TÜRKİYE - ARTVİN VE KAÇKAR DAĞLARI

                                                                                                                           AĞUSTOS - 2009   
              
                                                                       
        Trabzon - Rize -Hopa'ya kadar süren sahil yolundan sonra, Artvin istikametine doğru sürekli artan bir yokuş ve virajlarla dolu olan yoldan, bir tarafı Çoruh nehri, diğer tarafı dağlık olan bu bölgede Borçka'yı geçerek nihayet Artvin'e vardık. Artvin şehri içinde de bölgeye uygun bir biçimde inişli yokuşlu yollar bulunuyor. Artvin içinde bazı yerlerde durarak, o harika manzaraları seyrediyoruz.     



        Bu bölgenin yolları çok ilginç, Artvin istikametinden, Yusufeli'ne doğru gelirken, dağların oyulması ile yapılabilmiş yollardan geldik.  Bir de Artvin Barajı çalışmaları çerçevesinde, bu yollar su altında kalacağı için, daha yukarılarda yol çalışmalarının olduğunu gözlemledik. Bu nedenle zaman zaman dinamitleme yaptıkları için de, yolda beklemek zorunda da kaldık.






     

    Artvin'de büyük bir Hidroelektrik Santral Barajı inşa ediliyor. Ayrıca yandaki resimde de görüleceği gibi, bir yerlerden su taşıyıp, böyle küçük güçlü Hidroelektrik Santrallar (HES) da görmek mümkün.








        Hava kararmak üzereyken Yusufeli'ne varıyoruz. Burada kısa bir tur attıktan sonra otelimize ulaşmak için yola çıkıyoruz. Trabzon'dan Yusufeli'ne kadar süren bir yolculuktan sonra, gezi dosyamı uçakta unutmuş olmam nedeniyle, sadece internetteki görüntüsü gözümün önünde olan, Çoruh nehrinin bir kolu üzerinde bulunan ahşaptan yapılmış otelimizi, gece karanlığında, Yusufeli'nden sonraki ve sadece bir arabanın geçebileceği yolda ve o karanlık havada, heyecan içinde sanki bir bilinmeyene doğru yolculuk yaptık. Sonunda o resimdeki oteli bulabiliyoruz. 






       Otelin girişinde ahşap bir asma köprü vardı. Bu köprü gerilmiş çelik tellerin taşıdığı bir ahşap köprüydü. Çok eğreti durduğu için doğrusu üzerinden geçerken eşimi indirdim, ne olur ne olmaz diye. Ama başka araçların da üzerinden geçip ,otelin arkasına park ettiklerini görünce, yanlış bir iş yapmadığımız gördük. O gece bu otelde kalıp, alabalığın eşliğinde iki tek attık.





      Sabah  hemen yanımızdaki derede rafting yapanların çığlıklarıyla uyandık. Bu bölgede rafting yapma imkanı da çok fazla. Sadece Yusufeli tarafında değil, Ayder tarafında da bu imkan var.






     Sabah kahvaltımız sırasında , otel işletmecisine, gitmek istediğimiz Olgunlar köyünün yolunu tarif etmesini rica ettik, o da bize bir kroki çizdi ve 3. köprüden sola dönmemiz gerektiğini söyledi. Onun tarifiyle yola çıktık. Yolumuz üzerinde bulunan Barhal kilisesini de görmek istedik ve oraya doğru döndük. Kiliseyi gezerken 3 kişilik bir İsrail'li aile ile tanıştık ve bize katılmak istediklerini söylediler, ben de yolu biliyormuşum gibi, bize katılmalarını kabul ettim. Bizi takip edeceklerini söylediler ve yola çıktık.  Resimde yolun ne kadar aşağıda veya oraya göre bizim ne kadar yukarıda olduğumuzu görebilirsiniz.

   
        Otel işletmecisinin eksik tarifi nedeniyle 4. köprüden dönmemiz gerekirken 3. köprüden dönerek yolumuza devam ettik. Yol sürekli yükselen, ancak bir aracın geçebileceği kadar dar ve toprak bir yoldu. Eğer bu sırada karşıdan bir araç gelecek olsa ne yapardık bilemiyorum. Yaklaşık 10 km'lik bir yolculuktan sonra bir yaylaya vardık. Orada ortalıkta kimse görünmüyordu neyse ki zorla da olsa birisini bulup burasının Olgunlar olup olmadığını sorduk. Meğerse yanlış bir yere gelmişiz. Adama eliyle uzak bir noktayı göstererek orasının Olgunlar olduğunu söyledi. Bizi takibeden İsraillilere de mahçup olmuştum ama çok rahat insanlardı ve yeni bir yer gördüklerini ve memnun olduklarını söylediler. 




       Burada çok sayıda İsrailli görmek mümkün. O aileye "Buradaki dereler sizde olsaydı nasıl olurdu?" diye sorduğumda, cevap olarak yanından geçtiğimiz dereyi gösterip "Dereler değil, sadece şu dere olsa yeterdi" dediler. Memleketimizin gerçek bir cennet olduğunu orada tekrar düşündüm. Ancak burada yaşayan insanlarımız, İsraillilerin bu kadar ilgisinden de rahatsız. Mutlaka bir hesapları olduğu düşüncesindeler.




       Yola devam ederek Olgunlar köyüne vardık. Orada birkaç tane pansiyon var. Genelde Kaçkarlara tırmanmak için gelen dağcılar barınıyor burada. Genelde güney Kaçkar tırmanışı buradan başlıyor. Buradan zirve öncesi göller bölgesine ya da başka bir bölgeye kamp yapılıyor ve ertesi gün Kaçkar zirve tırmanışı yapıyor dağcılar.





    Biz de yerleştiğimiz pansiyonda nereye yürüyebileceğimizi sorduk. 3 parkur tarif ettiler ve o İsrailli aile ile birlikte bu parkurlardan Dobe yaylasına yürüyüşe geçtik. Biz yürürken, gerimizden gelip bizi geçen kıza hayranlıkla baktık ve kendimize baya güldük. Kız tıpkı bir ceylan gibi yanımızdan hızla geçmiş ve biz baya bir gerisinde kalmıştık. 3 saatlik bir yürüyüşten sonra, Dobe yaylasına vardık. Burada niyetimiz Kaçkarlar'ın zirvesine doğru yaklaşmaktı, ama zirve yapacak ne gücümüz ne de malzememiz vardı. Sadece uzaktan resim çekmekle yetinmek zorunda kaldık.


       Burada hayvancılık yapan insanlar derme çatma taşlardan oluşturulmuş kulübelerde yaşıyorlardı. Bunun dışında tabii ki manzara harika. 



       Gezimiz sırasında konuştuğumuz yöre insanları, güzel manzaranın karın doyurmadığını ve gençlerin daha ziyade büyük şehirlerde yaşamak istemeleri nedeniyle nüfusun hızla azaldığından söz ettiler. Bizim gibi kısa bir süre için buraya gelenler için harika ama orada yaşayanlar için durum böyle değil. Sırası gelmişken, tüm gezimiz boyunca Karadeniz insanının sıcaklığını yaşadığımız da söylemeden geçmemeliyim.



     Dobe yaylasında bir süre dinlendikten sonra geri döndük. Pansiyona vardığımızda, bizim de talebimizle, pansiyoncu kuru fasulye, pilav, turşu ve mıhlamadan olan menüyü hazırlamıştı bile. Akşam yemeğimizin devamında yorgunluğumuz nedeniyle yatıp derin bir uyku çektik.


      Burada pansiyonların fiyatları çok makul,akşam yemeği ve kahvaltı da dahil fiyatlara.  Üstelik akşam yemeğinde ne yemek istediğinizi soruyorlar ve menü o şekilde hazırlanıyor.

       Sabah kahvaltısından sonra geriye doğru dönüp, Yusufeli, Artvin ,Borçka istikametinde Macahel'e ulaştık.

      Macahel yazımı okumak için tıklayınız....

                                                                DİKKAT
  

      1- Bizim orada bulunduğumuz dönemde hiç yağmur yağmadı ama Karadeniz'e giderken mutlaka yağmura önlem alınız.

      2- Özellikle Ağustos ayı bu gezi için en uygun ay.

      3- Normal bir araçla da bu seyahati yapabilirsiniz ama 4*4 bir araçla daha iyi olur.

      4- Sadece Yusufeli - Olgunlar üzerinden Kaçkarlar'ı düşünürseniz, Erzurum üzerinden gelmek daha iyi bir seçim olabilir.
   
       

                                                             İYİ  SEYAHATLER

       









Hiç yorum yok: