22 Ağustos 2017 Salı

UKRAYNA - LVİV

                                                                                                                                   AĞUSTOS - 2017

      Kiev şehir turumuzu tamamladıktan sonra şimdi yolumuz Lviv'e. Ukrayna'yı daha çok görebilmek için, bu yolculuğu tren ile yapmaya karar veriyoruz. Ancak bu yolculukta beklentimin aksine, bu iki şehir arasında kalan bölgede sadece yeşil bir alan görmekten öteye başka bir yer görmüyoruz.  Daha sonra anlatacağım Ukraynalı arkadaşlarımız bize, görüntü yazın yeşil, kışın beyaz diyerek özetliyorlar durumu.



      Otelden Kiev tren garına (Vakzal) taksi ile ulaşıp, daha önce internet üzerinden aldığım bilet ile Lviv yolculuğuna başlıyoruz. Yolculuğumuz hızlı tren ile, 5 saat 41 dakika sürüyor. Bilet kişi başı 26 USD. Burada çeşitli kategoride trenler bulunuyor, bu hızlı trenler en pahalısı olmasına rağmen bir çok Avrupa ülkelerine göre, fiyatları oldukça düşük ve çok dakikler, tam zamanında varıyorlar.



       Daha onceki Kiev yazımda bahsettiğim gibi Romanya'da bir arkadaşım varken, Ukrayna'da arkadaşım bulunmuyordu. Trende aynı kompartmanı bir Ukraynalı karı - koca ( Natalia ve Roman ) ile paylaşıyoruz. Onlar Ukrayna'nın Harkiv şehrinde oturuyorlar ve bir iş gezisi nedeniye Lviv'e gidiyorlarmış.  İkisi de bizim çocuklarımız yaşlarında. Yol boyunca onlarla sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi sohbet ediyoruz.



        Bu keyifli yolculuğun devamında, önce otellerimiz yerleşiyor daha sonra buluşup, birlikte Rynok Meydanı'nda bulunan, Chesne Myasa restoranına akşam yemeğine gidiyoruz ve sohbetimize de orada devam ediyoruz. Şimdi artık bizim için Ukrayna'da da bir dost aile var ve tabii ki onların da Türkiye'de bir dost aileleri var. Bilmiyorum şansımdanmıdır nedir, hep güzel insanlarla karşılaşıyorum seyahatlerimde. Bu gençlerde gerçekten çok sempatik geldiler bize ve onları sevdik, onlar da bizi sevdiler. Onların tavsiyesiyle denediğimiz Ukrayna mutfağından yemekleri de Ukrayna Genel Bilgiler yazımda anlatacağım.



  

     Rynok meydanında bulunan bu restorandan çıkıp, yine bu meydandaki bir bira imalatanesine gidiyoruz ve imalatları olan birayı deniyoruz. Burasının adı PRAVDA, Bira Tiyatrosu ( Театр Пива). Gerçi benim başım bira ile pek hoş değil ama böyle özel bir mekan olunca tabii ki içiyorum. Bira sevenler de tavsiye ederim tabii ki.


      Burdan çıkınca karşılıklı olarak davette bulunuyoruz birbirimize ve otellerimize geri dönüyoruz.



      Damak tadımıza uygun  sabah kahvaltımızı otelin kafesinde yapıyoruz. Ukrayna'da her şeyin fiyatı oldukça ucuz, bu kahvaltı sadece 9 TL. Kaldığımız otelin iki kişi için bir geceliği, yüksek sezon olmasına rağmen 112 TL.





   

   Artık sırada şehir turu var. Otelimize en yakın yerde Opera Binası bulunuyor, binanın gece görüntüsünün güzelliği ayrı, gündüz ayrı bir güzel. Hem Bükreş'te, hem Kiev'de ve hem de Lviv'de operaya gitmek istiyoruz ama sezon eylül ayında başlayacağı için malesef gidemiyoruz.









        Hem hava şartları hem de etkinliklerden yararlanmak için bence en iyi zaman Eylül ayı. Biz Ağustos ayında gelerek yanlış yapmışız. Romanya ve Ukrayna seyahat planı yapıyorsanız bu tavsiyemi göz ardı etmeyin.

      Opera binasının önünde bulunan uzun parkın içinde, Ukrayna'nın ünlü şair, yazar, ressam, siyasetçi Taras Shevchenko'nun bir anıtı var. Taras Shevchenko'nun hem Kiev'de hem de Lviv'de çok sayıda anıtını gördük. Demek ki halk tarafından sevilen sayılan bir kişilik. Bu parkın önünden geçen cadde ise, Svobody Caddesi.

