PERU - LİMA

ŞUBAT 2014 

Uzun bir süredir yapmak istediğim, Güney Amerika seyahatimi bu yıl (2014) gerçekleştirebildim. Türkiye üzerinden böyle bir seyahati gercekleştirmek oldukca zordu, çünkü Türkiye'deki mevcut tur firmalarının böyle bir gezi programları yoktu o dönemde. Bu nedenle, benim gibi seyahat etmeyi seven dayımın (Adem İktir) organizasyonu ile bir Alman firmasının, Almanya'dan başlayan ve biten, turuna katılmaya karar verdik.

   
Ülkemizden hayli uzun bir yolculukla gercekleştirilebilen bu seyahat cok sayıda ülkeyi kapsıyordu. Bu turun sadece havayolu yolculuğu toplam 32 saat sürdü. Bu mesafenin uzunluğu nedeniyle, bir defada 3 hafta süren ve 5 ülkeyi kapsayan bu tur çok mantıklı geldi bize. Tabii ki bu 3 haftalık program bu ülkeleri gezmek, benim için az bir süreydi ama belli bir program dahilindeki tura katılınca başka seçenek kalmamıştı. 
Bu tur, Peru (LimaCuscoPunoCopacabana, Titicaca gölü), Bolivya,(La Paz), Şili (Santiago), Arjantin, (Buenos Airesİguazu) ve Brezilya (IguaçuRio De Jenerio) kapsayan bir turdu. Sırasıyla turu sizlerle paylasacağım.



Peru'nun kuzeyinde Equador ve Kolombiya batısında Pasifik Okyanusu, Güneyinde Şili, Doğusunda Brezilya ve güneydoğusunda da Bolivya bulunuyor. Kıyıdan itibaren başlayan düzlükler daha sonra yerini And Dağları'na bırakıyor. Peru, büyük bir bölümü dağlık olan bir ülke.
Peru 1535 yılında İspanyol Francisco Pizzaro tarafından keşfedilmiş ve İspanya'nın sömürgesi yapılmış. 

Peru yerlileri genelde kısa boylu, esmer tenli, hiç beyazlamayan siyah saçlara sahip ve erkekleri sakalsız. İşgalcilerin uzun boyları, sakalları, bazılarının sakal ve saçlarının beyaz olması, yerlilerde onları tanrının gönderdiği inancını doğurmuş. Bu nedenle İspanyolların işgali sırasında yerli halk, gelenlere hiç bir karşılık vermemiş ve hatta memnuniyetle karşılamışlar. Ama yerli halk süreç içinde İspanyolların köleleri haline getirilmiş, Şaman olmalarına karşılık, zorla Katolik'liği kabul etmişler.
Daha önce  bu kıtada bulunmayan hastalıklar (Sifilis,Tüberküloz) işgalci Avrupalılar tarafindan buraya taşınmış. Buradan da Avrupa'ya herpes taşınmış. Kanser  hastalığı ise yerlilerde hiç görülmemiş.
   
  
Lima havaalanında rehberimizce karşılandık ve doğruca otelimize gittik. Yalnız burada benim için şanssızlık, bir Alman grubuyla seyahat ediyor olmaktı. Çünkü bulunacağımız yerlerde bütün rehberler Almanca konuşuyordu ve ben de anlamıyordum. Dayım tercümeye kalkınca  da yakınımızdaki insanlar söylenenleri anlamıyordu ve dolayısıyla bu durum ciddi bir sıkıntı oldu.

Önce rehber eşliğinde genel şehir panaromik turu attık. 

Lima, Peru'nun başkenti ve 8 milyon nüfusuyla en kalabalık şehri. Şehir Pasifik Okyanusu kıyısında bulunuyor ve çok özellik taşımayan bir şehir. Şehir 3 nehirle 4 bölgeye bölünmüş ve bu bölgeler gelir düzeylerine göre oluşmuş. Bu bölgelerde zenginliği de, yoksulluğu da gözlemledik. 




Peru'da farklı etnik yapılar var. Yerlilerin içinde de çok sayıda farklı etnik yapı bulunuyor. Lima'da bu etnik yapılardan, Aymara ve Quechua yerlileri var ve genellikle kentin varoşlarındaki gecekondularda yaşıyorlar. 

Lima'da genelde yerlilerle, farklı milletlerden insanlar da bir arada yaşıyor. Daha ziyade Avrupa'dan gelenler olduğu gibi, burada yaşayan Çin'den ve Japonya'dan da insanlar vardı. Kentin daha güzel semtlerinde ise işte sözünü ettiğim bu göçmenler yaşıyorlardı.




Lima'nın ılıman bir iklimi var, kışları minimum sıcaklık  + 10 C°, yazları maksimum  + 30 C° aralığında bulunuyor. Lima kurak bir şehir, yağmur pek yağmıyor. Düzlüklerin bittiği yerden başlayan tepelerin kupkuruydu ve bu tepelerin sürekli bir erozyona uğradığını gözlemledik.


Fotoğrafta aslen İtalyan kökenli olan rehberimiz Roxanna ve oğlu July ile yemekteyiz. Onlar sayesine Peru mutfağını denedik. Bu konudan "Peru Genel ve Faydalı bilgiler" yazımda söz edeceğim.
Şehirde çok miktarda müze olmasına karşın, biz sadece Altın Müzesi'ne gidebildik. İşte bir geziye tur ile katılmanın bedellerinden biri de buydu. Yalnız veya birkaç arkadaşımla yaptığım daha uzun süreli gezilerde, daha özgür, halkla içiçe ve çok daha fazla yeri görme olanağım oluyor. Bu nedenle turla gitmeyi sevmiyorum.




Burada sergilenen altınlar ve gümüşler İnkalar tarafından güzel biçimlendirilmiş. Değerli malzemeler sembolik ve dekoratif parçalar halinde işlenmiş ancak asla para olarak kullanılmamış. Özel sektöre ait ve işletilen Mujica Gallo 8.000'den fazla altın, gümüş ve yaldızlı bakır eser sergileniyor.

Müzede İnkalar döneminden kalan, İspanyolların bulup da götüremediği altınlar sergileniyordu. Rehberimiz, "İnkaların altınları ya İspanya'da ya da İspanyolların batan gemileri nedeniyle denizin dibinde", dedi. İspanyollar buranın zenginliklerini çok iyi sömürmüşler.



Burada ciddi bir bakır rezervi de bulunuyor, bu da İspanyolların burası için iştahını kabartan ikinci neden.

Plaza de Armas;


Lima'nın merkezinde, koloni döneminden kalan bir meydan ve bu meydanı çevreleyen muhteşem binalar bulunuyor. Unesco burasını, Dünya Miras Alanı ilan etmiş. Bunların en önemlileri,  Plaza de MayorSan Fransisco KatedraliTorre Tagle Sarayı, Belediye Sarayı, Birlik Sarayı.





Meydandaki Hükümet Sarayı, aynı zamanda Pizarro Sarayı olarak da biliniyor.  Şehir bu meydanda 18 Ocak 1535'te İspanyol Francisco Pizarro tarafından kurulmuş. Pizarro'nun  Lima Katedrali'nde suikast ile öldürülmesinden sonra saray, Peru'nun valileri tarafından konut olarak kullanılmış. Peru'nun bağımsızlığından sonra  da, Peru Devlet Başkanları tarafından kullanılmaya başlanmış. 

Öğle saatlerinde burada bulunanlar, Húsares de Junín Alayı muhafızlarının üniformalarını (Bağımsızlık savaşında kullanılan üniformalar) değiştirilmesi seromonisini izleyebiliyorlarmış. Ancak biz bu seromoniye denk gelemedik.

Lima Belediye Binası;


Lima Belediyesi, Hükümet Sarayı'nın solundaki muazzam balkonları olan sarı renkli bir bina. Belediyenin içinde Pancho Fierro adında bir sanat galerisi bulunuyor.


San Fransisco Katedrali;



Burası gerçekten çok güzel mimariye sahip bir yapı. İçinde bulunan kütüphanede, 25.000 civarında antik eser sergileniyor. Bodrumunda ise, önemli din adamlarına ait mezarlar bulunuyor. Binlerce iskelet kemiği ve kafatası  sergileniyor. İçerisi karanlık ve nem kokulu. Kasvetli bir mekandı, pek sevmedim doğrusu.


Bu kasvetli ortamdan çıkıp, kentin Pasifik Okyanusuna dik yamaçlardan oluşan kıyısında ilerledik. Burada sıralanan, restoran, kafe ve barlarda oturarak akşam üzeri güneşin Pasifik Okyanusu üzerinde batışı keyifle izlenebiliyor. Biz de, özellikle turistlerin merakla izledikleri bu güneşin okyanus üzerinde batışı olayını, fotoğrafladık. Bizim gibi bir çok turist Pasifik Okyanusu üzerinde güneşin batışını ilk kez izliyordu ama Lima'lılar için bu günlük sıradan bir olaydı.
Bu sırada suyu soğuk ve çok dalgalı okyanusta, denize yüzmek amacıyla gireni görmedik. Sadece bu dalgalı denizde sörf yapanlar bulunuyordu. 
     
Kentin güney bölümünde entellektüel, yazar, müzisyen gibi sanatçıların da yaşadığı bir bölge var. Bu bölgeye de gittik ama orada sokak müziği yapan bir sanatçının dışında bir başka sanatçı, entellektüel ve yazar ile tanışma şansımız olmadı.


Bir günde bir şehri ancak bu kadar gezip görebildik. Artık otele dönüp dinlenme zamanıydı, yarın yolumuz Cusco'ya......

1 yorum:

Unknown dedi ki...

umarım bizde görebiliriz