TANZANYA SAFARİ 4. BÖLÜM


      17.11.2015    NGORONGORO



      Sabah yine saat 05.30 da kalkış ve 06.00 da yola çıkış var bugün. Gece çok yağmur yağdı ve ilk kez yağmurlu bir havada geceyi çadırda geçiriyorum. Doğrusu rahatsızlığıma rağmen, pek de keyifli oluyormuş bu durum. Havanın en soğuk olduğu kamp burası çünkü 3500 m. yüksekte ve krateri tepeden görüyor, ( krater 2500 m.) ama gece hiç de soğuk olmadı okuduklarımın aksine.






      Bu günün programı Ngorongoro krater turu ama benim pek niyetim yok hala kendimi toparlayamadım. Benim için fotoğraf çekmeleri için makinamı İspanyol’a veriyorum çünkü adamın iki adet değişik lensli makinaları var belli ki profesyonel. Buradaki fotoğraflar onun çektikleri.











      Kahvaltının ardından çadırıma istirahate çekilip, bu satırları yazmaya başlıyorum.
Ngorongo krateri ilk kez milyonlarca yıl önce harekete geçmiş. Daha sonra farklı zaman aralıklarıyla püskürmüş ve şimdiki son halinde 8292 m2. lik bir krater. Burada yine vahşi yaşam koruma altında.

















      

















      Kratere gidenler geriye dönüyor ve öğle yemeğini takiben tekrar yola çıkıyoruz, bugünkü hedefimiz ilk kaldığımız Panorama kampı. Kampa varışta İspanyol kız ve babası ile Hollandalı kız ekipten ayrılıyor. Şimdi ekip 4 kişiye düşüyor.


     Son akşam yemeği bu sefer daha iyi kalitede, sanırım Bob bahşiş miktarını artırmayı hedefliyor.))


     Akşam Tanzanya müziği eşliğinde dans edip eğleniyoruz.


  
     18.11.2015.....LAKE MANYARA



      Uykusuz geçen geceden sonra iyi bir uyku çekiyorum burada. Kahvaltıyla birlikte kişisel eşyalarımızı araca yükleyip, artık çadır vs. yüklenmiyor, kahvaltıdan sonra yola çıkıyoruz.


      Dün ekipten ayrılan 3 kişiden sonra sadece 4 kişi rehberimizle yola koyulduk. Yolumuz uzun değil bugün üstelik vakit de çok.  Burası da koruma altına alınmış bir vahşi yaşam cenneti. Serengeti ve diğer yerlerin aksine ormanlık bir bölge ve ortasında bir göl bulunuyor.


      Amani yavaş sürüşle arabayı götürüyor. Lake Manyara kapısına geliyoruz, burada yine zaman alan işlemler var. Bence Türkiye’de olsa 2 dakika olacak işlemler burada 20 dakika sürüyor. 





    Aracımızın üstü açık ve yine vahşi hayvanları araştırıyoruz. Ama artık eksisi gibi heyecanımız yok. Yolda çok sayıda Babun görüyoruz ve resimlerini çekiyoruz ama artık çok sıradan bir duygu oldu bu. İlerledikçe yine daha önce gördüğümüz hayvanların bir kısmını tekrar görüyoruz. Bu resim sansürlü olacaktı ama yakalayamadım..)))






     Yollarda Babunlar dolaşıyor ve bize umursamazca bakıyorlar.










     Burasının özelliği Hipopotam yatağı olması, zaman zaman çekilse de göl varlığını sürdürüyor ve hipopotamların yaşamak için suya ihtiyaçları var.  Burada hayvan popülasyonu daha çok yırtıcı olmayanlar. Zürefa, Zebra, Antilop, Geyik, çeşitli sürüngenler ile çok sayıda kuşun yaşadığı bir yer burası.







    Ormanda çeşitli kuşlar ve sürüngenler yaşıyor. Yolda ilerlerken bir sürüngen de gördük tam bir böcek yuvasının başındaydı yol üzerinde. Çıkan böcekleri kemali afiyetle yiyordu, resmini ve videosunu çekiyorum.










Bu da bir karınca yuvası










    Öğle yemeği molasını bir piknik alanında yapıyoruz. Yine daha önce bahsettiğim kumanyalarla. Artık kimsede merak kalmamıştı doğrusu. Gözümüz artık dönüş yolundaydı. Yolda gördüğümüz hayvanlar için yerimizden bile kalkmaz olmuştuk.

      Şayet böyle bir safariye gelecek olursanız burasını devreden çıkarın. 4 gün 3 gece safari için yeterlidir.


      Artık Arusha’ya dönme vakti. Nihayet toprak yoldan çıkarak asfalt yolda ilerliyoruz. Geçtiğimiz yerleşimler gerçekten çok kötü. Burada yaşamak onlar için normal olabilir ama alışkın olmayanlar için oldukça zor görünüyor. Yakıt aldığımızda ellerinde satmak için bir şeyler bulunan satıcılar üşüşüyorlar aracın etrafına. Birisi bana ısrarcı davranınca kıramadım 5 adet kolye aldım ama takan olur mu bilmem.






      Dönüş yolu da uzun geldi sanki bu defa. Diğer ekip arkadaşlarıyla vedalaşarak ayrıldık. Arusha’ya dönüşte otele varır varmaz kendimi banyoya atıyorum. O toz toprağa rağmen bugün 3. gün olmuştu duş almadan geçen. Duştan sonra kendime geliyorum.

     Akşam yemeğini daha önce bahsettiğim pub da yemeğe karar vermiştim zaten. Giyinip doğruca oraya gidiyorum. Çeşitli etlerin ızgarasının yapıldığı bir yer ama adı pub. Derdimi anlatamayınca doğruca mutfağa gidip gösteriyorum ne istediğimi. Bir oğlak butu ve kızarmış patates’i Kilimanjaro birası eşliğinde götürüyorum. Günlerdir yediğim en güzel yemek oldu bu.


     Burada enteresan bir şey var. Önce birisi elinde ibrik, sabun ve leğenle geliyor elinizi yıkıyorsunuz  ve gelenleri elle yiyorsunuz. Yemek bitiminde aynı şekilde ellerinizi yıkıyorsunuz. Ama su öyle sıcaktı ki ellerim yandı.

     Artık otele dönüp uyumak ve yeni bir programa başlamak için dinlenmeliyim.

                                             İYİ SEYAHATLER





Hiç yorum yok: