Nepal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nepal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NEPAL - GENEL ve FAYDALI BİLGİLER

Eylül 2016



Bu yazımda Nepal ile ilgili önemli gördüğüm ve gitmeyi düşünenlere yardımcı olacak bilgileri paylaşmak istiyorum.


NEPAL'E NE ZAMAN GİDİLİR;

Nepal'e gitmeden önce bir blogda ideal aayın Eylül ayı olduğunu okumuştum. Ancak bu ayın özellikle Himalaya'da trekking için iyi bir ay olmadığını yaşayarak gördüm. Bu yüzden bu konuda bilgilendirme yapanların, yazdıklarını bilerek yazmalarında fayda var, yoksa yazdıkları yanıltıcı oluyor. Oradan öğrendiğime göre en iyi aylar, Nisan-Mayıs ve Ekim-Kasım aylarıymış. Seyahatlerinizi bu aylara göre ayarlamanızda fayda var.


    NEPAL'E ULAŞIM:

Türkiye'den Nepal'e gitmenin en iyi yolu tabii ki havayolu. İstanbul'dan Kathmandu'ya THY direk uçuşları var. Pahalı ama konforlu uçuş olsun isterseniz THY bu konuda ideal. Konforsuz olsun ama ucuz olsun diyorsanız buraya sefer yapan çok sayıda yabancı firma var. Ben Air Arabia ile uçtum buraya. İstanbul-Sharjah, Sharjah-Katmandu şeklinde yapılıyor bu uçuş. THY direkt 7 saatte giderken, bu şekildeki bir tercih en az 10 saat ve üzeri oluyor. Bu seyahatten sonra daha konforlu ve daha kısa zamanda varılan havayollarını tercih etmeye karar verdim.


VİZE:

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına havaalanında vize uygulaması bulunuyor Nepal'in. Uçakta verilen bir belgeyi dolduruyorsunuz ve inişte otomatik makinede giriş işleminizi yapıyorsunuz ve fotoğrafınızı burada çekiliyorsunuz. Daha önceleri vesikalık resim istiyorlarmış ve daha uzun sürüyormuş işlemler ama şimdi hızlanmış bu makine sayesinde. İşlem bitince vize ücretini yatırıp, çıkış alıyorsunuz. Ben 15 gün kalacağım için 25 USD verdim. 30 günlük vize 40 USD, 100 günlük vize ise 100 USD. Eğer bu süreleri aşarsanız, 3 USD yenileme ve 2 USD günlük ceza ödemek durumunda kalıyorsunuz.

PARA:

Nepal'in para birimi Nepal rupisi'dir. Orada bulunduğum dönemde, 1 USD = 105 NR idi. Buraya gelirken dolar getirmek tercih edilmelidir.

YABANCILARA YAKLAŞIM:


Nepalliler o yoksulluğa rağmen sürekli gülen yüzlü insanlar. Ülkenin her yeri gayet güvenli. Özellikle bir çoğu geçimlerini gelen yabancılardan sağladıkları için de turistlere çok saygılı davranıyorlar. Gerçi ellerindeki bir şeyleri size satmak için adeta yapışıyorlar, ama onları da bu konuda mazur görmek lazım çünkü evlerine ekmek götürmek zorundalar.

Çoğunluk hep size kendi dillerinden merhaba (NAMASTE) diye sesleniyorlar, siz de aynı şekilde karşılık verirseniz seviniyorlar ve gülen yüzleri daha da aydınlanıyor. Gerçi bu selam Hinduların selamı ama kimin Hindu kimin Budist olduğunu bilme şansımız yok.


NÜFUS YAPISI:

Nepal'in nüfusu 28 milyon civarında. Nüfusun % 80 Hindu, %12 Budist, %4 Müslüman geriye kalan ise farklı inanışlara sahip. 36 farklı etnisiteden insanın yaşadığı ülkede 123 dil konuşuluyor. Nüfusun %5 ini oluşturan Newari'ler ülke kültüründeki en etkili etnik grup. Turizmle ilgili işlerle uğraşanlar, işlerini görecek kadar, İngilizce biliyorlar.

Çok sakin olmaları nedeniyle, çalışmaları da buna uygun olarak yavaş. Sabırlı olmak gerekiyor, eğer sinirlenirseniz çok üzülüyorlar. Eğitim oldukça kötü durumda ve yaklaşık nüfusun %50 nin okuma yazması yok.

Milli gelir oldukça düşük ve halk çok yoksul. Bu konuları paylaştığım şehir yazılarımda okuyabilirsiniz..


NEPAL'DE ULAŞIM:

Nepal'de şehir içi ulaşım alternatifleri mevcut. Taksi, otobüs ve bisikletli Rişkalar ile yolculuk yapabilirsiniz. Bir kez Kathmandu'da Rişka'ya bindim, önce pazarlıkla bir fiyatta anlaştık ama varınca daha fazlasını verdim. Çünkü çocuğun her tarafından ter boşanıyordu, oldukça yorulmuştu ve gerçekten acıdım çocuğa. Bir daha da binmedim Rişkaya. Eğer taksimetreyi açtırabilirseniz, taksi en iyisi ama genelde açmak istemiyorlar. Siz de gideceğiniz mesafeyi ve zamanı bilemediğiniz için, emin olamıyorsunuz fiyat konusunda. İstedikleri ücretin 1/3 ü ile başlayın pazarlığa..)) Günlük araç kiralamak isterseniz 25USD.

Şehirler arası ulaşımda uçak ve otobüs tercih edilebilir. Uçak ücretleri oldukça yüksek, kısa bir mesafe için bile oldukça yüksek rakam talep ediyorlar. Şehirler arası yollar ise  oldukça kötü. Yollar zaman zaman asfalt olsa da dar ve araç trafiğinin yoğunluğu nedeniyle uzun sürüyor yolculuklar. Hele bir de, ki bir çok yolda var, yol çalışması varsa yandınız. En fazla 10 km. hız ile gidiliyor. Chitwan yazımda da yazmıştım, Chitwan - Kathmandu arası 135 km. mesafede ama varış süresi 7 saat sürdü.


TRAFİK:

Trafik hem şehir içi hem de şehirler arası tam bir felaket. Şehir içi kavşaklarda trafik ışığı yok ve polis durumu idare ediyor. Ama bence bu polisler olmasa trafik daha düzgün hareket eder...)) Ortalık tam bir keşmekeş, tam bir curcuna. Sürücülerin eli kornadan kalkmıyor, tam bir gürültü içinde yapıyorsunuz yolculuğu.

Şehirler arası yolculuk ise tam bir tren katarını andırıyor. İki yönlü de bu görüntü var. Buna sebep yolların bozukluğu ve daha çok ağır vasıtanın yolda olması.

ÇEVRE:

Özellikle Kathmandu çok toz içinde bir şehir. Bahsettiğim trafik içinde yerden sürekli toz kalkıyor. Çoğu insan mutlaka maske ile dolaşıyorlar, ben de zaman zaman maske ile dolaştım. Tabii ki bu toz genizlere dolunca onu temizleme ihtiyacı hissediyorlar. Çok sayıda insanın geniz temizleyerek tükürmesi de hiç de hoş olmayan bir görüntü oluşturuyor.

Yollarda hep çöp yığınları vardı. Ama buna karşın özellikle bir aşı gerektiren durum da yok.

REHBER:

Kathmandu, Patan, Bhaktapur Durbar meydanlarında ve ayrı yerlerde bulunan bazı tapınaklarda mutlaka rehber ile gezmelisiniz. Yoksa çok bir şey anlaşılmıyor gezilen yerlerde. Ama Nepal'de her yerde pazarlık olduğu gibi mutlaka pazarlık yapın rehberlerle de. Kathmandu yazımda, Pashupatinath Tapınağı'nda rehberimin bana yaptığını yazmıştım, para konusunda mutabakat olmadan rehber tutmayın.

PAZARLIK:

Nepal'de pazarlığın sınırı yok, bir şeyi yarı fiyatına, 1/10 fiyatına dahi alabilirsiniz. Dolayısıyla her yapılan alışverişte (kazıklandım mı acaba?) endişesi yaşıyorsunuz. Çok rahatlıkla çok düşük fiyatlar teklif edebilirsiniz, çekinmeyin.


  İYİ SEYAHATLER


NEPAL - BHAKTAPUR

Eylül 2016

Kathmandu ve Patan'dan sonra sırada Bhaktapur vardı. Bu üç yerleşimde de Durbar (Saray) meydanı bulunuyordu. Bhaktapur, Kathmandu'ya 12 km. mesafede bulunuyor. Buraya ulaşmanın çeşitli yolları var, toplu taşım araçlarıyla da ulaşılabilir ama ben taksi ile ulaşmayı seçtim. Zaten ulaşım oldukça ucuzdu bu ülkede.


Meydan'ın girişindeki gişeden biletimi alırken yanıma birisi geldi ve rehbere ihtiyacım olup olmadığını sordu. Pazarlık etmeden 500 rupiye anlaştık. Şehrin meydanı hemen girişteydi. Geçen yıl yaşanan depremin etkileri fotoğrafta da görüleceği gibi hemen dikkati çekiyordu.



Yolumuzun üzerinde mimarisi, taş, ahşap ve metal sanatının güzel örnekleriyle  inşa edilmiş saray bulunuyordu. 1754 yılında yapılan Altın kapısı (The Golden Gate) ve bir sütun üzerindeki, Kral Bhupatindra Malla heykeli bulunuyor. 55 pencereli bu sarayın şu güzel ahşap işçiliğine bakarmısınız...



Kralın banyosu ve havuzu da ilgi çeken yerlerden. Havuzun içinde ve kenarında bulunan Kobra yılan figürleri, kralı kötülüklerden koruması amacıyla yapılmış. Kral önce havuzda yüzüyor sonra da yine The Golden Spout'un ağzından çıkan su ile yıkanıyormuş.


Her Durbar meydanında olduğu gibi burada da bir çan mevcuttu. Anlatıldığına göre, savaş veya genel afetler sırasında bu çan çalınıyor ve halkın bu meydanda toplanması sağlanıyormuş.


Meydanı gezerken okulca yapılan bir gezi nedeniyle burada bulunan Nepal'li öğrencilerle de resim çekilmeyi ihmal etmedim.


Siddhi Laxmi Stone Temple 17. yüzyılda yapılmış, deprem sonrası işte bu desteklerle ayakta durabiliyor şimdi.