      Hem Kiev'de hem de Lviv'de caddeler üzerinde çok sayıda heykel bulunuyor. Hatta bizim " Böyle sanatın içine tükürürüm " diyen, sanattan anlamayan siyasetçimizin söz ettikleri cinsten de çok sayıda bulunuyor.







      Resim çekilirken bazı heykeller ile de resim çekiliyoruz, bunlardan biri de Lviv Biracıları Heykeli. Biracının sırtında taşıdığı bira fıçısı, aynı zamanda saat olarak ta kullanılmış.
























      Yolumuzun üzerinde (Virgin Mary) Bakire Meryem Heykeli de bulunuyor.














       Lviv'in en önemli yeri kuşkusuz Rynok Meydanı. Bu meydanın ortasında belediye binası bulunuyor. Binanın dört köşesinde AdonisDiana, Neptün ve Amphitrite'nin heykelleri bulunuyor, adeta binayı korumaları altına almışlar. Meydanı çevreleyen binalar ise hemen hepsi tarihi binalar. Bu binaların bir kısmı küçük birer müze ve bir kısmı ise restoran, hediyelik eşya dükkanı ve bar olarak kullanılıyor. Resmi meydanı daha iyi görülebilmesi için, internetten bulup koydum.











      Buradaki önemli binalardan birisi de siyah taştan yapılmış olan bu bina. Onun da kapısında müze yazıyor ama gerçekten müze mi değil mi bilmiyoruz. Çünkü buradaki binaların çoğunda müze yazısı var ama bildiğimiz dükkan bunlar.


     Bu binalardan birinin önünün hep kalabalık olduğunu görüyoruz. Gidip içeriye giriyoruz ve buranın bir vişne şarabı imalathanesi ve satış yeri olduğunu görüyoruz. Biz de bu lezzetli şaraptan tadıyoruz. Bizim Ukraynalı arkadaşlar Roman ve Natalia, memleketleri Harkiv'e ev yapımı vişne şarabı içmeye davet etmişlerdi, eğer bu şarap gibi lezzetliyse gitmeye değer doğrusu.










    Nurşen, bahsettiğim küçük müzelerden biri olan cam müzesine giriyor. Orada da çok ilginç cam çalışmaları yapılmış.

   










      Rynok meydanında dolaşırken sokak satıcılarının, Putin resimleri olan tuvalet kağıtları ve paspasları satıtıklarını görüyoruz. Burada Ruslardan nefret ediyorlar, tabii ki Kırım meselesi yüzünden.





     

   
      Rynok Meydanında sokak sanatçılarının da gösterilerini izlemek mümkün. Bunlardan ulusal çalgıları olan Bandura ile konser veren kızların resmini paylaşayım.


























   
















         Her gittiğim ülkenin gençleriyle resim çekilmeyi ve blogumda da paylaşmayı ihmal etmem. Kiev'de gençlerle resim çekilip paylaşmıştım ama burada unutmuşum.)) O yüzden sadece gençler ve çocukların resimlerini paylaşayım.

        KİLİSE VE KATEDRALLER,

        Lviv'in eski şehir bölgesinde çok sayıda katedral ve kilise bulunuyor. Gezerken bunların açık olan bazılarına da girip geziyoruz ve bazılarını da sadece dışarıdan fotoğraflıyoruz. Bunlardan en önemli görülenlerden bir kısmının resmini paylaşmakla yetineyim. Ancak bunların yapılış tarihi, mimari özellikleri v.s. bilgileri merak edenler, bunların isimlerini internetten arayarak bulabilirler ve ben de gereksiz yere zamanınızı almayayım.








                                     Dominician Catedral


                                                            Transfiguration Church 
   

                         
                                                     St. Olha and Elizabeth Kilisesi lviv


         Kaldığımız otel nedeniyle önünden sık geçtiğimiz Bernardine Church.


         Burası da Bernardine Klisesinin arka bölümündeki Bernardine Kale Kapısı.

         Daha çok sayıda kilise ve katedral bulunuyor Lviv'de.   Bize bu kadarını gezmek yetiyor.



      Bugün akşam yemeğimiz Pepito'da yiyoruz. Burası self servis çalışan bir restoran. İçtiğimiz yerel biraları oldukça güzel ama tavuk bagetler çok kötüydü. Tavsiye etmem. 

      Akşama kadar ha bire yürümekten akşamları dışarıya çıkacak mecalimiz kalmıyor. Bu akşamı otelde geçirmeye karar veriyoruz.



     Bugün kaldığımız oteli değiştirmek durumundayız. Her gittiğim yerde bir günlük otel kiralarım ki, hem ilk gün için dinleneceğimiz yere direkt gidelim ve hem de oteli beğenmezsek değiştirme şansımız olsun diye. Burada kalacağımız dört gecenin ilk gecesini Cisar Otel'de geçiriyoruz. Ertesi gün burada kalmaya devam etmeye karar veriyoruz ama bu sefer de sadece bir gün için yerleri var ve bu nedenle diğer iki gece için booking'den Euro Hotel'de yer ayırtıyorum.


  
         Taksi ile yeni otelimize geliyoruz, taksi ücreti 60 Grivna. 60 Grivna, 8 TL. demek. Burada taksiler oldukça ucuz, bu nedenle, tramvay, otobüs, dolmuş ( 3 Gr.) gibi şehir içi ulaşım araçları var ama bunlara binmeye değmez.







        Kaldığımız için tavsiye edebileceğim otel, Euro Hotel. Hem temiz, hem görevliler ilgili, özellikle sabah kahvaltısı bol seçenekli ve terasta bulunan restorandan, kahvaltı sırasında eski şehri seyretmek harika.



       Otele yerleştikten sonra ilk işimiz High Castle ( Yüksek Kale ) ye çıkmak. Otelimizden yürüyerek buraya çıkıyoruz. Aslında burası kale falan değil, sadece epeyce basamakla tırmanılan bir tepe. Buradan Lviv şehrini kuşbakışı görebiliyorsunuz. O nedenle yolu yokuş, merdivenli ve yorucu olsa da, buna değiyor doğrusu. 









        Yukarıdaki resimde işaret ettiğim yan taraftaki gençler değil, eski şehir merkezi.))) Fotoğrafçının azizliği....))


    Bu kalenin içinde bulunduğu parkın adı, Vysokyy Zamok Park. Dönüşte yüksek ağaçlarla kaplı bu parkta yürümek de oldukça keyifli oluyor.

      Hem Kiev'de hem de Lviv'de çok sayıda park bulunuyor. Bu ülkenin yöneticilerine gıpta ettim doğrusu. Bazılarını kısmen gezip oralarda dinlenebildik.



      Otelimize dönüp biraz dinlendikten sonra şimdi yolumuz Lychakiv Mezarlığı. Belki ne işiniz var mezarlıkta diye düşünebilirsiniz. Örneğin Moskova'da içinde büyük şairimiz Nazım Hikmet'in de yattığı Novadeviçi Mezarlığı da adeta müze gibi bir mezarlık. İşte bu mezarlık da aynı böyle ve o yüzden bu mezarlığı gezmeye gidiyoruz. Bu mezarlıkta Ukrayna'nın ünlü yazarları, bilim adamları, sanatçıları, sporcuları defnedilmiş ve ediliyor.





      Mezarlığı gezerken Viktor İvanoviç Çukarin'in mezarı başında resim çekiliyorum. Viktor İvanoviç Çukarin aslında Ukraynalı bir sporcu ama Sovyet döneminde, Sovyetler Birliği adına jimnastikte defalarca dünya şampiyonluğunu kazanmış. 15. ve 16. Olimpiyatlarda da şampiyon olmuş. Dünya ve Olimpiyat şampiyonalarında, 7 si altın madalya olmak üzere toplam tam 11 madalya kazanmış. 






       Mezarlık önünden bir taksiye binip, Museum of  Folk  Architectur and Life'a gidiyoruz ama saat 17.00 yi geçtiği için buraya giremiyoruz. Dolayısıyla buranın planı yarın sabaha sarkmış oluyor. Taksiciye bizi tekrar Ryanok Meydanına götürmesini istiyorum.


     

    
      Rynok meydanında ve çevresinde bir süre dolaştıktan sonra, ilk gece yemek yediğimiz, belediye binası giriş kapınının karşısında kalan, Ceshne Myasa restoranına geliyoruz. Burada kömürde pişmiş, dana pirzola, Grek salatası ve kırmızı Şili şarabı eşliğinde yemeğimizi tamamlayıp otelimize dönüyoruz.

      Bu kez yediğimiz dana pirzolasını beğenmiyoruz ve bunu garsona da söylüyoruz. O da kendince bazı mazeretler söylüyor. Bu restoranda ilk gün Ukraynalı arkadaşlarımızla yemek yemiştik, o zaman çok güzeldi, oralı birileriyle oluşumuz buna sebep olmuş olabilir. 


      İlk yemek yediğimizde çok beğendiğimiz restoranı tavsiye etsek ve siz orada tavsiyemize göre yemeğe kalksanız  ve bizim ikinci yemekte karşılaştığımız durum ile karşılaşsanız benim yazdıklarım için ne düşünürsünüz?




      Üstelik ertesi gün yolda yürüken gördüğümüz Türk işletmecisi olan Mangal isimli restoranda, daha leziz ve daha hesaplı yemekten sonra ne diyebilirim ki?


      Dolayısıyla bir yeri yazarken blog önerilerinin ne kadar doğru olup olamayacağını takdirlerinize sunuyorum......


      Sabah kahvaltımızı takiben taksi ile Museum of  Folk  Architectur and Life'a gidiyoruz. Burada Ukraynalıların 150- 200 yıl önceki yaşam tarzlarının anlatıldığı bir alan yaratmışlar. O dönemlerdeki yaşamları konu eden, konut, kilise, tarla, bahçe, hayvanlar, üretimleri adeta tekrar yaşanıyormuşcasına canlandırılmış.






                                
  







      Nurşen de bu arada yün eğirmeyi öğreniyor..)))










       Burayı gezmek iki saatimizi alıyor ve inişli çıkışlı yolda yürümekten de epeyce yoruluyoruz. Çıkışta da taksi bulamayınca, tabanlara kuvvet otelimize geri dönüyoruz.


       Niyetimiz biraz dinlenip tekrar yeni yerler görmek ama şiddetli sağanak yağış nedeniyle otelden çıkamıyoruz. Bu satırları yazarken şiddetli yağış devam ediyordu ve bana da yazma fırsatı vermiş oldu böylelikle. 


       Buraya gelmeden üç hafta önce hava durumuna baktığımızda, burasını sürekli sağanak yağışlı gösteriyordu. Gezemeyeceğimiz düşüncesiyle oldukça tedirgin olmuştuk ancak hem Kiev'de hem de Lviv'de böyle bir durum ile karşılaşmadık. En son gün böyle oldu buna da elbette dünden razıyız. Kim demiş ki sadece İstanbul'da yollar nehre döner diye..))

        Lviv'de bazı yerlerde hamur işi ürünler de yapılıp sıcak sıcak satışa sunuluyor. Bunların peynirlisi, kıymalısı, tavuklusu, domuz etlisi de bulunuyor. Fiyatları da 20 - 25 Grivna ( 3 TL.civarı). Bunlarla bir öğün geçirebilirsiniz biz yedik oldukça lezzetliydiler.

      Yaklaşık yarım saat yağan şiddetli yağmurun dinmesiyle tekrar sokağa atıyoruz kendimizi.  Yolumuz üzerinde Galitsky Rynok  (Galitsky Pazarı) var burada ve yol  üzerinde kendi ürünleri olan meyve ve sebzeleri satan kadınlar. Çiçekçiler ve hatta kuru çiçeklerden hazırlanmış güzel demetleri satan yine kadınlar. Hep kadınlar diyorum çünkü burada çalışanlar genelde kadınlar. Burada, abartılıyor diye düşünüyorum, nüfusun %85' i kadın deniliyor ama o kadar olmasa bile kadın nüfusu, erkeklerden kesinlikle fazla.


       Hem Romanya'da hem de Ukrayna'da ikinci el kitap satıcılarına çok rastladık. Buralarda bizim gibi ( ya da benim gibi ) kitap depolama alışkanlıkları yok herhalde. Buradaki ikinci el satış yerlerinden birisi de ilk Rus matbaacısı İvan Fyodorov heykelinin civarındaki meydanda bulunuyor

     Lviv'de daha gezilecek çok yerler bulunuyor ancak burada bulunduğumuz süre içerisinde gezip görebildiğimiz yerler buraları.  Ukrayna ile ilgili bilgileri, Ukrayna Genel Bilgiler yazımda paylaşacağım.


                                                                         İYİ SEYAHATLER