YUNANİSTAN - SELANİK

                                                                                                                             AĞUSTOS 2015



     Artık dönüş yolundayız, şimdiki durağımız Selanik. Atina'dan buraya olan mesafe yaklaşık 500 km. ve ulaşım otoyoldan sağlanıyor. Fakat bu otoyollar gerçekten çok pahalı. Kısa mesafelerde karşınıza durmadan bilet gişeleri çıkıyor ve durmadan ödeme yapıyorsunuz. Atina ile  Selanik arasında otoyol için verdiğimiz toplam ücret 30,70 Euro oldu.




       İnternetten yaptığım rezervasyondaki otelimize ulaşıp yerleştikten sonra öncelikle açlığımızı gidermek istedik. Otelimizin hemen üzerindeki yol      ( bu yol aynı zamanda Atatürk'ün doğduğu eve de giden yol) üzerinde bulunan börekçiden aldığımız o harika böreklerle karnımızı doyurduk. Burada da tüm Balkan coğrafyasında olduğu gibi, çok güzel börek yapıyorlar.




    Kaldığımız otelin çapraz köşesinde Roma döneminden kalma Agora var. Burası M.S. 1. ve 4. yüzyıl sonuna kadar yönetim merkezi olmuş.

   Gelmişken gezmeyi etmeyi ihmal etmedik burasını da. ( Kaldığımız otel sağ üst köşedeki tarihi bina)


       Şimdi hedefimiz Kastra Bizans Kalesi Surları. Şehrin Ana Poli adındaki semtinde bulunan bu surlara, eski Osmanlı ve Rum evlerinin bulunduğu dar sokaklardan ulaşılıyor. Buraya ulaşmak için gerçekten oldukça eğimli yokuş yolu ter dökerek çıktık. Burada amacımız bu yerleşimi de görmekti tabii ki, istenirse bir taksi ile de zahmetsizce ulaşılabilir.



     Sonunda Eptaprgion Bizans Kalesi surlarına varıyoruz ve Selanik'in en yüksek yeri olan bu noktadan Selanik'in doyumsuz manzarasını seyrediyoruz.





   Bu arada surlar içindeki Vlatadon Manastırı içindeki kilisede, bir çocuğun vaftiz törenini de izliyoruz.













     Şimdi sıra yokuş aşağıya inmek. Bu kez yolumuzun bir kaç yüz metre ilerisinde St. Pavlo Kilisesi var, ama yorgunluktan oraya yürüyecek takatimiz kalmadı ve sadece uzaktan fotoğraflıyoruz.








 


    Yokuş aşağıya doğru yürümeye devam ediyoruz. Surların bitiminde karşımıza Atatürk Evi çıkıyor. Ancak bugün kapalı ve içerisini gezemiyoruz ve daha önceki Selanik gezimizde burayı gezdiğimiz için çok üzülmüyoruz ama yine de bir burukluk hissediyoruz doğrusu.





    Bu kez yolumuzun üzerinde Rotonda Katedrali var. 1591 yılına kadar Selanik Katedrali olan Rotonda, Osmanlı'nın şehri almasıyla birlikte camiye dönüştürülmüş. 1912 yılında Selanik'in Yunanistan'a geçmesinden sonra tekrar hıristiyan inancına açılmış ve Makedon Müzesi olarak kullanılmaya başlanmış. Mevcut minaresiyle hala caminin izlerini taşıyor. İçine girip görme olanağı bulmamıza rağmen restorasyon nedeniyle içerisini fotoğraflayamadık. Sadece dışını fotoğraflayabildik.


   Şimdi sırada St. Dimitrios Kilisesi var. Bu kilise Selanik'in en önemli kiliselerinden biri ve Atatürk Evi ile aynı cadde üzerinde bulunuyor. Burada pazar ayini henüz bitmiş ve insanlar çıkıyordu.

    Burası da yine Osmanlı döneminde cami olarak kullanılmış. Nedense bir ülkeyi işgal edenler, hemen onların ibadet mekanlarını yakıp yıkıp kendi inançlarına uygun ibadethanelere dönüştürüyorlar. Her dinde bu var ve lafı gelince dinde zorlama olmaz derler. Zorlamanın daniskası dinde var.




       Kamara ( Galerius Kemeri) var yolumuz üzerinde. Bu kemer Roma İmparatorluğu döneminde Selanik'i bölgenin başkenti yapan, Sezar Galerius anısına yapılmış. Şimdi Selanik'in merkezinde bulunan bu yapı, insanların buluşma noktası ...








      Denize doğru ilerlerken yol üzerinde Galerius Sarayı ile karşılaşıyoruz. Roma'lı Galerius Selanik'te yerleşmek için 150.000 m2. bir alan üzerinde bir şehir kurmuş ve gösterişli bir saray inşa etmiş. İşte bugünlere kadar gelen kalıtlar tam da yolumuz  üzerinde karşımıza çıkıyor.

























     Selanik'in simgesi Beyaz Kule var sırada. Sahilde bulunan bu kule, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmış ve Osmanlılar dönemimde kale, garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. 1826 yılında Sultan 2. Mahmud 'un emriyle tüm tutuklular kılıçtan geçirilmiş ve adı Kan Kalesi olarak anılmaya başlanmış ve Yunanlılar tarafından da bu isimle anılıyor.








 
  Promenade Sahil yolu, bu yol yaklaşık 12 km. ve Selanik'lilerin yürüyüş, eğlence ve buluşma alanı olarak kullanılıyor, tıpkı İzmir'in Kordon Boyu gibi. İzmir'liler bu resmi Gümrük ile Pasaport arasında çekmedim, ne benzerlik değil mi?

   Büyük resim Selanik, küçük resim ise İzmir.  Resimdeki Selanik, İzmir'in kordon boyuna benzemiyor mu?
      Osmanlı döneminde çok önemli bir merkez olan Selanik, ticarette de Asya ve Avrupa arasında bağlantı anlamında İzmir'le birlikte önemli bir güzergah oluşturmuş. Belki de bu nedenle sanki iki kardeş şehir gibi olmuşlar.




    Otele dönüp biraz dinlenme zamanı, oldukça yorulduk bugünkü yürüyüşten. Yolda karşımıza Aya Sofya Kilisesi ( Agia Sofia ) çıkıyor. Burası da 8. yüzyılda inşa edilmiş ve 16. yüzyılın başına kadar, Selanik'in en büyük katedraliymiş. Biz oradan geçerken, bir gelin ve damat kiliseden çıkıyordu, yorgunluktan içeriye girip bakamadık bile


     Selanik Promenade Sahilinden gün batımı....

     Eeee akşam oldu artık keraat vakti geldi. Otelimizde kısa bir dinlenmenin ardından tekrar doğruca Proxenou Koromila'ya gidiyoruz. Yunanlılar krize rağmen maşallah kafe ve restoranları tıklım tıklım doldurmuş. Yemek için kendimize zorla bir yer buluyoruz. Garson yanımıza gelince ona taze balık olup olmadığını sordum, tabii ki var dedi. Ona Thassos adasında başımıza gelen taze balık hikayesini anlattım. Kendine güvenmemi istedi ve gerçekten taze ve lezzetli Sardalya balıklarını yeşil salata ve Barbayani uzo eşliğide mideye indirdik.

    Restoran çalışanlar oldukça samimiydiler Türk olduğumuzu söyleyip ve " Hasretin İki Yakası Korosu " dan bahsedince, bize Türkçe - Yunanca şarkılar dinlettiler. 




  

                                                                                                  İYİ SEYAHATLER

1 yorum:

Avrupada Yasam dedi ki...

Yunanistan ve Ege ikiz gibiler. Birini görünce diğerinide görmüş gibi oluyorsunuz :)