geldiğim gün yanmaya başlamıştı ama hiç müdahale yapılmadı uzunca bir süre sonra kendi kendine söndü.












      Vlora ,1912 de Osmanlıdan bağımsızlığını ilk ilan eden Arnavut şehri ünvanına sahip. İsmail Kemali Balkan savaşları sırasında, Osmanlının güç kaybetmesiyle,Vlora'nın bağımsızlığını ilan etti. Orada bulunduğum dönemde İsmail Kemali adına yapılmış müze restorasyon çalışmaları nedeniyle kapalıydı gezemedim.








          


    


     O gece otelin restaurantında balık -rakı yapmak istedim. Dil konusu burada gerçekten büyük sorun. Menüde taze veya pişirilmiş sebze yazıyordu. Ben salata istedim , onlar kabak ve patlıcanları doğrayıp bir tabağa koyup getirmişler. Derdimi anlatmaya çalışırken bir bayan geldi ve düzgün bir İngilizce ile yardımcı olabileceğini söyledi. Ben de ona yeşil salata istediğimi söyledim . O da onlara anlatırken, ben Türkçe bir şeyler söylemişim ki, o bayan dönüp" Türk'müsünüz? " dedi. Kendimi tanıttım, o da kendini tanıttı. Adı Meral eşinin adı Valon.  Eşiyle Almanya'da çalışan bir Arnavut kızıymış, tatil için gelmişler buraya. Babası önce Prizren'den, Türkiye'ye göç etmiş, sonra tekrar geri dönüp Almanya'da yaşamaya başlamış. Evlerinde hep Türkçe konuşulmuş, o yüzden iyi biliyordu Türkçe'yi. Bu arada levrek balığı sipariş ettim, çupra geldi.. Ama gerçekten de çok güzel bir çupraydı. Yerel rakısını da deneyerek akşam yemeğimi tamamladım. 


      
         Adriyatik gerçekten pırıl pırıl bir deniz. Derinlikler bile gözle görülüyor. Sabah kahvaltıdan sonra denize girip eşyalarımı toplamaya başlayacaktım. Tiran'da, Prizren otobüsüne yetişmem gerekiyordu. O aile ( Meral ve Valon ) de Prizren'e gidiyormuş, bana beraber gitmeyi teklif ettiler. Böyle bir teklife kim hayır diyebilirdi ki, memnuniyetle kabul ettim. Güzel sohbetlerle dolu olan yolculuktan sonra Prizren'e vardık. 








          Ertesi gün Prishtina Adem Jashari havaalanına gidip Türkiye'ye döndüm.
         
                                                     Otelin Plajında


  

Kosova' daki akraba çocukları ile


                                                                         DİKKAT



                      1- Arnavutluk Türk'lere vize uygulamıyor.


                      2- Arnavutluk'ta tatil yapmak , diğer Adriyatik ülkelerine göre daha ucuz.


                      3- Dil sorunu ile karşılaşabilirsiniz.


                      4- Yolları kötü ve buna rağmen Arnavutlar çok hızlı araç kullanıyorlar. Kiralık araç düşünürseniz, bir daha düşünün.


                       

                   Ayrıca , bu gezimin amatör kameramla yaptığım çekimin kısa filmini de aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
                                             http://www.youtube.com/watch?v=tZMGUeMP-Kk

Hiç yorum yok: