İSVİÇRE - CENEVRE

                                                                                                                                       HAZİRAN 2008


       Cenevre'de iki kez bulundum. Birincisi 1997 yılında ailecek katıldığımız bir Avrupa turunda, İkincisi 2008 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonasında Milli Futbol Takımımızın ilk gurup maçlarını izlemek üzere gittiğimde.


     Cenevre İsviçre'nin Fransızca konuşulan bölümünde, Le Man (Cenevre) gölünün, Rhone Nehri'nin çıkış noktasına kurulmuş bir kent. Cenevre her İsviçre kenti gibi sakin bir yer. İlk gittiğimde bunu gözlemlemiştim ama şampiyona sırasında tabii ki maçlar için gelen kalabalık nedeniyle oldukça gürültülüydü.



    Cenevre'den Alp Dağları'nın zirvesi olan Mont Blanc'ı açık havada çok güzel görebiliyorsunuz. İsviçre genel olarak geçit vermeyen dağları olan bir ülke. İlk gelişimizde harika bir gölü ve müthiş güzelliği olan Lugana'ya gitmek için 16 km. uzunluğunda bir tünelden geçmiştik. Tünelin girdiğimiz tarafı yaz gibi sıcaktı, çıkışında da karlı ve soğuk bir hava ile karşılaşmıştık ve aylardan Ağustos ayı idi. Böyle ilginç de bir tarafı var İsviçre'nin.






      UEFA Avrupa Şampiyonası maçları için önce  Almanya'ya gittim oradan dayım Adem İktir ile otomobille Cenevre'ye geldik. Maç biletlerimiz Türk Futbol Federasyonundan gelinceye kadar, ya oteller dolmuş ya da fiyatlar uçmuştu. Uygun fiyatı nedeniyle bir öğrenci yurdunda kalmak için rezervasyon yaptırdık. Aynı şekilde yeğenim Güneş ve arkadaşı Çağlar da aynı yerde rezervasyon yaptırdılar. 


       Yurt diye bize rezerve ettikleri yere varınca aynen şok yaşadık. Kapalı spor salonunun içini sunta bölmelerle ayırmışlar ve içine, üzerinde yatak dahi olmayan ranzalar koymuşlar. Ne yatak, ne yorgan, ne de yastık var. Girişte THY'nın promosyon olarak dağıttığı uçak içinde kullanılan ince battaniyelerimiz dışında üzerimize örteceğimiz başka bir şey yok.









     Önce olayın şokuyla gülüyoruz bu duruma, ama akşam maç dönüşü yattığımızda altımızdan soğuk, üstümüzden soğuk gelince, bütün şevkimiz kaçıyor. Dayım arabasında bulunan bir battaniyeye sarılıp uyumaya çalışıyor ama ben uyuyamıyorum soğuktan. Arabaya gidip orada uyumayı deniyorum, işte ara sıra dalmakla uzun süren bir gece yaşıyoruz. Sabah dayım arabaya geliyor ve burada kalmamaya Basel'deki maça kadar Almanya'ya dönmeye karar veriyoruz. Yeğenim ile arkadaşı da 9 gecelik rezervasyon yaptırıp parasını ödedikleri için zorunlu orada kalıyorlar. Bizdeki battaniye ve kalın giyecekleri onlara bırakıyoruz.


      İlk maçımız Cenevre'ye geldiğimiz ilk günümüzdeki Portekiz maçıydı. Maç öncesi stadyuma Portekizli taraftarlarla birlikte güle oynaya gittik. Kimsenin kimseye en ufacık bir sataşması olmadı. Her iki taraf ta biri birilerine saygılı ve dostça davrandılar. Orada hep düşündüm, bizler Türkiye'de takım taraftarları olarak niye bu şekilde davranamıyoruz diye.



      
     Milli takımımız o dönemde oldukça güçlü bir takımdı. Ama Ronaldo'lu Portekiz'e ilk maçımızda 2-0 yenilmekten kurtulamadık. Tribünlerdeki taraftarların coşkulu destekleri görülmeye değerdi.









   
      

    Cenevre'de göl içerisinde bulunan Jet d'Eeu fiskiyesi Cenevre'nin simgesi durumunda bulunuyor. Şampiyona sırasında üzerine futbol topu görünümlü balon konulmuş. Fıskiye, geceleri ışık, ses ve dans gösterisine ev sahipliği yapıyor.










         Cenevre aynı zamanda bir kültür başkenti. Sokaklarında heykeller sanat eserleri görmek mümkün. Resimdeki heykel için Ankara belediye başkanı ne derdi acaba? Hemen aklımıza geliyor tabii "Böyle sanatın içine tüküreyim". Ne yazık ki hala hangi kafalarla yönetiliyor olmaya katlanmak zorundayız.













      İsviçre ve özellikle Cenevre denince akla saat geliyor elbette. Çarşısında bulunan saatçilerde çok sayıda ve modelde saat görmek ve satın almak mümkün. Bir de İsviçre'nin ünlü çakılarını.






      Cenevre gerçekten temiz, huzurlu ve güzel bir şehir, diğer İsviçre şehirleri gibi. Ama bu şampiyona nedeniyle sanırım geçici olarak huzursuzluk yaşadılar. Toplu taşıma oldukça yaygın Cenevre'de diğer İsviçre kentlerindeki gibi. Trenler, metrolar, tramvaylar trafik sorununu çözmüş.










      Cenevre'de tarihi mekanlar da oldukça fazla ancak biz sadece Le Man Gölü kıyısındaki ortaçağ döneminden kalan, Chillon Castle'a gidebildik. Bunun gibi gezilecek katedral, kilise ve müzeler olmasına karşın zamanımızın azlığı nedeniyle bunu gerçekleştiremedik.







     Yaşadığımız o kötü geceden sonra Almanya'ya dönüyoruz. İkinci maçımız İsviçre ile Basel şehrinde oynanacak. Orasını Basel şehrini anlatırken yazacağım. 




     Basel'den Zürih'e gelip orada bir gece kalıp aracımızla Lozan' a gidiyoruz burada iki gece kalıyoruz . Buradan trenle son maçımız için Cenevre'ye gidiyoruz. Çünkü aracımızı park edecek yer bulmak oldukça zor Cenevre'de. Bugünkü maçımız Çek'lerle. Her taraf Çek ve Türk takım taraftarlarıyla dolu Cenevre'de. 























     Gün boyu biri birimize takılıyoruz Çek'lerle. Sarmaş dolaş resim çektiriyoruz. Ama onlar bizi küçümsüyorlar ve galibiyet alacaklarına inançları tam. Biz de takımımıza güveniyoruz ama onlar kağıt üzerinde daha güçlü görünüyorlar.
  

        Maç başlıyor heyecanımız dorukta. Türk taraftarlar olarak neredeyse sahaya girip milli takıma katkıda bulunacağız. Bu son derece heyecanlı maçın sonunda 3-2 kazanan taraf biz oluyoruz. Bizim tribünlere nasılsa girmiş olan bir Çek genç önceleri pek havalı. Maç sonunda yüzü asılıyor, yanına gidip formalarımızı değiştirmeyi teklif ediyorum ve değiştiriyoruz. O formayı hala anı olarak saklıyorum.

      Artık memlekete görevini yapmış bir vatandaş huzur ve keyfi içinde dönebilirim. Almanya oradan da ver elini Türkiye.


                                                                                                     İYİ SEYAHATLER


                              

     


     

    

    

Hiç yorum yok: