Fas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

FAS (MOROCCO) GERİ DÖNÜŞ YOLUNDA

Kasım 2017
                                                                                                                                   
Artık Fas turumuzun sonuna geliyoruz. Bugün Essaouria'dan yola çıkıp Kazablanka'ya varacağız ve yol üzerindeki şehirlere uğrayıp, Fas'taki gezimizi tamamlayacağız. 




SAFİ ;

Kahvaltı sonrasında eşyalarımız toplayıp yola çıkıyoruz. Kazablanka'ya ulaşmak için iki seçenek var birincisi eski yoldan giderek yolumuz üzerindeki şehirleri görmek, ikincisi ise otoyoldan giderek daha kısa sürede Kazablanka'ya varmak. Biz eski yolu tercih ediyoruz, hem zamanımız uygun, hem de yol üzerindeki yerleşimleri de görme şansımız olacak.



Zaman zaman, yolun bozuk oluşu ve sis nedeniyle okyanus manzaralarından mahrum kalınca, eski yolu tercih ettiğimize biraz pişmanlık duysak  da, sonunda iyi yapmışız diyoruz. Çünkü otoyoldan gelseydik bu bölgelerdeki yerleşimleri hiç göremeyecektik.




Yolumuz üzerindeki ilk büyük kent Safi. Bu kent Okyanus kıyısında bulunuyor. Kentin içinde panaromik bir tur attıktan sonra deniz kıyısına geliyoruz. Burası Okyanusun dev dalgaları nedeniyle birer yalı şeklinde oluşmuş. Kıyıdan denizi seyrettikten sonra yola devam etmek istiyoruz. Bu şehrin üst kısımları güzel ancak deniz kıyısı pek öyle değil. 




Bu kentle birlikte Fas'ın sanayi tesislerini de görmeye başlıyoruz. Kentin girişinde büyük bir elektrik santrali bulunuyor. Bu kentte deniz kıyısında ayrıca bir çimento fabrikası görüyoruz. 

Safi'den çıkıp, El Jadit'e gideceğiz ama şehir içi yollar biraz karışık o yüzden yol üzerinde gördüğüm bir trafik polisine soruyorum yolu. Polis, o sırada kendi vatandaşına ceza yazıyordu, kenara çekip beklememi istiyor ve işi bitince bize eskordluk yapıp istediğimiz yola kadar çıkarıyor. Yani Fas polisi böyle kibar ve yardımcı.


  EL JADİT ;

Bu kez otoyolu tercih ediyoruz El Jadit'e kadar.  El Jadit girişinde oldukça büyük bir fabrikalar kompleksi bulunuyor. İçinde rafinerisinden, elektrik santralına kadar her şey var. Tabii dışarıdan diğer fabrikaların ne olduğunu anlıyamıyorum ama güzel bir sanayi kopleksi olduğu gayet açık. 




Bu kent oldukça büyük ve güzel bir kent. Önce sahil kesimine inip öğle yemeğimizi yiyecek bir yer bakıyoruz. Aklımıza deniz ürünlerinden oluşan bir menü var ya bakalım şansımız ne çıkacak. Burası da bir balıkçı kenti. Essaouria yazımda buradaki teknelerin mavi renkli olduğundan söz etmiştim, buradakiler ise yeşil - kırmızı renkte.( Buna en çok Karşiyakalılar (KSK)  sevinecek) Demek ki kentlere göre tekne renkleri de değişiyor.




Limanı gezdikten sonra, hemen liman karşısında bulunan balıkçı restoranına gidiyoruz. Sardalya, kalamar ve karides siparişi veriyoruz. Burada sardalyalar bizimkilere göre daha irice ve tezgahta dahi hemen tuzluyorlar balığı ve öyle tuzlu biçimde de pişiriyorlar. Ben balığa tuz koymam ama buradaki tuzlu sardalya oldukça lezzetli geliyor. Ne yazık ki burada da balığa küfür ettirmek zorunda kalıyoruz, ( Dün vefat eden duayen Aydın Boysan'a da allahtan rahmet diliyorum), yani anlayacağınız üzere rakısız gidiyor bunca deniz ürünü.




Şimdi sırada kentin kalesini gezme var. Her şehirde Medina ve kale iç içeler Fas'ta. Medinada pek bir işimiz yok ama kalenin burçlarından Okyanus ve kentin manzarası oldukça güzel görünüyor.




El Jadida'ın uzunca bir plajı da var. Daha önce Essaouria yazımda insanların denize girdiğinden söz temiştim ama burası biraz daha kuzeyde ve daha serin. Sanırım bu yüzden denize giren kimse görmüyoruz.



Kentin çarşısına doğru yürüyoruz. Essaoruia'dan aldığım hurmalar içime sinmemişti o yüzden buradan daha kaliteli hurma bakıyorum. Epeyce gezdikten sonra, içime sinen hurmalardan alıyorum ve diğer hurmaları akşam kalacağımız otelde bırakacağım.

Bu kenti de tamamladıktan sonra artık yolumuz, internetten rezervasyon yaptırdığım, Kazablanka 5. Mohammed Havaalanı yakınında olduğunu düşündüğüm otelimize. Elimizde navigasyonumuz da yok ve bu nedenle karanlığa kalmak istemiyoruz. Sonuçta biraz zorlanarak da, kırsal bir alanda bulunan otelimize varıyoruz.




Otelin sahibi Alman - Arab karışımı bir genç. Bize çok yardımcı oluyor, ikramlarda bulunuyorlar. Biz onlara referans olacağız tabii ki, çünkü bu ıssız yerdeki otele kim niye gitsin ki. Haritadan havaalanına yakın gibi göründüğü için bu otelde kalmak istemiştim, ama Kazablanka'da bir otelde kalmak pek farketmiyormuş aslında. Neyse böyle de bir deneyim yaşamış oluyoruz işte.

Sabah oldukça zengin bir kahvaltının ardından yola çıkıyoruz. Biraz zor olsa da, yolumuzu bulup hava alanına varıyoruz. Bu arada yine yol sorduğum bir Faslı, belki de yolunu değiştirerek, eskordluk ederek ana yola çıkarıyor bizi. İşte böyle iyi insanlar genelde Faslılar.

Havaalanında kiralık aracımızı teslim edip, biniş işlemlerimiz tamamlayıp ve elini memleket diyor ve Fas'a veda ediyoruz.







İYİ SEYAHATLER

FAS (MOROCCO) GENEL VE FAYDALI BİLGİLER

Kasım 2107


Fas (Morocco) seyahatine eşimle birlikte gitme kararı verince, seyahat hazırlıklarına başladım. Bu hazırlıklar sırasında, daha önce oraya gidenlerin yazılarından yararlandım tabii ki. Zaten bir seyahate çıkmadan önce, gideceğim ülke ile ilgili gerek seyahat sitelerinden ve gerekse seyahat bloglarından yararlanırım. Hazırladığım seyahat programına göre de seyahate çıkarım. Dönüşte de oradaki tecrübelerimi blogumda paylaşarak, o ülkeye gidecek olanlara da faydalı olmaya çalışırım.



Fas planım şöyleydi ;  İzmir - İstanbul - Kazablanka (Uçak)- Rabat (88 km.)- Meknes (150 km.)- Fez (66 km.)- Merzouga (463 km.)- Ourzazate (370 km.) - Marakeş (198 km.) - Essaouria (191 km.) - Casablanca (377 km.) ( Otomobil) - İstanbul - İzmir (Uçak).


Fas'a hangi mevsimde gidilir? 

Fas seyahati bütün bir yıl boyunca yapılabilir ancak, özellikle Ekim - Kasım ve Nisan - Mayıs ayları en iyi aylardır. Bu aylarda hava çok sıcak değil ve ılımandır. Biz bu nedenle Kasım ayını tercih ediyoruz. Buna rağmen öğleden sonraları yakıcı bir sıcak ile karşılaşıyoruz. Akşamları ise sırtımıza bir ceket almamız gerekiyor çünkü hava akşamları hissedilir derecede serinliyor. Dolayısıyla, Türkiye'de baharda giydiğiniz giysilerle gitmek gerekiyor buraya. Tabii ki Kasım ayı için bu değerlendirmem.

Vize ;

Fas'a gitmek için en az 6 aylık süresi olan pasaportunuz varsa, 90 gün kalmak için herhangi bir vize almak gerekmiyor Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için. Sadece havaalanında girmeden önce bir form doldurmak gerekiyor.

Ulaşım ;

İstanbul'dan Fas'ın Kazablanka şehrine gerek THY gerekse başka hava yollarına ait uçaklarla ulaşmak mümkün. Biz bu seyahatimizi daha uygun fiyatlı olması nenedniyle, Air Royal Maroc ile, gerçekleştiriyoruz.

Fas'ta şehir içi ulaşımda genelde Petit Taksileri kullanmakta fayda var. Bunlar farklı şehirlerde farklı renklerle de olsa, aynı şehir için aynı renkte taksiler. Genelde taksimetre kullanıyorlar ama kontrol etmekte fayda var. Ayrıca dolmuş gibi çalışan Mercedesler de var ama bunlar çok eski ve insanlar kucak kucağa seyahat ediyorlar. Rabat'ta iki hatlı tramvay bulunuyor. Biz aracımız olmasına rağmen rahatlığı nedeniye, Rabat'ta tramvayı tercih ediyoruz. Fas'taki gezimiz sırasında, aracımız olduğu için, diğer şehirlerde ayrıca taksi ihtiyacı duymuyoruz.


Burada seyahat edeceğiniz şehirlere göre uçak, tren, otobüs ve kiralık araç ile ulaşabilirsiniz.  Buraya gelmeden önce okuduğum yazılarda, bazıları kiralık aracın rahatlıkla kullanılabileceğini, bazıları ise "rüşvetçi" polisler nedeniyle kullanılmaması gerektiğini yazıyordu. Ben kiralık araç ile seyahati tercih ediyorum ve 2500 km.yi aşan yolculuğumuzda, hiç bir olumsuzlukla karşılaşmadım. Tabii ki trafik kurallarına uymak gerekiyor. Zaten orada yaşayan insanlar da büyük çoğunlukla trafik kurallarına uyuyorlar. Dolayısıyla, trafiğin Türkiye'deki trafikten daha iyi olduğunu bile söyleyebilirim. Bu seyahat için harcadığım yakıt 1000 dirhem.






Şehir içinde neredeyse hemen her kavşakta trafik polisi var. Şehir girişlerinde de mutlaka trafik polisi bulunuyor. Şehirlerarası yolllarda, otoyolda 120 km., tek gidiş gelişli yollarda 100 - 80 ve bazen de 60 km. hız sınırlarında gidebiliyorsunuz. Şehir girişlerinde ve otoyol gişelerinde 40 km. ye kadar düşüyor hız sınırı. Bir de otoyol işaret levhalarının mavi, tali yol işaret levhalarının ise yeşil olması ilginç bir durumdu. Çünkü uluslararası işaret levhalarında durum bunun tam tersidir. Ayrıca ilk defa burada gördüğüm, kilometre taşları da ilginç geliyor bana.










Fas'ta şehirlerarası seyahatimiz sırasında geçme yasağının olduğu dar yolda, önümdeki kamyonu takipten sıkılınca, bir hatalı sollama yaptım. Tam da orada trafik polisi varmış ve tabii ki durdurdu. Ben "Selamünaleyküm" dedim o da bana "Aleykümselam" dedi. Polis İngilizce "Nereden geliyorsunuz?" Ben de "Türkiye'den" dedim " Hatanızı biliyormusunuz?" diye sordu ve ben de "Evet biliyorum" dedim. Evrakları istedi onlara bakarken daha gerisinde bulunan bir başka polise bir şeyler söyledi. O polis de eliyle bırak gitsin işareti yaptı. Polis evrakları geri vererek, dikkatli gidin dedi ve ceza yazmadı.

Yol güzergahlarını hep polise danıştım ve hep yardımcı oldular. Hatta Safi şehrinde güzergahı sorduğum polis, o sırada kendi vatandaşına ceza yazıyordu, kenara çekip beklememi istedi. İşi bitince bize eskordluk yapıp istediğimiz yola kadar çıkardı. Yani demem şu ki, trafik polisleri rüşvetçi diyen arkadaş pek haklı değil, aksine çok yardımseverler. Tabii ki kural hatası yaparsanız cezasına da katlanacaksınız. Resimde kiralık aracımız.


Üstelik en önemlisi de, Fas seyahatinizi eğer özel aracınız ile yapmıyorsanız, bir çok yeri görememiş olacak ve Fas seyahatinizi "yapmış" gibi olacaksınız. Diğer türlü toplu taşım araçlarıyla yaptığınız seyahatte muazzam zaman kaybı da yaşayacaksınız. Eğer burasını bir tur ile değilde bağımsız olarak gezecekseniz, kesinlikle kiralık araç ile yapmanızı öneririm.

Dil ve Sosyal Hayat ;
   
Fas'ta resmi dil Arapçadır. Ayrıca özellikle ülkenin güneyinde yaşayan Berberiler de, Berberice konuşmaktadır. Bu ülkede kullanılan yabancı dil, Fransızcadır. Yıllarca Fransız sömürgesi olmaları nedeniyle, Fransızca ana dilleri gibi olmuş Faslıların. İngilizce bilen sayısı az, bu manada zaman zaman sıkıntı olabiliyor dil konusu. Turizm sektöründe İngilizce bilenler, kendilerini diğerlerinden daha ayrıcalıklı görüyorlar, ki biz de buna da şahit oluyoruz.


Fas'ta bir müslüman olarak seyahat etmek oldukça avantajlı. Fas'ta bir dükkana, restorana vs. "Selamünaleyküm" diye selam vererek girerseniz fazla kazıklanmayacağınızdan emin olabilirsiniz Turist ama müslüman bu diyerek fazla kazıklamıyorlar. Yukarıda anlattığım olayda da, trafik polisinin müslüman olduğumuz için ceza yazmadığını düşünüyorum. Bu sözcük "Ben de müslümanım" anlamı taşıyor.

Fas'ta genellikle Türkleri seviyorlar. Bence bu Türk olduğumuz için değil, Müslüman olduğumuz için. Ayrıca Tayyip Erdoğan'ı da seviyorlar ama ben biraz onu anlatınca, bilmiyorduk sadece televizyondan tanıyoruz diyorlar. Yani Türkiyenin cumhurbaşkanı ve biz de Türk olunca böylece bize yakınlaşacaklarını, ya bir şeyler satacaklarını ya da restoranına müşteri olacağımızı düşünüyorlar. Yani durum tamamen duygusal. :)

Yukarıdaki resimde bir Berberi ile birlikteyiz. Bunu yazmışken Faslılar resimlerinin çekilmesinden hoşlanmıyorlar. Şayet birisinin resmini çekmek isterseniz önceden izin almanız gerekiyor genelde de kabul ediyorlar. Ama izin almadan çekerseniz çok tepki gösteriyorlar


Ayrıca şunu da belirteyim; Fas'ta sadece Kazablanka'da Hasan 2 Camisine gayrımüslümler girebiliyor. Diğer camiler girmek için mutlaka müslüman olmanız gerekiyor. Ben farklı şehirlerde camiye girerken hemen müdahalelerle karşılaştım. Ama Türk ve Müslüman olduğumu söyleyince memnuniyetle gülümsediler hep. Bütün camilerin kapısında da "Müslüman olmayanlar giremez" diye asılı bir ikaz yazısı bulunuyor. Dolayısıyla müslüman olmanın başka bir avantajı da, diğerlerinin içini göremedikleri camilerin içine girip görebilmek. Camiler genelde kapalı bulunuyor ve sadece namaz vakitlerinde açılıyor. Tabii namaz vakti içeriye girince de Faslılar namaza davet ediyorlar genellikle.

Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, bütün Fas seyahatimiz boyunca güzel ezan okuyan bir müezzine rastlamadık. O kadar kötü okuyorlar ki, insanı islamiyetten soğutabilirler..))

Konaklama; 

Fas'ta  konaklama konusunda alternatifler bulunuyor. Birincisi bildiğiniz oteller, bunlar modern tarzda yapılmış ve döşenmiş konaklama mekanları. Bütçenize uygun bir oteli kolaylıkla bulabilirsiniz. Fas şehirlerinin modern bölgelerinde bulunuyor genelde oteller. Fas genelinde en pahalı otellerin Kazablanka'da olduğunu gözlemledik, onu da yazmış olayım. Fas'ın güney şehirlerinde yapılar daha otantik ve modernliğe imkan vermiyor. Buralardaki oteller de dış görünüş itibarıyla kentin o otantik dokusunu bozmayacak biçimde yapılmış. Resimde Ourzazate şehrinde kaldığımız İbis Hotel buna güzel bir örnek.



İkincisi Riadlar; Bunlar genellikle şehrin Medinası (Eski Şehir) bölgelerinde yer alıyorlar. Eğer internet üzerinden rezervasyon yaptırdıysanız, riadı bulmak oldukça zor olacaktır sizin için. Çünkü riadlar, Medinaların o dar sokakları içinde bulunuyor ve kapılarında sadece küçücük bir tabelada isimlerini okuyorsunuz. Küçücük bir kapıdan içeriye giriyorsunuz ortada geniş bir avlu, bazen ortada bir havuzu da bulunuyor. Riadlar genelde bir kaç katlı yapılar, avlunun etrafında ve katlarda odalar bulunuyor. Avlunun üstü genelde açılır kapanır biçimde yapılmış ve binanın havalandırması da sadece buradan sağlanıyor. Bu avlu aynı zamanda ortak dinlenme alanı ve restoran olarak da kullanılıyor. Ben en azından bir defa olsun riadda kalmak istiyorum ama Nurşen'i sıkıntılar basıyor burada. Kalabileceğimiz riadları dolaşırken, nefes alma sorunu yaşıyor ve böylelikle hiç bir riadda kalamıyoruz.


Marakeş yazımda bahsetmiştim, buradaki bir riaddan. Nurşen bu riadda kalmıyor ama güzel bir hamam sefası yapıyor. Bu riadın da dar bir girişi var ama içerisi adeta kocaman bir yerleşim. Resimde o riadın bir bölümü.


Üçüncüsü Kashbahlar, bunlar genellikle ülkenin güneyindeki çöl başlangıcında bulunuyor. Adeta dört köşesinde surları bulunan bir kale gibi bu binalar. Yine bu bölgelerde, tarihi Kashbahlar da bulunuyor. Bunlar genellikle zamanında kentin yöneticileri ve ileri gelenlerini, dışarıdan gelecek herhangi bir saldırıya karşı korumak amacıyla yapılmış binalar. Kashbahların da, riadlar kadar küçük olmasa da, küçük bir girişleri var. Yine ortada büyükçe bir havuz, bahçe, ortak dinlenme tesisleri ve restoranı bulunuyor ve üstü tamamaen açık. Resimde Merzouga'da kaldığımız kashbah.









Merzouga yazımda anlatmıştım, Nurşen ne kadar istemese de elimiz mecbur böyle bir kashbahta kalıyoruz. Önce gecenin o karanlığında biraz ürkütücü gelse de sonra alışıyoruz .





 Sahra Çölü ;
     
Fas'a gelip de sahra çölünde etkinlik yapmamak bence büyük eksiklik olurdu. Fas'ta çölün başlangıcında bulunan 3 yerleşimden biri olan Merzouga'yı almıştım planıma. Çünkü yol planımıza göre burası daha yolumuz üzerinde olacaktı.


Sahra Çölünde deve ile gezmek, deve ile gezmekle birlikte bir geceyi çadırda geçirmek, 4*4 arazi araçlarıyla safari yapıp, Cezayir sınırına kadar gitmek, çölde yaşayan Berberilerin köylerine gidip o kültürü yaşayıp öğrenme gibi etkinlikler yapılıyor. Bunu isterseniz Marakeş, Ourzazate gibi şehirlerde bulunan tur firmaları ile anlaşarak yapabiliyorsunuz. Biz doğrudan Mergouga'ya geldiğimizden, zaten yolda karşılıyorlar böyle etkinlikler için, yerinde sadece çölde deve ile gezmek üzere anlaşıp plan yaptık.

Develere biniş ve inişlerimizdeki haller, deve üzerinde tutunmaya çalışmalar görülmeye değerdi doğrusu. Ama bir süre sonra alışılıyor, biz de alıştık deve ile seyahate. Yaşamımızda da güzel bir anı olarak kaldı tabii ki.

Yiyecek - İçecek ;

Fas'ın en önemli sıcak içeceği Nane çayı. Bu çayı ya kaynamış suyun içine taze nane yaprakları ve bol şekerli olarak, ya da kurutulmuş naneyi demleyerek ve yine bol şekerli olarak servis ediyorlar. Aslında nane çayı mideyi rahatlatıp, gerginliği azaltıyor ama o bol kepçe şekeri olmasa. Çayı sipariş ederken kesinlikle şekersiz olması konusunda uyarın, yoksa adeta nane şurubu içersiniz.


Fas'ta alkollü içecekler yasak olmamasına karşın çok tüketilmiyor. Dolayısıyla her köşede alkollü içki satan bulunmuyor. Özellikle yıldızlı otellerin barlarında içki mutlaka bulunuyor. Burada hem turistler hem de Faslılar içki içiyorlar. Hatta bazı genç kızların barda bir masa etrafında bira içmelerine de şahit oluyoruz. Ama sokakta içene rastlamıyoruz.

Özellikle ülkenin güneyi daha muhafazakar yapıda ve bu nedenle dışarıdan alkollü içecek bulmanız zor. Ama orta ve kuzey bölgelerinde dışarıdan satın alma şansınız bulunuyor. Ama kazıklanma ihtimaliniz olukça yüksek. Meknes ve Marakeş yazılarımda bu konulara daha uzun değindim.












Casablanca ve Flag marka biralar buraya özgü. Ama çok yerde farklı fiyatlarla satılıyor, fiyatların sınırı yok. Zaten kolay bulunmadığından, içmek isteyenler fiyata aldırmıyorlar sanırım. Bu biraları deniyoruz ve oldukça güzel buluyoruz.















Tabii ki alkolsüz içkilerin her çeşidi mevcut. Farklı su markalarıyla ciddi karın ağrıları problemi yaşadım hep yurtdışı gezilerimde.  Bu nedenle, burada Sidi Ali markalı suyu hep içtim ve bu markayı tercih etmenizi öneririm.











Essaouria yazımda yazmıştım, kentin girişinde kentin manzarasını izlerken bir deveci deve sidiğini bir plastik şişeye dolduruyordu. İçtiğini görmedim ama bizim bazı islamcı vatandaşlarımızdan birileri de, bu sidiğin faydalı olduğunu söylemişlerdi TV kameralarına biz buraya gelmeden önce. Ama biz yine de onu içenlere şifa olsun diye, içmeleri için deve sidiğini onlara bırakıyoruz. :)


Fas'ın en ünlü yemeği Tagine (Tajjin). Tajin bizim güveçe benzer bir yemek, zaten onların kendine özgü topraktan yapılmış kapları içinde pişiriliyor ve servis ediliyor. Bu yemeğim dana etlisi, tavuklusu ve sadece sebzelisi de bulunuyor. Etin yanında sebzeli olanı olduğu gibi, kuru erik ve kayısılı olanı da var. Hemen hepsini deniyoruz bu gezimizde ve bizim damak zevkimize etli ve sebzeli olan daha uygun geliyor. Ben zaten yemek içinde tatlı bir tadı asla sevmem.


Yine Fas'ın ünlü yemeklerinden biri de kuskus (couscous). Kuskusu, kaynamış ince bulgur ve ortasına konulmuş tajin gibi düşünebilirsiniz. Tajin gibi bu da çeşitli alternatiflere sahip. Kuskusu Ourzazate - Marakeş arası seyahatimiz sırasında Atlas dağları üzerindeki bir restoranda deniyoruz ama doğrusu çok lezzetli gelmiyor bize bu tad.

Fas yemeklerinde çok kimyon kullanılıyor. Bu kadar yoğun kimyona alışık olmadığımız için de rahatsız edici oluyor bizim için.


Buraya özgü bir yemek de salyangoz çorbası. Bunu sadece Marakeş'te Jemaa Al Fna meydanında gördük. Ben demenek istedim, ki her gittiğim ülkedeki uç yemekleri mutlaka denerim, bu kez Nurşen pek bir burun kıvırdı. Buna rağmen deneyecektim ama, bir Faslı küçük kızın salyangozları iştahla yemesini izlerken telefonumu cebimden çaldırınca, bütün iştahım kaçtı tabii. O anda salyangoz çorbasını düşünecek halde değildim. Aslında daha önceki yıllarda, Dikili'deki yazlığımızın bahçesinden topladığım salyangozları pişirip denemiştim ama sanırım beceremedim çok sert olmuşlardı. Böylelikle farklı bir lezzeti yaşayamamış oldum.


Tabii ki bu kadar deniz kıyısına sahip bir ülkede deniz ürünleri de oldukça önemli bir besin kaynağı. Değişik kıyı şehirlerinde lezzetli deniz ürünlerini de yeme fırsatımız oldu.Bu ürünelr içinde bizim için yeniolan birşey yoktu. Burada köpek balığı ve vatoz gibi deniz canlıları da tüketiliyor ama biz bunları denemiyoruz. Deniz ürünleriyle ilgili değerlendirmelerimi, deniz kıyısı şehirleriyle ilgili yazılarımda paylaşmıştım.

Güvenlik ;

Fas'ın genelde güvenli bir ülke olduğunu söyleyebilirim. Ama Marakeş yazımda da paylaşmıştım başımıza gelen olayı. Kısaca tekrar edeyim; Birisine bir adres sordum, önce bize tarif etti ama o sırada hemen yakınımızdaki bir sokağın başında bulunan tipi bozuk birisi ona birşeyler söyledi. Bize tarif yapan o adamın başında durduğu sokağı göstererek ısrarla oradan gitmemizi istedi. Ben daha önce okuduklarım yazılarda, turistleri böyle dar sokaklara sokup darp edip üzerlerindeki kıymetli eşyaları çaldıklarını okumuştum. Bu nedenle o sokağa girmeyip, geriye döndük. Özellikle geceleri dar sokaklarda yalnız başınıza yürümeyiniz.

Kalabalık bölgelerde ve geceleri de dikkatli olmak gerekiyor. Yukarıda da yazdığım gibi, Marakeş'in Jemaa Al Fna meydanında da telefonumu çaldırdım. Bunlar hepsi birere ders olarak algılanmalı..

Pazarlık:

Daha önceki yıllarada bulunduğum Mısır'da yapılan pazarlığı başka bir yerde görmemiştim. Fas'ta da aynı Mısır'da olduğu gibi inanılmaz pazarlık var. Yerine göre değişmekle birlikte tavan ile taban arasında uçurum olabiliyor. Bir örnek vermem gerekirse, Atlas dağlarını aşarken yolda ellerindeki rengarenk madenleri satan birinden, 500 dirhem istediği madeni, 20 dirheme alıyorum. Tabii bu örnek her yer için geçerli değil. Ama en azından 1/3 fiyatına alabilirsiniz.

Rehberlik:

Rehberlik burada ciddi bir sektör olmuş, ama genç bir delikanlıdan, yaşlı bir erkeğe kadar herkes rehber. Tarihi mekanların girişinde size adeta yapışıyorlar. İstemeseniz dahi sizi bırakmıyorlar ve sonunda tabii ki bahşiş istiyrolar ve verdiğiniz bahşişi de genelde beğenmeyip artırmanızı istiyorlar. Aslında pek rehberlik de bir duruma rastlamıyoruz doğrusu, ya da rehberlerimiz "rehber" değil.
   
Alışveriş ;

Seyahate başlamadan önce bir yazı okumuştum, arkadaşlar 5 tane büyük boy tajin kabı ve bir adet orta boy kilim almışlar ve üstelik seyahatlerini otobüs veya trenler gerçekleştirmişler. Orada aldıkları tajin kaplarını görünce neredeyse sandalyeden düşecektim doğrusu. Ya arkadaş, kaç defa tajin yapacaksın ki? O ağırlık için uçağa ne ne kadar ekstra para ödeyeceksin? Bizim memlekette güveç mi kalmadı. :)

Seyahatlerimde o ülkelere özgü küçük şeyler alırım hatıra olsun diye. Kendime bir adet o da Berberi satıcının başıma ısrarla taktığı mavi renkli örtüyü (resimlerde var) aldım. Nurşen de kendisine bir küçük şişe argan yağı, sabunu ve daha sonra beğenmediği için kullanamadığı sürme ile kızkardeşlerimize hediyelik birer küçük şişe argan yağı aldık. Bir de ağaçtan oyma küçük bir deve ile tabi bir miktar da hurma aldık.

Hediyelik de olsa, alacağım şeyin orada halkın yaşadığı ve alışveriş ettiği mekanlardan almayı tercih ederim. Çünkü turistik mekanlarda bir çok şeyin sahtesi satılıyor. Dolayısıyla argan yağlarımızı büyük bir alışveriş marketinden aldık. Bu arada şunu da söylemeliyim, burada marketlerde ve dükkanlarda hiç naylon poşet kullanılmıyor. Onların yerine ücreti karşılığı kumaş torba satılıyor. Bu nedenle ülkenin her yerinde oradan oraya uçuşan veya bir tarafta yığılı çevreyi kirletmiş poşetler görmüyorsunuz.

Argan Yağı :


Argan yağının nasıl üretildiğini Essaouria yazımda anlatmıştım, şimdi de faydalarını bir alıntıyla size sunayım;

- Daha çok cilt ve saç bakımında kullanılmakta olan argan yağı, tırnaklar ve vücut içinde besleyici özelliğe sahiptir. Saçların daha parlak ve sağlıklı olmasına yardımcı olurken saç kırıklarının oluşmasını da engeller. 

- Argan yağı cildiniz için etkili ve yararlı bir nemlendiricidir. Hem de bu nemlendiricinin bir çok güzelleştirici faydası olduğunu unutmayın. Avucunuza 1-2 damla argan yağı damlatıp elinize yayın. Daha sonra cildinize ve boynunuza masaj yaparak uygulayın. Argan yağı ile cildinizi nemlendirmek, kırışıklıkları gidermeye yardımcı olduğu gibi vitamin içeriğiyle cildinize bakım sağlar.


- Cilt parlaklığını artıran ve kırışıklık oluşumunu yavaşlatan argan yağı aynı zamanda kırışıklıkların görünümünü de daha zayıf hale getirerek gizlemeye yardımcı olur. Yüksek antioksidan içeriği sayesinde cildinizi yaşlanmanın etkilerine karşı korur. Serbest radikallere karşı savaşarak cildinize bir kalkan oluşturur. Aynı zamanda cildin yumuşak, canlı ve parlak görünümünü destekler.

 Argan yağı, kanıtlanmış bir sebum (cilt tarafından üretilen doğal yağ) azaltma etkisine sahiptir. Yağlı bir cilde sahipseniz argan yağı ile zaman zaman cildinize bakım yapmak cilt yağını dengelemeye yardımcı olur. Argan yağı, fazla yağlanma ve bu yağlanmaya bağlı olarak gözeneklerin tıkanması nedeniyle ortaya çıkan akne, sivilce ve siyah noktaların oluşumunu engellemeye yardımcı olduğu gibi aynı zamanda cildinizde hasar görmüş hücreleri tedavi etmeye de yardımcı olur.

Argan yağı tırnak bakımı içinde sıklıkla kullanılmaktadır. Tırnak eti problemlerini gidermek için bir kaç damla argan yağını tırnak ve tırnak etlerine masaj yaparak uygulayınız. Tırnak etleri problemlerini gidermek, soyulma ve kavlamalara dur demek için oldukça faydalı olacaktır. Elinize bir eldiven takıp 10 dakika boyu bekletmek argan yağının emilimi için daha iyi olur.

- Argan yağı saç derisini ve saçı nemlendirerek kuru saçlardan kaynaklanan kepek benzeri şikayetleri engelleyebilir.Saç diplerine iyi gelir, saçı canlandırır, onarır ve böylelikle saçların daha canlı ve gür görünmesinin sağlar.

- Argan yağının faydaları cilt ve saçla sınırlı değildir. Aynı zamanda dudak güzelliği içinde başarılı bir bakım yağıdır. Dudaklardaki çatlakları gidermek (özellikle kış aylarında nemsizlikten oluşur), dudakları daha yumuşak ve pürüzsüz hale getirmek için kullanılabilir. 1 damla kadar argan yağını dudaklarınıza sürün ve etkisini test edin.
         
- Argan yağının kalp damar hastalıklarını önlediği ve hatta bu tipteki hastalıklara iyi geldiğine dair yayımlanmış makaleler vardır.Çeşitli araştırmaların sonucuna göre argan yağındaki doymamış yağ asitleri, kolesterolü düzenlemeye ve yüksek  tansiyonun düşürmeye yardımcıdır. Bu durumlarda kullanmanız gereken argan yağı cilt reyonlarında satılan argan yağı yağı değil, bitkisel destek ürünleri satan mağazalarda kapsül yada tablet şeklinde satılan argan yağıdır.

NOT; Gezi boyunca not tutarak, Fas ile ilgili yazılarımı yazmamda yardımcı olan eşim Nurşen Yavaş'a da teşekkülerimi sunarım....



Bir başka seyahat yazımda görüşmek üzere hoşçakalın...



İYİ SEYAHATLER

FAS (MOROCCO) - ESSAOURİA

Kasım 2017




Artık Fas'taki son günlerimize yaklaşıyoruz ve bugün yolumuz Essaouria'ya. Fas'ta okyanus kıyısından başlayıp, Atlas Dağları'yla ve Sahra Çölü'yle devam eden yolculuğumuzda tekrar Atlas Okyanusu kıyılarına dönüyoruz.



Marakeş - Essaouria yolu oldukça rahat bir yol 180 km ve iki buçuk saat sürüyor ve büyük bir bölümü otoyol. Essaouria'ya 30 km. kala yol boyuncaki bölgede Argan ağaçları bulunuyor. Bu ağaçlar bizim meşe ağaçlarına benziyor ama dalları dikenli bir ağaç. Yolda aracımızı durdurup bu ağaçlardan argan topluyoruz. Bu bölgede ayrıca zeytin ağaçlarının çokluğu da dikkatimizi çekiyor.




Bu bölgede oldukça çok sayıda argan yağı imalathaneleri bulunuyor. Biz de bu imalathanelerden birine giriyoruz. Yanımıza gelen görevli bir bayan bize arganın hikayesini anlatıyor. Arganın, bademe benzeyen bir yapısı var. Dışında koruyucu yumuşak bir kabuk, ki bu kabuğu hayvanlara yem olarak veriyorlarmış, içinde sert bir kabuk, bunu da yakıyorlarmış ve içinde de kabak çekirdeği içi gibi arganlar yanyana dizili vaziyette bulunuyor. Bu ürünü bu imalathanelerde kırıp, ayırıp ve daha sonra el değirmenlerinde öğütüyorlar. El değirmenleri, üst üste konulmuş  iki taştan oluşuyor. Değirmenin ortasından arganı içeriye atıyorlar ve durmadan çeviriyorlar. Yağ haline dönüşen arganı bir toplama kabına akıtıyorlar. Resimde Nurşen değirmende çalışırken.   

   
Argan kavrularak bu işlem yapılırsa yiyecek olarak kullanılıyor ve tadı tahini andırıyor. Kavrulmadan değirmenden geçilirse bu da kozmetikte kullanılıyor. Argan yağının faydalarını da Fas Seyahatim yazımda daha geniş ele alacağım.




Rahat bir yolculuktan sonra Essaouria'nın genel görünüşünün yakalandığı bir tepe üzerinde duruyoruz. Buradan şehri seyrederken yine burada bulunan devecilerin, deve ile gezi tekliflerini reddediyoruz. Bugüne bugün, Sahra Çölü'nde deveye binmiş adamız, burada deveye binmek klasımızı sarsar. :)


Bu arada bir deve çişini yaparken, deveci deve sidiğini bir pet şişeye dolduruyor. Aklımıza hemen ülkemizde bir ara, deve sidiğinin faydalı bir içecek olduğu söylemleri geliyor. Biz yine de bu sidiği iddia edenlerin içmesi için onlara bırakıyoruz. :)

   
Buraya gelmeden kalacak bir yer için herhangi bir rezervasyon yaptırmamıştım. Şehir girişinden itibaren, ellerinde anahtar sallayan gençler bulunuyordu. Sanırım bunlar kısa veya uzun süreli ev kiralayanlardı, çünkü burası bir sayfiye kenti. Biz yine de bunları tercih etmiyoruz ve biraz dolaştıktan sonra beğendiğimiz bir otele yerleşiyoruz. Aracımızla otel ararken temiz bir şehir olduğunu gözlemliyoruz burasının.

   
Şimdi sıra şehri keşfetmekte. Şehrin uzunca bir plajı bulunuyor. Hava oldukça sıcak, ama sanırım deniz suyu da öyle olmamalı ve biraz da rüzgarlı. Buna rağmen, denize giren "soyunuk" Avrupalılar ile plajda oturmuş "giyinik" Faslılar bulunuyordu.




Burası özellikler aldığı Alize rüzgarları nedeniyle, sörf yapmak için biçilmiş kaftan bir yer. Bizim orada bulunduğumuz sırada sadece bir kişi deniz paraşütü ile gösteri yapıyordu.


Kentin en önemli turistik yeri, Medina'sı ve Skala De La Kashbah adı verilmiş olan 18. yy.'da yapılmış surları. Plajı yürüyerek geçip işte bu surlara varıyoruz. 




Hemen surların önünde, buraya özgün mavi balıkçı teknelerinin bulunduğu limana yürüyoruz. Burada denizden henüz çıkarılmış balıklar satın alınıyor ve hemen yakında bulunan balık pişiricisinde pişirilerek orada yeniyor. 




Ben zaten oldum olası, balık almayacak olsam bile tezgahtaki balıkları seyretmeye bayılırım. Dolayısıyla bütün tezgahları dolaşıyorum tabii ki. Buradaki balıklar genelde bildiğimiz Sardalya, Çupra, Kefal, Levrek vs. Akdeniz balıkları ancak boyutları bizimkilere göre daha büyük. Bu arada Köpek balığı, Vatoz ve çeşitli yılan balıkları da dikkatimizi çekiyor. Biz bu balıkları yemiyoruz ama orada ve daha önce bulunduğum Zanzibar adasında da bu balıklar yeniyor. Tabii ki başka ülkelerde de yeniyordur.



Bugün illa ki balık ve diğer deniz ürünleri olacak menümüzde ama iştahımızı akşama saklıyoruz. Daha sonra bu surlara çıkıyoruz. Surlarda o dönemden kalma toplar, gözetleme kuleleri bulunuyor. Buradan manzara da oldukça güzel görünüyor.





İşte sonunda dayanamıyorum ve yolumuzun üstünde gördüğüm kefal balığının cazibesine dayanamayarak, pazarlıkla bu balığı 40 dirheme satın alıyorum. Böyle açık denizden çıkarılmış bir kefal oldukça lezzetli olmalı diye düşünüyorum. Balığımızı hemen orada temizlettiriyor ve yanımız alarak gezmeye devam ediyoruz.




Şimdi sırada Medina var. Burasının da daha önce gezdiğimiz şehirlerdeki Medinalardan farkı yok. İçeride balıkçılar, kasaplar, baharatçılar, kozmetikçiler, hurmacılar, marketler vs. bulunuyor. Ve diğer Medinalarda da olduğu gibi pis bir görüntüsü var. O kadar açıkta satılan yiyeceklere rağmen, yoldan kalkan toz toprak konusunda bir şey yapmak akıllarına gelmiyor mu acaba? Medinadan hurma alıyoruz. 




Yine yorulduk ve otelimize geri dönüp biraz istirahat ihtiyacı duyuyoruz. Akşam oluyor ve artık Fas'taki bu son etkinlik gecemizi de değerlendirmeliyiz. Önce balığımız alıp bir balık pişiricisine gidiyoruz ve onlardan aldığımız mangalda kalamar ve salata eşliğinde, akşam yemeğimizi yiyoruz. Aslında ben balığa küfrettirmem ama burada Rakı olmadığı için, sadece su eşliğinde oluyor bu defa. Tahmin ettiğim gibi balığımız oldukça lezzetliydi. Balık pişirme, salata, kalamar ve su için de 50 dirhem ödüyoruz, tabii ki burada her şey pazarlıkla...




Yemeğimizi bitirdikten sonra, Medinanın girişinde müzik yapan gençleri izliyoruz önce. Gençler Bob Marley gibi giyinmiş ve saç modelleri de onun gibi. Bob Marley buraya çok gider gelirmiş ve bu yüzden ona ve müziğine karşı büyük bir sempati duyuluyor.





Buradan Taros adlı bara yöneliyoruz. Barda canlı müzik var ve biralarımızı müzik eşliğinde içiyoruz. Buradan günün yorgunluğunu atmış olarak çıkıyor ve doğruca otelimiz gidiyoruz. 

Yarın yolumuz Kazablanka 5. Muhammed havaalanına en yakın mesafede olduğunu düşündüğümüz otelimize. Essaouria - Kazablanka yolu ve yol üzerindeki şehirleri anlatan yazımda görüşmek üzere..


GERİ DÖNÜŞ YOLUNDA yazımı okumak için tıklayınız... 




İYİ YOLCULUKLAR