Sırada Dattatraya Meydanı var. Bu meydanda Dattatraya Temple. Bu tapınakta da bir çok Hindu tapınağında olduğu gibi ahşap kolonlarda, halka cinselliği öğretmek için oyma işçiliğiyle sex figürleri ile donatılmış.


Oyma işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olan, ünlü tavus kuşu (Peacock) figürlü pencere de bu meydanda bulunuyor.


Buradaki yine küçük bir meydan olan, Taumadhi Meydanında bulunan Nyatapola Temple oldukça gösterişliydi. Bu meydanda genellikle yüksek katlı tapınaklar bulunuyordu. Bu sırada yanıma gelen bir öğrenci grubu benimle ropörtaj yapmak istedi. Onları kırmadan yardımcı oldum ve tapınak önünde beraberce hatıra fotoğrafı çekildik.


Bu tapınağın basamakları iki yanında çeşitli hayvan figürleri olmakla birlikte, en üst basamağında bronzdan Bhairab ve Ugrachandi heykelleri yer alıyor.



Bhaktapur çömlekçiliği ile de ünlü bir yer. Pazarda bunları görmek mümkün.

Şimdi yolumuz Pokhara'ya ama öncelikle Himalayalarda trekking'i yazmak istiyorum.


Himalayalarda trekking yazımı okumak için tıklayınız.....


İYİ SEYAHATLER


NEPAL - CHİTWAN

 Eylül 2016


Trekking dönüşü Pokhara'da bir gün daha kalıp dinlendikten sonra, yeni hedefim Chitwan oldu. Pokhara'dan Chitwan'a otobüsle gidiliyor. Biri halk otobüsü, diğeri turist otobüsü ve Greenline otobüsü olmak üzere 3 sınıfta seyahat edilebiliyor. Greenline öğle yemeği dahil  23 dolar, turist otobüsü klimali 15 dolar, diğerine zaten binilmez çünkü çok kötüydü. Ben turist otobüsünü tercih ettim.



Yol aslında çok uzun değildi, 135 km. Fakat buranın yolları o kadar kötüydü ki, bir de üstüne yol çalışmalarının eklendiğini düşünün, ortalama 10 km. hızla gittik bazı yerlerde. Tabii sarsıntıdan bütün eklemlerimiz yerinden çıkacaktı neredeyse. Bu yolculukta geçen 7 saat sonunda nihayet Chitwan'a vardık.


Otobüs terminalinde bir grup insan bir araya toplanmış otobüsten inenlere ellerindeki otel resimlerini gösterip sesleniyorlardı ama yanımıza gelemiyorlardı. Turistleri çok rahatsız ettikleri için bu önlem alınmış ve polisler zaman zaman onlara müdahale ediyordu. Herhangi bir rezervasyon yapmadan gittiğim için kalacak bir yer bulmalıydım. Otobüsten inenler oradakilerin ellerindeki resimlerdeki otel ve resortlara bakarken, birisi beni 10 rupiye şehir merkezine götürebileceğini ve orada çok sayıda otel olduğunu, orada seçim yapabileceğimi söyledi. 


Beni önce kötü bir otele götürdü, ben kabul etmeyince bir başkasına götürdü. Burasının kardeşine ait olduğunu ve 10 dolar kahvaltı dahil kalabileceğimi söyledi. Şehir merkezine biraz uzak olması nedeniyle onu da istemedim ve en nihayetinde benim için uygun bir yer olan Chitwan Forest Resort'ta 15 dolar, klima, wi-fi, kahvaltı dahil, kalmaya karar verdim. 


Koskoca otelde sadece müşteri olarak bir tek ben vardım. Ne istesem hemen yerine getiriyorlardı. Otel müdürü ile aktiviteleri konuştuk milli parkta fil safarisi, kano ile nehirde yolculuk ve folklor gecesine katılmaya karar verdim. İsteyenler için, ormanda yürüyüş, araç ile safari, fil bakım evi ziyareti gibi etkinlikler de var ama ben bunlara katılmadım.




Aynı gece bir saat sürecek olan bu folklor gecesinde gösterileri izledim. Bir rehber salona gidip gelene kadar bana eşlik etti. Gösterinin son bölümünde izleyenlerde danslarına katılabiliyordu ama ben katılmadım.



Ertesi sabah saat 06.00 da kalkacak ve 07.00 de kano ile nehirde akıntı eşliğinde yol alacaktık. Kahvaltıyı takiben, aynı rehber gelip beni aldı ve safari aracı ile başlangıç noktasına gittik. Yolculuk sırasında bana çevreyi anlatıyor, doğal yaşamdan, kuş ve timsahlardan bahsediyordu. 

Bineceğimiz kanolar da tek bir ağacın oyulmasıyla yapılmıştı. Kanoya denge gözetilerek teker teker bindik ve nehir yolculuğumuz başladı.



Bu arada önce nehirde, daha sonra da kıyıda timsahlar gördük. Hatta bir timsah biz geçerken nehire iniyordu ve bu durum kanoda biraz heyecana yol açtı. :) Şayet kano devrilse timsaha oldukça iyi yemler olacaktık.



Bu arada çok sayıda kanatlıyı uçarken, su içerken veya bir dal üzerine konmuş olarak izledik. Bu arada daldaki kartalı görebildiniz mi?


Güzel manzaralar eşliğinde bu kano gezimiz bir saat sürdü. 


Kano gezimizin bittiği noktada devletin fil yetiştirme ve bakım istasyonu bulunuyordu. içeriye girmedim ama dışarıdan fotoğraf çekilmeyi de ihmal etmedim.


Fil safarisi burada oldukça ilgi çekiyor ve meslek haline getirilmiş. Bu nedenle çok sayıda fili şehrin caddelerinde sürücüsü ile birlikte gördüm. 


Öğleden sonra fil safarisi vardı. Saat 15.00 te rehberim yine gelip beni aldı ve yarım saatlik bir yolculuk sonunda safarinin başlangıç yerine geldik. Burada her filin üzerine 4 kişi biniyordu ama sona bir ben ve bir de Nepalli kadın kalınca file ikimiz bindik. 


Daha henüz ilerlemeye başlamışken şiddetli yağmur yağmaya başladı. O yağmurun altında 1,5 saat vahşi yaşamın içinde yol aldık. Filin sahibinin verdiği şemsiye bile durumu kurtarmıyor, yağmurda duş yaparak yola devam ediyorduk. 


Burada tek boynuzlu gergedan, kaplan gibi vahşi hayvanları görmeyi ummuştum ama sadece bir ağacın altına sinmiş olan bir geyik gördüm. Tabii bu sağanakta çok fotoğraf çekme şansım da olmadı. Görebildiniz mi geyiği ?


Daha önce fil safarisine Tayland da katılmıştım ama o bunun yanında oyuncak kalıyor doğrusu, bu tam harbi safariydi. Tayland da fil hep bir patikadan gitmişti oysa burada tamamen vahşi ormana dalarak yürüyordu. Zaman zaman bitki ve dallara sürte sürte yol alıyor, oramız buramız çiziliyordu. Kendimi korumak için epeyce uğraşmak zorunda kaldım.

Ben bir yandan şemsiyeyi tutuyor, bir yandan da ıslanan giysi ve oturak nedeniyle kayarak aşağıya düşmemeye çalışıyordum. Durum oldukça komikti.)))) Turun bir an önce bitmesini istiyordum ama adam işini çok ciddi yapıyor ve kısa yoldan dönmeden tura devam ediyordu. Adam zaman zaman durup sağa sola bakıyor, ben de eyvah galiba yolu da kaybetti diye düşünüyorumdum. :) Nihayet 1,5 saat sonunda başlangıç noktasına vardık. Kadının kocası tura katılmadığı için kupkuru kalırken, kadın ve ben aynen sudan çıkmış sıçan gibiydik. :)


Nepal'de daha 4 günüm vardı. Buda'nın doğum yeri olan Lumbini'ye gitmeyi düşünüyordum ama ters istikamette bulunması nedeniyle Katmandu'ya dönüş oldukça meşakkatli olacaktı. Oraya gidip uçak ile dönmeyi düşündüm ama o da pahalı geldi. Sonuçta bir gün daha Chitwan'da kalıp sonra Katmandu'ya gitmeye karar verdim.

Kathmandu yazımda belirtmiştim; Budizmi merak ediyor ve hatta arkadaşlarıma Budist olarak döneceğimi söylüyordum. Ama Budist tapınaklarında da gördüm ki bunlar da "sadece duygusal" takılıyorlardı. Bhaktapur'daki Budist tapınağında rehberim bana, ne kadar fazla bahşiş verirsem çok daha fazlası sana döner demişti. Monk'lar bir şeyler okuyordu ve önlerinde para sepeti vardı. Bu durum beni Budizm konusundaki düşüncelerimin de doğru olmadığı hissiyatını verdi. Dolayısıyla Budist olmayacağım için, Lumbini'ye gidip hacı olmama da gerek yoktu. :)  Gerçi 2-3 günüm daha olsaydı buraya kadar gelmişken orayı da gezmeyi isterdim. 

Chitwan'da 3. günüm sağanak yağmur ile başladı ve otel odasında Poon Hill hikayemi yazıyordum. Onu burada tamamlayarak blogumda servis ettim.


Gezdiğim ülkelerde gençlerle fotoğraf çekilirim. Burada da Genç Nepallilerle fotoğraf çekildim. Onlar da ben de mutlu olduk.


Öğleden son hava açtı. Bir kiralık bisiklet ile şehri ve bahçeleri gezdim. İnsanların yaşam şartlarını böylece yakından görme fırsatım oldu. 

   
Otele dönüşte ne yemek istediğimi sordular. Ben de aşçıya, soğan, biber, domates ve yumurta olup olmadığını sordum. O da olduğunu söyledi. O zaman gel beraber yemek yapalım dedim ve mutfağa girdik. O hazırlıyor ben pişiriyordum, anladınız bu yemeğin ne olduğunu. O da beni ilgiyle izliyor, yemek pişince ben bir miktarı kendime aldım, kalanını da deneyin belki beğenirsiniz diye onlara bıraktım. Ama domatesler bizimkiler gibi lezzetli ve olgun olmayınca, çok lezzetli olmadı tabii ki Menemenimiz. Artık işi abarttım ve akşama yemeği için de patlıcan yemeği yaptım. :)   Buralarda en büyük sorun yemek zaten, iki öğün ağzıma layık yemek yemiş oldum böylelikle.

Artık dönüşe geçtim şimdi yolum yine Kathmandu'ya. Kathmandu'da iki gün daha kaldıktan sonra yolum Türkiye'ye.. NAMASTE...Bu ara süreyi de Kathmandu yazımda paylaştım.

NEPAL GENEL ve FAYDALI BİLGİLER yazımı okumak için tıklayınız.



                     İYİ SEYAHATLER

NEPAL - POKHARA

Eylül 2016


Kathmandu'dan  204 km.'lik yolu 8 saatte katederek Pokhara'ya vardık. Yolda böbrek taşlarımız resmen döküldü. Zaman zaman asfalt olan, büyük çoğunluğu toprak yolda o kadar çok trafik vardı ki, bozuk yollara gelince en fazla saatte 10 km. hız ile ilerleyebiliyorduk.

Pokhara'nın en büyük özelliği, Annapurna dağ yürüyüşlerinin başlangıç noktası olması. Bu dağ yürüyüşünü yapmak isteyenler, buraya gelmek zorunda.


Pokhara'da otobüsten inince, birisi yanıma geldi ve kahvaltı dahil 10 dolara kalacak yer teklif etti ve en azından yeri bir görmemi istedi. Daha önce booking.com'dan (25 dolar) rezervasyon yaptığım için kabul etmedim. Yani oraya gidip uygun fiyatta kalacak yer bulmak çok daha uygun fiyata olabiliyor.

Rezervasyon yaptığım otele varınca, otel müdürü beni kapıda karşıladı. Beni önce penceresi olmayan bir odaya götürdü ve rezervasyonumun bu oda olduğunu söyledi. Ama 30 -35 dolara daha iyi odaları olduğunu buraları da fark ödeyerek tercih edebileceğimi söyledi. Resmen kazık atmaya çalışıyordu ve ben de 35 dolar dediği odayı fark vermeden istedim, zorlayınca kabul etti. Otelin adı, Hotel City Inn...(Müdüre dikkat)

Otel müdürü yapacağım etkinlikler konusunda da yardımcı olabileceğini söyledi. (Bu konudaki değerlendirmeyi Himalayalar yazımda yapmıştım). 


Pokhara, Kathmandu'ya göre çok daha güzel ve düzgün bir şehir. Burada birçok etkinlik yapmak mümkün. Bunların en başında, yamaç paraşütü, kano geliyor. 


Burada Avrupa yemekleri yapan restoranlar da mevcut. Burada pizza, makarna, hamburger gibi alışkın olduğumuz tadları bulunuyor. Aynı zamanda yerel yemekler de var elbette. 
Himalaya'daki trekking'den sonra burada dinlenmek bana oldukça iyi geldi.

Artık yolumuz Chitwan'a



Chitwan yazımı okumak için tıklayınız....




İYİ YOLCULUKLAR.



    

NEPAL - HİMALAYALAR'DA TREKKİNG

Eylül 2016

DÜNYANIN ÇATISINDA - HEDEF “POON HİLL”



Kathmandu’dan Pokhara’ya gelip daha önce rezervasyon yaptığım, Hotel City Inn’e yerleştim. Artık akşam olmak üzereydi.

Pokhara, Annapurna dağında yapılan trekkingler için başlangıç noktası. Otelin müdürü ile yapacağım 5 günlük rota konusunda pazarlık ederek toplam 300 dolara anlaştık. Kathmandu’da da benzer fiyatta teklifler almıştım ama buraya gelince kötü bir sürpriz ile karşılaşmak istemedim ve buradan bir bağlantı sağlamayı seçtim. Bunun kapsamında bir rehber, trekkingin başlangıç noktası Nayapul’a kadar özel araç ile gidiş ve geliş, kalınacak yerlerin ücretleri, kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri ile trekking için izin belgesi (ki bunun 70 dolar tuttuğunu söyledi müdür). Ayrıca eşyaları taşıyıcı “Şerpa” için de günlük 15 dolar istedi ancak eşyalarımın bir kısmını otelde bırakacağımdan, kendim taşıyacağımı düşünerek istemedim.


Bu arada şunu da belirteyim tur rehbersiz de yapılabilir ve daha ucuza gerçekleştirebilir. Güzergah zor değil ve tek bir güzergah izleniyor. Bu yürüyüşüm sırasında rehbersiz olan turistlerle karşılaştım. Yol üzerinde çok sayıda restoran, otel, pansiyon vardı. Kalınacak yerler gecelik yaklaşık 5 dolardı, yemekler şehir fiyatı ve marketlerde fiyatlar şehre göre yüksekti. İçecekler de aynen yüksek fiyatlıydı. Turun fiyat içeriğini içecekler kapsamadığı için, para kazanmak için bana ısrarla bir şeyler içirmeye çalışıyorlardı. :)


Otel müdürü bu saatte izin ofisi kapalı olduğunu ertesi gün sabah 10.00 da açılacağını ve izni alıp yaklaşık saat 11.00 de yola çıkabileceğimizi söyledi. Ben de bu ara zamanı Pokara'da geçirdim. Pokara'yı daha sonra yazacağım.

Trekking’de 1. Gün :

Sabah gerekli izin belgeleri alındı ve rehberim Krishna ile tanıştırıldım. Krishna, Nepal ile Tibet sınırındaki bir köyde yaşayan 40 yaşında, güçlü, zaten daha ileride yazacağım o zorlu yollardan neredeyse hoplaya zıplaya geçen tam bir dağ adamıydı. Kendisi 15 yıldır bu konuda rehber olarak çalıştığını söyledi ve yeteri kadar İngilizce de biliyordu. Müdür onun iyi bir rehber olduğunu her sorunu çözeceğini, eğer bir sıkıntı yaratırsa dönüşte kendine söylememi ve gereğini yapacağını söyledi.


Dağda kullanacağım eşyalarımı sırt çantama koyup hazırlıkları tamamladım ve yola çıktık. Özel Araçımızla yaklaşık 1,5 saat süren yolculuktan sonra Nayapul’a vardık. Burası trekkingin başlangıç noktasydı.

TREKKİNG BAŞLIYOR :

Bugün,Nayapul'dan (Rakım 1127 m.) Tikhedhungga’ya (Rakım 1540 m.) kadar yürüyecektik.  Yaklaşık 14 km. lik bir mesafe ve 700 m. yükseğe çıkacaktık. 14 kg. olan sırt çantamı yüklendim ve yürümeye başladık. 





Belli bir noktaya gelince belgelerimiz kontrol ettiler ve, işlemler tamamlanarak yola çıkmamıza izin verdiler. O andan itibaren merdivenler başlıyordu. Zaman zaman patika ve çoğu merdiven olan bu yolu etrafı seyrederek yürümeye devam ediyordum.








Önceleri yol güzel, manzara harika, şelaleler, yaya köprüleri ilginç görünüyordu. Ama daha sonra anlıyorum ki, hani bir hikaye var cehennemin reklamı diye, bu görüntüler onlarmış meğerse. Yol gittikçe dikleşiyordu, binlerce merdiven ile yukarıya doğru çıkıyorduk. Daha önümüzde tur boyunca inip çıkacağımız on binlerce merdiven varmış meğerse. Çıkış sırasında bazen inişler de oluyordu tabii ki, bu aynı inişi tekrar çıkacaksın demekti. Böyle durumlarda içimden küfür ediyorum tabii ki. :)


Her yanımdan ter boşanıyor, burnumun ucunda terlerin aktığını hissediyordum. Zaman zaman durup dinleniyor ve pınarlardan akan sularla serinlemeye çalışıyordum.


İlk öğle yemeğimizi yol üzerindeki bir lokanta da yedik.
Fazla rahatsız etmemesi için, tur boyunca öğle yemeklerinde sadece bir çorba içtim.
 
Yol boyunca binalar, iş yerleri vs. gibi insan yerleşimleri hiç bitmiyordu. Tıpkı bizdeki doğu Karadeniz de olduğu gibi insanlar dağlara dağınık bir biçimde yerleşmişti. 


Yol boyunca insanların yaşamlarını da yakından görme olanağım oldu. Elektriğin olmadığı bu bölgede fotoğrafta görülen iki kişi bir ağaç gövdesini, sanki makinadan çıkmış gibi, çok düzgün bir biçimde doğruyorlardı. Nepal'e teknoloji henüz gelmemiş. Zaten makina olsa bile elektrik en büyük sorunları, şehir merkezlerinde bile kısıntılı olarak elektrik veriliyordu.


Nihayet 5 saatlik bir yürüyüş sonunda Tikethunga’ya vardık. Yola geç çıkabildiğimiz için vardığımızda hava kararmak üzereydi. Burada ahşaptan yapılmış derme çatma bir kulübede kalacaktım. Neyse ki yataklar temizdi ve duş yapma imkanım da vardı. Ancak ortak kullanılan banyoda sıcak yazan vanayı açınca sadece buz gibi su aktı ve çaresiz bununla duş almak zorunda kaldım.

Bugünkü yürüyüşte sırtımdaki yükle oldukça yorulmuştum. Rehberime söyledim o da bir taşıyıcı bulabileceğini ama fiyatının daha pahalı olduğunu söyledi (Tabii ki kendi komisyonunu da üzerine ekleyecekti). Bu yük ile daha fazla yürümenin benim için çok zor olduğunu düşündüm. 20 dolar günlük ile bir Şerpa (Sherpa) tutum.

Akşam yemeği için sadece haşlanmış patates ve iki kaynamış yurmurta istedim.Yemeğimi yedikten sonra yorgunluğum nedeniyle hemen uyuyabileceğimi düşünmüştüm ama heyhat. Dışarıda yağan şiddetli yağmurun sakinleştirici etkisine rağmen hem yorgunluktan hem de belki yerimi yadırgamaktan sabaha kadar geceyi aralıklı sızarak tamamlayabildim.

Trekkingde 2. Gün :

Sabah saat 06.00 da kalkıp kahvaltı yaptım. Kahvaltı menümde benim için olmazsa olmaz Türkiye’den getirdiğim peynir, oradan iki kaynamış yumurta, yağ ve reçel vardı. Onlar kahvaltıda normal yemek yiyorlardı, hatta bazı Avrupalı turistler de öyle yapıyordu. Ve tabii kahvaltıda benim için olmazsa olmaz diğer şey Türkiye’den getirdiğim çaydı.

Turun en zorlu yürüyüşü bugündü ama neyse ki en azından sırtımda yük olmadan yapacaktım bu yolculuğu. Ve zorlu yolculuk başlıyor. Bugün 2874 m. yüksekliğindeki, yaklaşık 18-19 km. ve yaklaşık 8 saat sürecek mesafedeki Ghorepani’ye yürüyecektik. Yani 1334 m. daha yükseğe çıkacaktık.


Yol boyunda dik merdivenlerde, zaman zaman yağan şiddetli yağmur altında yürüyorduk. Güzergah o kadar zordu ki, bazen 10 m. dik merdiven çıkıp, durup derin derin nefes alarak yola devam ediyordum. Deyim yerindeyse kıçımdan ter boşanıyordu. Zaten yükseğe çıktıkça azalan oksijen de durumu daha da güçleştiriyordu. Rehberim bu durumda ''Boss are you ok?''diye halimi soruyordu. Ben iyiyim diyordum ama gittikçe tükendiğimi hissediyordum.

Ne etrafı dikkatlice izlemek, ne de fotoğraf çekme isteğim yok tu. Zaten yağmur nedeniyle etraf gri görnüyordu. İstediğim tek şey bu yolun bir an önce tamamlanmasıydı. Yağan şiddetli yağış nedeniyle, zaten fotoğraf makinem de ıslanmış çalışmıyordu. Bazen rehberimin bana acıyan gözlerle baktığını görüyordum. :)


Yine bir yerde öğle yemek molası verdik, burada da bir çorba içtim. Yolda ise, enerji kazanmak için, ara sıra gelirken getirdiğim kuru kayısı, çerez, çikolata tüketiyordum. 



Yolda zaman zaman kan görüyordum. Rehberime bunun ne olduğunu sorduğumda, at, eşek, köpek, manda gibi hayvanlara yapışan sülüklerin yere düşmesiyle olduğunu söyledi. Bazen dinlenirken, sülükler nedeniyle beni otlara fazla yakın oturmamam konusunda uyarıyordu. Eylül sonu yağış sezonu bitince bu sülükler de yok oluyormuş.



Yine bu zorlu yola ısrarla devam ediyordum. 8 saat süren bu zorlu yolculuğun sonunda nihayet Ghorepani'deydik. Burada bir aşağı ve bir de yukarı Ghorepani vardı. Rehberim yukarı Ghorepani'nin manzarasının daha güzel olduğunu, ama yorgunsam aşağıda da kalabileceğimizi söyledi. Bunun için 15-20 dakika daha yürümemiz gerekiyordu. Adeta sürüne sürüne yukarı Ghorepani'ye çıktım çünkü hem güzel bir Annapurna manzarası görecek ve hem de yarınki yürüyüşümüzden zaman kazanacaktım.. (Not: Fotoğraf alıntıdır.)



Rehberim beni tebrik etti ve birçok insanın bu ikinci günkü yola dayanamayıp geri döndüğünü söyledi. Hatta yapabileceğimi düşünerek, Annapurna Base Camp’a gitmeyi teklif etti. Oraya varış 6 gün sürüyormuş. Buraya kadar bana yetti de arttı bile. :)  Ghorepani’de genç bir Nepalli rehber bana “Strong Man” ismini taktı ve sonraki karşılaşmalarımızda diğer rehberlerle birlikte bana “Strong Man” diye sesleniyorlardı. :) Bu parkurda orta yaştaki insanları ne kadar çok zorlandığına şahit oldum. Hatta gençler bile oldukça zorlanıyorlardı doğrusu.

Burada kalacağım otel belki buradaki en lüks oteldi. Rehberime sıcak su olup olmadığını sordum yine var dedi. Odaya çıkıp kendimi duşa attım ama yine heyhat sıcak  su akmıyordu. Yine soğuk su ile duş aldım, kurulanıp kalın giysilerimi giyip kendimi ısınmak için yorganın altına attım.  Hava da burada oldukça serindi. Rehberim bir süre sonra gelip, yarım saat sonra sıcak su olacağını haber verdi. :)

Bir süre sonra aşağıya inip ıslanan giysilerimi, diğer gezginler gibi, ortada bulunan büyük bir odun sobasının üzerindeki iplere asarak kurutmaya çalıştım. Zaten kuru bir giysim kalmamıştı.

Bir süre dinlendikten sonra, akşam yemeğimi yedim. Burada tercihim makarnaydı. Yemeğin ardından hemen yatmam lazımdı çünkü sabah 04.00 te kalkıp Poon Hill’e güneşin Annapurna üzerinde doğuşunu izlemeye çıkacaktık. Bir gece öncenin uykusuzluğuna rağmen yorgunluktan yine uyuyamadım. Ara sıra sızarak sabahı zar zor ettim.

Trekkingde 3. Gün :

Saat 04.00 te kalkıp 04.30 da yola çıktık. Poon Hill (Rakım 3874 m.) yaklaşık 2,5 km. mesafede ancak 500 m. daha yukarı çıkacaktık. Bir gün öncenin dayanılmaz yorgunluğuna rağmen bu dik merdivenli yolu tamamladım ve Poon Hill’e vardık. Hedefime varmanın heyecanı ve gururuyla bütün yorgunluğum bir anda sona ermişti.

     

Bizimle beraber buraya tırmanmış olan 100-150 kişi daha vardı. Hep birlikte güneşin doğuşunu bekledik ama yine heyhat, gökyüzü bulutlu ve güneşin doğuşunu net görme şansımız olmadı.





Aynı şekilde karşımızdaki 7219 m. tepesi buzullu Güney Annapurna dağını da bulutlar nedeniyle net olarak göremiyoduk. Ama olsun burada olmak bile bana çok heyecan veriyordu bana.


Burada çokça fotoğraf çektim. Birkaç fotoğraf da  rehberim Krishna ile çekildim. Daha sonra tekrar otelimize döndük. İniş yolunda rengarenk çiçekler, doğanın rengarenk görüntüsü içimi ferahlatıyordu. Otelde kahvaltımı yaptım ve 2-3 saat dinlendim.





Şimdi yolumuz Tadapani’yeydi (Rakım 2630 m.). Burası yaklaşık 13 km. ve yaklaşık 5 saat sürecekti yolculuğumuz. Bu güzergahta yokuşlar olmasına karşın inişler de çoğunluktaydı. Bir gün öncesine göre daha kolay bir parkurdu ve burada çok güzel vahşi orman manzaraları mevcuttu. Burası adeta bir botanik bahçesini andırıyordu.


5. saat yürüyüşün sonunda nihayet Tadapani’deydik. Burada kalacağım yer yine ilk günkü gibi ahşap barakaydı. Rehberimden ısrarla sıcak su istedim, o da sıcak su olacağını söyledi. Burada su tüp gazla ısıtılıyormuş ve şerpalar tarafından taşınarak getirildiği için 200 rupi istiyorlarmış duş başına. Sonradan anladım ki, meğer benim rehber bu paraları vermemek için beni soğuk su ile yıkanmaya mecbur bırakmış. Çünkü bu turdaki her şey, içecekler hariç, fiyatın içindeydi. Rehber ne kadar kısarsa ona daha fazla para kalacaktı. Neyse ki burada sıcak suyla yıkanıp rahatladım.



Fotoğrafta bir Şerpa kocaman bir su tankını taşırken dinlenme esnasında.

Şerpalar deyince biraz da onlardan bahsedelim. Burada taşıma araçları, katırlar ve şerpalardı. Zavallı adamlar sırtlarında 35-40 kilo yükle o yüksekliklere çıkıyorlardı. Genelde ayaklarında terlikler, sırtlarında büyük bir sepet vardı, görünce gerçekten içim sızlıyordu. Benim şerpa sadece benim yükümü taşıdı 14 kg. Bundan başka da bir ulaşım yoktu buralarda. Burada yaşayan insanların çok çetin bir yaşam mücadelesi vardı doğrusu. 

Nihayet Tadapani'ye vardık. Akşam yemeğinde tavuklu kızarmış pilav ve yanında, belki de uyumama yardımcı olur diye, buraya özgü içki Rum içtim. Burada Koreli, Azeri ve İspanyol turistler vardı ve gece boyunca sohbet ettik. Buna rağmen yine zorlu ve uykusuz bir gece geçirdim.

Trekkingde 4. Gün :

Bugün yolumuz Ghandrunk’aydı. (Rakım 1940m.) 7-8 km. yaklaşık 3,5 saatlik bir yolumuz vardı. Daha bir günlük programımız vardı ama geriye dönmek istedim. Rehberime bugün Pokhara’ya nasıl dönebiliriz diye sordum, o da Ghandrunk’tan sonra daha bir saat yürüyeceğimizi oradan otobüs ile Nayapul’a inebileceğimizi söyledi. Bence dönmek en iyisiydi çünkü burada yapabilecek artık bir şey yoktu. Bu turu yapacaklara tavsiyem de aynen böyle yapmaları.



Bu kez parkur temizdi ve az zorlu bir yoldan ilerleyerek önce Ghandrunk daha sonra da otobüsün kalktığı yere vardık, burasının adı da Ghrandrunk'tu.




Benim için bu kadar zor parkuru yürüdükten sonra, bir otobüse binip sağa sola sallanmaktan, sarsıntıdan adeta böbrek taşları düşürülebilecek bir yolculuk bile oldukça iyi geldi. :)

Ve nihayet Nayapul’dayız ve aracımız bizi bekliyordu. Araçta su içindeki ve perişan haldeki botlarımı çıkarınca, daha önce bahsettim iki sülük ayağımı iyi emmişler. Sülükleri ezdim ama yine canlandılar ilginç, yok edercesine iyice ezdim.

Altının bir bölümü parçalanmış olan botlarımı rehberime teklif ettim ve kabul etti. Terliklerim çok iyi geldi, bütün gün su içindeki ayaklarım bu sayede hava aldı. Yine 1,5 saat süren yolculuktan sonra otelime vardık. Rehberimle vedalaşarak bu turu tamamladım.

Şimdi Pokhara'da dinlenme zamanıydı.

NAMASTEE…..

Not: Özellikle blog yazarlarından rica ediyorum, hangi mevsimde gittiklerini yazılarında belirtsinler. Ayrıca mevsim önerilerini de doğru yapsınlar. Çünkü inanarak okuduğum bir blogda en iyi ayın Eylül olduğunu yazıyordu. Ancak buraya gelince Ekim, Kasım, Nisan ve Mayıs aylarının en iyi aylar olduğunu öğrendim. Yanlış bilgilenmem nedeniyle yaptığım turun en az yarısını sağanak yağış altında gerçekleştirdim. Tanzanya seyahatimde de benzeri oldu, çokça eşya yüklenmek zorunda kaldım.Bu konuya dikkatinizi çekerim. Saygılarımla.



Pokhara yazımı okumak için tıklayınız....     


İYİ SEYAHATLER