MISIR - LUXOR

                                                                                                                                         MAYIS - 1993 
            
     
        EN BÜYÜK MEDENİYETLERDEN BİRİNDEN GERİYE KALANLAR;

        Mısır'a 1993 yılında eşimle, İstanbul - Kahire - Luxor - Aswan - Kahireİstanbul güzergahını takiben gittik. Kahire havaalanına indiğimizde, Luxor'a gitmek için transit yolcu salonunda beklerken, cam bölmenin dışında bulunan Mısırlı erkeklerin bizlere sanki uzaydan gelen yaratıklarmışız gibi bakışları beni çok şaşırtmıştı. Neredeyse izdiham yaşanıyordu cam bölmenin arkasında.
        Aslında koskoca bir medeniyeti yaşamış bir ülkeyi anlatmak bu küçük yazı sınırlarının çok ötesinde, ancak biz özetlemeye çalışacağız genel ve önemli gördüklerimizi.





         İç hat seferiyle Kahire'den, Luxor'a uçtuk. Havaalanından transferle Nil nehri üzerinde 4 gün boyunca Luxor'dan, Aswan'a seyahat edeceğimiz otel gemimize ulaştık. Yanyana dizilmiş gemilerden geçerken ağır baharat kokuları rahatsız ediciydi. Hele birinde o kadar çoktu ki, inşallah bu gemide kalmayız diye dua ettik doğrusu. Neyse ki gemimizde o denli rahatsız edici bir durum yoktu.






          Önce biraz gemiden söz edeyim; Gemi bir otel gemi olarak inşa edilmiş. Banyolu odaları, geniş yemek salonları, çevreyi izlemeye uygun güvertesi ve güvertede spor aletleri olan bir gemi. Genelde gece boyunca uzun mesafeli yolculuklar ve gündüzleri ise Nil nehri boyunca o büyük medeniyetin yaşandığı yerlere ziyaretler yapılıyor. Genelde yemekler gemide yeniyor. Garsonlar erkeklere içki servisi yaparken, bir şey demiyorlar ama kadınlara servis yaparlarken " haram, haram" diyorlar. Yemekler güzel sayılır ama bazılarında baharatı fazla bu nedenle  rahatsızlık verici olabiliyor.






      Akşamları gemide düzenlenen eğlenceler de hoş oluyor. Bu eğlencelerin olmazsa olmazı dansöz. Biz de bu eğlencelere aldığımız yerel kıyafetlerle katılıyoruz. Böylesi bir yolculuk oldukça keyifli.









      Gemideki 4 günlük seyahatimizz boyunca odamızın penceresinden zaman zaman, nehirde yüzen "NİL GÜLLERİ" ni seyretmek oldukça hoş bir görüntüydü. Nil nehri oldukça uzun ve bir kaç ülke kateden ve bu ülkelerinin atıklarını da taşıdığı için, oldukça pis bir nehir. Ama buna rağmen nehirde yüzenleri görmeniz mümkün. Nil nehrinin yanındaki vaha oldukça canlı, burada tarım yapılıyor. Ancak düzlüklerin bittiği yerden itibaren çöl başlıyor. Bu genişlik bazı yerlerde Nil'den kilometrelerce bir mesafe iken bazı yerlerde sadece metrelere kadar düşebiliyor. Düzlüğün bittiği yerden itibaren hemen çöl başlıyor. Bu büyük medeniyet işte bu Nil havzasında kurulmuş, gelişmiş ve bitmiş. Geriye o medeniyetten sadece antik eserler kalmış. Şimdiki Mısır yaşamında o medeniyetten eser göremiyorsunuz ne yazık ki.



        Firavunlar vadisi,  M.Ö. 1500 - 1000 yılları arasında ölen Firavun ve önemli devlet adamlarının defnedildiği bir bölge. Dağlar oyularak bir dehliz haline getirilmiş, dehliz içinde az sayılamayacak bir mesafe yürünerek varılıyor firavun mezarına. Dehlizlerde o dönemde yapılan resimler hala canlılığını koruyor. Firavunların buraya definlerinin sebebi, piramitlerin talan edilmesi ve mumyalı olan cesetlerin sıcaktan çürümemesi olarak gösteriliyor. Orada bulunduğumuz sırada arkeologlar yeni buldukları bir mezar girişini açıyorlardı. Bu çalışmalar hala devam ediyor ve tam olarak ne kadar mezar bulunduğu henüz bilinmiyor.



     


         Mısır tarihinin tek kadın Firavun'u Hatşepsut, tarihe oldukça derin izler bırakmış. Adına yapılan tapınağa uzunca bir yoldan ilerlenerek varılıyor. Bizim gezimizden sonraki günlerde, buraya gelen bir Alman turist gurubuna "Müslüman Kardeşler " örgütünce, bu yol üzerinde yapılan silahlı saldırı sonucunda, çok sayıda turist can vermişti.
     








          Krallar Vadisinde yapılan arkeolojik kazılar sırasında bulunan bir mumyanın, Firavun Hatşepsut'un mumyası olduğu tesbit edilmiş. Resimde onun mumyası.












     


         Nil vadisi çevresinde çok sayıda Büyük Mısır Medeniyeti'nden kalan bir çok eser var ve seyahatimiz süresince bunlarda çoğuna uğradık. Bunlardan en çok ilgimi çekenlerden birisi de "VERGİ METRE" nin bulunduğu tapınak. Bu tapınakta bir kuyu oluşturulmuş, Nil nehrinin o yılki su seviyesini ölçen, üzerinde skalalar bulunan bir ölçü cihazı yaratılmış. Nehrin su seviyesinin yüksek olması durumunda verimin arttığı, aksi durumda ise verimin düştüğü düşünülerek o yılın vergisi buna göre belirleniyormuş.





        Bir tapınağın girişinde keçi başlı aslan gövdeli heykeller sıralıydı. Anıtkabir'deki aslanlı yol gibi. Turdaki muzip bir arkadaşımız yüksek sesle " Şimdi bir hanımefendi ile konuştum, bana " Nasıl  böyle bir şey olabilir gövdeleri aslan, başları boynuzlu keçi" dedi. Ben de ona " Hanımefendi, siz kimsenin özel hayatına karışamazsınız "dedim, demesiyle kahkahalara boğulmuştuk.





       Gezdiğimiz tapınaklarda en görkemli olanlardan birisi Luxor Tapınağı'ydı. Bu tapınakta gezerken rehberimiz duvardaki hiyeroglif yazılarından birisini okudu bize. Oradaki yazıda şu yazılıymış, Luxor'un erkekleri bir savaşa gidince Tanrı RA tek başına kalmış Luxor'da. Savaş bitince erkeklerden geri dönmüş bir de bakmışlar ki kadınların hepsi hamile....Bravo valla Ra'ya ne de olsa tanrı değil mi...)))










      Yine Nil Nehri üzerinde bulunan önemli tapınaklardan birisi de, Karnak Tapınağı'ydı. Bu tapınakta buluna dev sütunlar ve tabii ki tanrı heykelleri çok dikkat çekiciydi.


      Mısır halkı çok fakir, sokakta rahat yürüyemiyorsunuz etrafınızı hemen çeviriyorlar " bahşiş bahşiş " diye ellerini uzatıyorlar. Hatta bunu yapan polis ve asker üniformalılar bile var.





          Mısır'da müslüman kadınlar evlenmeden önce renkli giysiler giyiyorlar ancak evlendikten sonra kara çarşaf giymek zorundalar.

       Ülke çok pis, insanlar da öyle. Dışarıdan deyim yerindeyse kabuklu yumurta bile yememelisiniz.






      Mısır'da heykel sanatı çok gelişmiş, sokak satıcıları veya hediyelik eşya satan dükkanlardan satın alabilirsiniz. Hatta ilk hiyeroglif yazılarının yazıldığı papirüs üzerine de hiyeroglif yazılar veya tanrı resimleri yapılmış olarak ta satılıyor.  Ama bunların bazıları gerçek papirüs olmayıp muz gövdesinden sahteleri de olabiliyormuş.  Ama anlaşılması da kolay değil.










     Sokak satıcılar her yerde çevrenizi sarıyorlar, ellerinde genellikle granitten yapılmış heykelcikler ve papirüs'e yapılmış resimler oluyor. İnsana resmen yapışıyorlar. Özellikle bu sırada kadınları taciz de ediyorlar, bayanları korumaya almalısınız. Pazarlığın sınırı yok, eğer satıcıya fiyat sorarsanız kurtuluşunuz yok. Ben birine fiyat sordum, sonra 1/100 fiyat teklif ettim üzerimde kaldı. İşte böylesine pazarlık edebiliyorsunuz.







     Gelelim antik dönem tanrılarına; biz genelde Ra'yı biliriz Mısır tanrısı olarak, bulmacalarda da çokça çıkan. Ama burada en önemli tanrını Horus olduğunu öğrendik. Horus şahin başlı bir tanrı resimde görülen. Ayrıca , Anubis, Hator, İsis, Osiris gibi önemli tanrıların yanında isimlerini sayamayacağımız kadar çok tanrı da var.
     Ayrıca bizim "bok böceği" dediğimiz böcek de burada kutsal .













                                                                              Tanrı Anubis ve Tanrı Hator



    Bir çok tapınakta Horus heykeli de görmek mümkün. Nurşen de Horus heykeli le anı fotoğrafı çekiliyor.


    Mısır seyahatimizin devamındaki Aswan yazımızı okumak için tıklatınız...

   
                                                                İYİ SEYAHATLER

 










1 yorum:

Adsız dedi ki...

Paylaşımınız için teşekkür ederim. Be n günübirlik Kahire ve piramitleri gördüm. Pislik yüzünden uzun kalmak zor geldi. Ama görülmesi gereken yerler